"Prenses… Esme?"
Ve Hannah, bir yabancının daha kapüşonunu açtığı için utançla başını bir kez daha öne eğdi. Esme'yle daha önce tanışmıştı elbette ama sadece uzaktan. Masası olmayan gruptaki insanlardan biri de olabilirdi pekalâ.
"Ö... özür dilerim, yine yanlış kişiyi buldum... sikeyim," Hannah'nın sesi son kelimeye geldiğinde adeta bir fısıltıya dönüştü. Tam tekrar yerine dönmek üzereydi ama bunun yerine Esme'ye bakmak için döndü,
"Şimdi... iyi misin?"
Esme, Yeni Theran'dan sağ kurtulan tek kişiydi ve hayatta kalması onun aslında ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtıydı. Ancak son beş yılda Hannah'nın onu gördüğü anlar boyunca her zaman ya uyuyor ya da konuşamayacak veya yürüyemeyecek kadar zayıf bir halde oluyordu—Hannah onu... kırılgan olarak görüyordu.
Riley'nin yaptıklarının bir sembolü.
"İyi değilim, Diana'nın kızı," Esme, Hannah'yla konuşurken yana doğru baktı, "Şu an bile EDP'nin etkilerinin derimde dolaştığını hissedebiliyorum."
"O zaman... neden buradasın?" dedi Hannah usulca, "Dinleniyor olman gerekirdi."
"Yorgunum, evet. Ama fazlasıyla dinlendim zaten," Esme başını iki yana salladı, ardından ayağa kalkıp herkese aslında ne kadar uzun olduğunu hatırlattı—midesi neredeyse Hannah'nın yüzüne çarpacaktı ve çarpmamasının tek nedeni... çok, hem de aşırı derecede zayıf olmasıydı,
"Hel'in aksine, ben babamın imparatorluğundan sağ kurtulan tek kişiyim—atalarımın inşa ettiği şeyi diriltmek ve halkımı toparlamakla yükümlüyüm."
Esme'nin ses tonu eskisi kadar tekdüzeydi ama sağır bir adam bile sadece nefes alışverişinden ne kadar zorlandığını duyabilirdi. Yine de gözlerindeki parıltı herkesin onun kararlılığını görmesi için yeterliydi.
"Diriltmek..." diye fısıldadı Hannah.
"Bunu nasıl yapmayı planladığımı sormak istiyorsun galiba, Diana'nın kızı?" Esme başını yana eğdi, "Halkımdan geriye kalan tek kişi benken imparatorluğumu nasıl yeniden inşa edeceğim?"
"...Evet?" Hannah başını salladı. Kardeşinin onun halkının ölümünde parmağı olduğunu kendisine hatırlatmaya çalışmakla zihni fazla meşgul olduğu için, aslında bunu pek merak etmiyordu.
"Birinin DNA'sının yapısı umurumda değil," Esme başını iki yana salladı, "Kraliçe Adel'in aksine, geriye hiç halkım kalmadı, bunu çoktan kabullendim—ve en başından beri, themarian'ların geri kalanından farklıyım. Ben sadece imparatorluğumu yeniden inşa etmek istiyorum, katılmak isteyenlere kapımız açık...
...sana bile, Riley'nin kız kardeşi."
"Hm..." Hannah bir kez daha sadece başını sallamakla yetinebildi. Ona söyleyecek şeyler düşündü ama ağır bir nefes alarak oradan uzaklaştı. Tabii ki Kraliçe Adel'e de selam vermeden gitmedi. Ancak Adel, Evaniel Kraliçesi ile... medenice bir tartışma yürütmeye devam ederken onu tamamen görmezden geldi.
"Diğer Mega—Edith nerede?" Hannah pek yerine dönmedi, sadece Silvie'ye yaklaştı, "Onun katılacağından emindim."
"Ah, Kraliçe Adel onun katılmasına pek izin vermedi," Silvie olabildiğince sessiz fısıldamak için Hannah'ya daha da yaklaştı.
"Ne? Yani Kraliçe Adel bir kızını daha mı terk etti?" Hannah ise öte yandan sesini hiç alçaltmadı.
