"...Palyaço mu?"
İşte buydu.
Gary'nin giderek güçlendiği andan beri arayıp durduğu o his— tüm öfkesinin hedefini nihayet tam karşısında bulup içindekileri kusabilme hissi.
Çektiği onca aşağılanma.
Onca acı.
O acıyan bakışların hepsi.
Başlangıç noktası annesi olabilirdi ama onun derinliklerinde saklanan o canavarı asıl besleyip büyüten kişi Riley Ross'tu.
"O siktiğimin aptal kostümünü giyen sensin, Riley… Söyle bakalım, hangimiz palyaçoyuz?"
Riley omuz silkip bir adım öne çıkarken, "Senin olduğunu zaten söylemiştim, Gary," dedi. "Karanlıkgün kıyafetimi giyiyorum çünkü bir süper kahramanla savaşıyorum, bunun uygun olacağını düşündüm."
"Heh," Gary, Karanlıkgün'e bakarken sadece sırıttı. İnsan şeklindeki bu boşluğa her baktığında hep bir korku ve dehşet hissetmişti. Kafasının içinde sürekli, benliğinin her bir zerresine sadece kaçmasını ve arkasına bile bakmamasını söyleyen bir çınlama olurdu.
Ama şimdi, geriye kalan tek şey hissettiği öfkeydi. Ancak yakında, Riley Ross'u varoluştan tamamen sildiğinde o da yok olacaktı.
"Daha da güçlendim, Karanlıkgün— annemden bile daha güçlüyüm," diye ufak bir kahkaha attı Gary.
"Bundan pek emin değilim, Gary," diye başını iki yana salladı Karanlıkgün; kaskı, şehri kaplayan alevlerin ve közlerin hiçbirini yansıtmıyordu,
"Aerith'in seninle gerçekten ciddi bir şekilde dövüştüğünü mü sanıyorsun? Themarianlar isterlerse gezegenleri yok edebilirler. Evaniel'lerin en başta neden izlediğini sanıyorsun?"
"...Benim bunu yapamayacağımı mı sanıyorsun?" Gary'nin yüzündeki gülümseme yavaşça soldu.
"Yapamazsın, Gary," Karanlıkgün'ün kaskından sızan gürültülü bir iç çekiş duyuldu, "Çünkü zayıfsın."
"Biliyordum… Halüsinasyon görmüyordum," diyerek derin bir nefes aldı Gary; gözlerini kapatmadan önce karanlık gökyüzüne baktı, "Sen… antrenman salonundaydın."
"Ben değildim, Gary," Karanlıkgün başını iki yana salladı, "Ama klonlarımdan biri oradaydı."
"Duydunuz mu, Hannah… Silvie!? Kafayı falan yemedim amına koyayım!"
"Oh, bunun bir anlamı yok, Gary," Karanlıkgün'ün kaskından kaçan ufak bir kıkırdama duyuldu, "Bizi duyamayacaklar."
"...Şu senin binlerce sikko yeteneğinden bir diğeri."
"Hayır, sadece telekinezi," diyerek omuz silkti Karanlıkgün, ardından elini kaldırdı ve… kolunun etrafında dönen küresel bir boşluk yarattı. "Bu yetenekte öylesine ustalaştım ki kullanım alanı neredeyse sınırsız. Işık, ses, hava— hepsini kontrol edebiliyorum."
"Sana sormadım amına koyayım."
"Biliyorum. Sadece ihtiyacım olan tek yeteneğin gerçekten bu olduğunu bilmeni istedim, Gary. Diğerleri sadece… salon numarası, tıpkı senin gücün gibi."
"Klasik Riley," diyerek dişlerini sıktı Gary, "Her zaman bir serseri gibi en sakin ses tonuyla insanları kavuruyor."
"Kavurmak mı?" Karanlıkgün başını yana eğdi, "Bunu telekineziyle de yapabilirim. Ama en basit yolu ablamdan aldığım yetenekleri kullanmak."
"Neden her sike verecek bir cevabın var lan senin!?"