"Şşşt!" Silvie, Hannah'yı hızla salonun karanlık kısımlarına doğru çekti, "Hayır—ve lütfen sesini alçalt, takımda zaten yeterince gerginlik var. Şey... sanırım biz bir takımız? Herkes kendi kafasına göre takıldığı için tam olarak bilmiyorum."
"Evet, belli oluyor," Hannah themarian'ların masasına göz attı, sadece onların da kendi kafalarına göre takıldıklarını gördü, "Peki o adam da kim?"
"Gerçekten bilmiyorum...?" Silvie tereddütle konuştu, "Son şampiyon olarak kimi seçeceğimiz konusunda zamanımız daraldığı için Kraliçe Adel onu öylece rastgele seçti. Ne kadar kaotik olduğu hakkında hiçbir fikrin yok."
"Annem, Megakadın ve Kraliçe Adel mi? Sanırım bir fikrim var," Hannah hafifçe kıkırdadı, "Neyse... Esme nasıl?"
"Güçlü," Silvie hiç tereddüt etmeden cevap verdi, "Görünüşünün ve tavırlarının seni kandırmasına izin verme Hannah. Şu an... nerflenmiş olsa bile, fiziksel olarak hâlâ en güçlü themarian."
"Nerflenmiş mi...? Senden duymayı beklemediğim bir kelime," Hannah bir kez daha kıkırdadı ama başını iki yana sallarken aniden durdu, "Nerflenmekten bahsetmişken, sizin ne sikime bu kadar uzun sürdü? Elemeleri ilk geçenler olarak bizimle olmanızı bekliyordum. Onun yerine... şuradaki şu tipler geldi."
"Şey..." Silvie, masasız bir şekilde bir araya toplanmış o tuhaf gruba baktı, "...Biz aslında pek dövüşmedik—Hayır, aslında hiçbir şey yapmadık, sadece diğer grupların bunun boşuna olduğunu anlayıp kendi kendilerine teslim olmalarına kadar bize vurmalarına izin verdik. Sanırım Yüce Irkların çoğu tam olarak böyle yapıyor."
"Hah, bu... aşırı pasif amına koyayım," diye iç geçirdi Hannah, "Ama sanırım içinde Megakadın ve Megakız'ın olduğu bir gruptan da bunu beklemeliydim."
"Dürüst olmak gerekirse... annenden çok korkuyorum."
"Annemden mi?" Hannah, Diana'ya bakarken alaycı bir şekilde güldü ama hızla arkasını dönüp Silvie'nin gözlerinin içine baktı, "Korkmalısın da. Kendisinin bir themarian olduğunu açıklamasından önce bile zaten korkutucuydu, onun etrafındayken dikkatli ol... ben daha—"
"Seni hiçbir şeye kilitlemedim."
"..." Diana aniden Hannah'nın arkasında belirince hem Hannah'nın hem de Silvie'nin gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Arkadaşın katı bir anne olduğumu düşünmeye başlayabilir," Diana dudaklarını kapatarak ufak bir kıkırdama kopardı, "Gerçekten katı biri olsaydım, o bozuk ağzını böyle serbestçe kullanabileceğini mi sanıyorsun?"
"Ben... ben aslında senin hiç katı olduğunu düşünmüyorum Diana," Silvie beceriksizce kıkırdamaya çalıştı, "Ben... senin gibi bir annem olsaydı çok şanslı olurdum."
"Oh..." Diana aniden Silvie'ye sarılırken kaşları hızla havaya kalktı.
"Anne, dur... bu utan—" Ve Hannah bir şey söyleyemeden, Diana onu da kendine çekip sarıldı.
"Sorun değil Silvie," Diana ikisine sarılırken birkaç kez başını salladı, "Aerith'in kötü bir anne olduğunu biliyorum ama ben buradayım... tamam mı?"
"Ben... ben hiç de bunu kastetmemiştim!" Silvie'nin gözleri bir kez daha faltaşı gibi açıldı, "Aerith öyle—"
Fakat ne yazık ki Silvie durumu düzeltemeden, başka bir grup daha galip geldi ve ortaya çıkarak gösterişli salona daha fazla ışık kattı... belki de gereğinden fazla ışık.
"Bu da ne bok böyle?" Hannah yeni gelenlere bakarken tek kaşını kaldırdı... ardından Hisar'a baktı, "Hisar! Ailen gelmiş."