"Sadece bilmeni istiyorum, Gary…"
Ve sonra, aniden, Karanlıkgün'ün kaskı çok yavaş bir şekilde parçalanarak toza dönüştü— Riley'nin uzun siyah saçları rüzgarda dalgalanıyordu; ancak çok geçmeden, saçının her bir teli rüzgar hala esmesine rağmen dümdüz aşağı sarkarak öylece sabit kaldı.
"...Eğer bir themarian'ı taklit etmeye çalışmak yerine kendi yeteneklerinde ustalaşsaydın, potansiyeline gerçekten ulaşabilirdin. Isı görüşünün Silvie'ninkinden daha güçlü olduğunun farkında mısın?"
"...Sen bile bana ders mi veriyorsun?" Gary, Riley'nin doğrudan gözlerinin içine bakarken zoraki bir kıkırdamaya engel olamadı.
"Hayır, sadece ısı görüşünün pekala ana yeteneğin olabileceğini belirtiyorum, Gary. Süper gücün ve diğerleri sadece…
…senin salon numaraların."
"...Ne?"
"Bunu tanıştığımız ilk hafta hemen fark etmiştim," diyerek bir kez daha iç geçirdi Riley, "Hatta onu alıp almamayı bile düşünmüştüm."
"..." Gary'nin zihninde ilk sınıf aktivitelerinin anıları canlanırken gerçekten hiçbir şey söyleyemedi. Sanki başka bir hayatmış gibiydi… neden böyle olması gerekmişti ki?
"Bu kadar laf yeter oğlum," diyerek başını iki yana salladı Gary, "Hadi birbirimizi gebertelim amına koyayım."
"Pekala," diyerek başıyla onayladı Riley, "Ama başlamadan önce sana bir şey söyleyebilir miyim?"
"Hasiktir… Şimdi ne var? Harbi kötü adamsın he, çok fazla konuşuyorsun amına koyayım."
"Onu fark etmedin mi?" dedi Riley, Gary'yi, ya da daha doğrusu belini işaret ederek.
"Ha?" Gary ardından beline bakmak için döndü… ve sadece cebinden dışarı tırmanan bir şeyi gördü.
"!!!"
Gary anında her neyse onu vurarak uzaklaştırdı, ya da öyle sandı— o şey onun eline tutunmayı başarmıştı.
"...Bu da ne sikim böyle?" dedi Gary... bileğinde asılı duran minyatür bir Riley versiyonu gördüğünde.
"Akademi'den ayrıldığın andan beri seninleydi."
"...Ne?" Gary Küçük Riley'ye bakarken gerçekten sadece birkaç kez gözlerini kırpıştırabildi. Ancak gözleri buluşur buluşmaz, Küçük Riley'nin yüzüne çok ince bir sırıtış yerleşti.
"...Zayıfsın," dedi ardından Küçük Riley.
"Sen… sendin," Gary'nin kulaklarına fısıldayanın bu küçük şey olduğunu nihayet fark etmesiyle gözleri hızla fal taşı gibi açıldı. Ve Gary daha nasıl tepki vereceğini bilemeden, Küçük Riley ufalanıp toza dönüşerek yok oldu.
"Gerçek bir themarian bunu fark ederdi, Gary," dedi Riley, ardından gürültülü bir iç çekerek başını birkaç kez salladı. "Salon numaralarıyla ne demek istediğimi anladın mı, Gary? Sadece eğlence amaçlılar."
"Sen—"
"Eh, başlayalım mı o zaman?"
Ardından Riley'nin ayakları yerden kesildi; gözleri yavaşça aşağıya, Gary'ye bakıyordu, "Ayrıca, aslında bilmen gereken bir şey daha var…
…Altın Tilki aslında beni kurtarmak için araya girmedi, Gary."
"...Ne?" Riley'nin dudaklarının kenarlarının çok yavaşça yukarı kıvrıldığını gören Gary'nin gözleri hızla titredi.
Riley'nin bunu söylemesine bile gerek yoktu— yüzünde giderek büyüyen ve yavaş yavaş kulaklarına varan gülümseme, Gary'ye bilmesi gereken her şeyi anlatıyordu.