"Lütfen kızına bunu yapmamasını söyle."
"Benzerlik... inanılmaz."
Hisar itiraz etmek istedi ama kimse onun tarafında görünmüyordu. Ve bu noktada o bile kendinden şüphe duymaya başlamıştı—nasıl duymasındı ki, az önce gelen şampiyonlar... gerçekten de kesinlikle ona benziyordu?
Proxina olarak bilinen ırk, Kadim Apo ve onun türüydü. Ve onlara dik dik bakan sadece Hisar değildi, onlar da Hisar'a bakıyorlardı.
"Yani..." Tempo, Hisar'ın yanına geldi, "...Diğerlerine hak vermekten nefret ediyorum Bay H, ama... sanırım sen bir uzaylı olabilirsin."
"Değilim."
"Endişelenme, bunda utanılacak bir şey yok. Ben de uzaylıyım, Amerikan vizem yok," Tempo gururla başını salladı.
"Bir dakika, ne!?" Hera elbette bunu duymuştu, "O zaman biz nasıl evlendik!?"
"...Ben Tempo'yum, sen de Hera'sın."
Ve kaos havası yavaş yavaş atmosfere karışmaya başlarken, giderek daha fazla şampiyon grubu ortaya çıkmaya başladı.
"Apo!? Buraya benden önce mi geldin!?" Poryanlar, Kadim S'adar'ın türü—hepsinin saçları diken diken ve kuyrukları da neredeyse gövdeleri kadar uzundu.
Xanixler, Yüce Irklara mensup ve ölmekte olan bir türdü. Vücutları, halklarının aslında tek bir bedene sahip olmaması bakımından oldukça özeldi. İnsansı bir şekle bürünüyorlardı ama aslında öyle değillerdi. Bedenleri, karınca büyüklüğünde minyatür uçan böceklerin birleşiminden oluşuyordu. Kısacası, halklarının her biri bir tür kovandı. Hannah onlardan elinden geldiğince uzak durmaya karar verdi.
Lyrinler, vücutları tamamen şeffaftı ve sadece tek bir organları görünüyordu—o da parlayan kalpleriydi. Hannah nedense onlardan büyülenmişti.
Biganlar, çimeni andıran saçları vardı; tenleri neredeyse kâğıt gibiydi. Rastgele sayıdaki kolları dışında insansı varlıklardı. Ve görünüşe göre, sadece kendi türlerini yiyorlardı; Hannah'nın bunu nereden bildiğine gelince, bunu oradaki herkese bizzat onlar söylemişti.
Gabiler, uzayın kendisinden bile daha karanlık bir tene sahiplerdi. Üzerlerine vuran ışık olmasaydı Hannah onları muhtemelen asla fark etmezdi—şu an bile dövüş oyunlarında kilitleri henüz açılmamış karakterlere benziyorlardı.
Giderek daha fazlası geliyordu ve çoğu insansı bir şekli paylaşsa da, herkes kendi çapında o kadar eşsizdi ki, Hannah her şeyin ipini tamamen kopardı ve sadece salonu dolduran tüm bu yeni insanlara bakakaldı. Ve şimdi, Turnuva'daki yerleri için hâlâ savaşmaya devam eden sadece iki grup kalmışken salon neredeyse tamamen aydınlanmıştı.
Tüm bu farklı ırkların bir araya gelişini gören Hannah, evrenin gerçekten ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu merak etmekten kendini alamadı...
...ve dışarıda hepsinin farklı versiyonlarının olduğu başka evrenler de mi vardı? Böyle anlarda... Hannah sadece Akademi'ye dönmeyi ve hiçbir şeyden haberi olmayan o çaylak günlerine geri dönmeyi diliyordu.
Ama sonra, etrafındaki diğer tüm ırklara bir kez daha bakarken, en başta neden orada olduğunu da yeniden hatırladı.
"Riley... hâlâ burada değil."
Ve salonda bir başka ışık daha belirip parladığında, herkes dönüp baktı...
...ve işte oradaydılar.
Norinladlar, tüm evrendeki en barışçıl tür.
"Tabii ki..." diye söylendi Hannah gözlerini devirerek,
"...o amına koduğum en son ortaya çıkacaktı."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!