Bu an zihninde tekrar tekrar canlanıyordu. Ve Gary defalarca, Chihiro'nun neden Riley'yi savunmaya çalışacağını soruyordu kendine— savunmamıştı.
Riley…
…onu bir et kalkanı olarak kullanmıştı.
"Riley!"
Ve bununla birlikte, Gary fırlarken—hayır, doğrudan Riley'ye uçarken—ayaklarının altındaki zemin paramparça oldu. Ancak Riley, geriye süzülürken sadece fısıltı gibi bir kıkırdama koyverdi; hızı, Gary'nin uçuşuyla neredeyse tamamen aynıydı.
"Oh, artık uçabiliyor musun, Gary?" dedi Riley kıkırdamasını durdurmaya çalışarak, hatta geriye doğru uçarken ağzını kapattı. Ama ne yazık ki, gülümsemesinin genişliği yüzünden hiçbir şeyi saklayamıyordu.
"Artık seni de gebertebilirim amına koyayım!"
Kendisiyle Riley arasındaki mesafe kısalmaya başlarken Gary yumruğunu sıktı. Ve çok geçmeden, yolunu kapatan sadece bir metrelik bir boşluk kalmıştı.
"Gördün mü, Riley!? Saniyeler geçtikçe güçleniyorum!"
"Biliyorum, Gary," diye başını salladı Riley kollarını iki yana açarken, "Gel, sahip olduğun şu gücü göreyim."
"Bana ne yapacağımı söyleme lan!" Gary aralarındaki kalan mesafe de kapanırken bir kükreme kopardı; ve bunu yapar yapmaz yumruğunu serbest bırakıp doğrudan Riley'nin yüzüne doğru savurdu.
Ama yumruk Riley'ye çarpamadan, aniden yana çekildi.
"Kork—" Ve Gary sözlerini bitiremeden, yumruğu… bir evaniel'in yüzünü darmadağın etti.
"..." Ardından Riley süzülerek Gary'nin arkasına geçti; iç çekişleri Gary'nin kulaklarına fısıldıyordu, "Dünya'nın misafirlerine böyle davranılmaz, Gary."
"!!!"
Ve aniden, onları uzaktan izleyen evaniel'ler şimdi hemen altlarında duruyordu; hepsinin gözleri Gary'ye bakıyordu. Saçları ve dövmeleri parlamaya başlıyordu, ama herhangi bir şey yapamadan—
"Durun!"
Prenses Vera ortaya çıktı,
"Hepiniz yerlerinize dönün! Biz burada sadece gözlem yapmak için bulunuyoruz!"
Ve bunu söyler söylemez, evaniel'ler geldikleri hızla ortadan kayboldular.
"İnsanlarımı öldürmenden hiç hoşlanmadım," diyerek çok uzun ve sesli bir iç geçirdi Vera. Ama Gary'ye bakmak yerine—
"Biz bu işin içinde değiliz, Riley. Ve öyle kalmasını tercih ederim."
—Riley'ye bakıyordu.
"..." Riley de bir iç çekmeden önce Vera'nın sert bakışlarına sadece karşılık verebildi,
"Pekala. Sizi daha ileri bir tarihte başka bir şeye dahil edeceğim."
"Kimin kimi dahil edeceğini göreceğiz, Riley Ross," diye göz kırptı Vera, ardından o da ortadan kaybolarak Dr. Vella'nın yanındaki asıl yerine döndü.
"Sen…" Ve o kaybolur kaybolmaz, Gary'nin köpüren sesi havada bir kez daha fısıldadı, "...Neden kadınlar içgüdüsel olarak sana çekiliyor, Riley!? Bu da mı senin yeteneklerinden biri!?"
"Sanırım yaratıklar doğaları gereği kötülüğe çekiliyorlar, Gary," diye omuz silkti Riley.
"Geber!" Gary tüm şehirde yankılanan bir kükreme kopardı; yumruğunu bir kez daha Riley'ye doğrultarak ona doğru uçtu…
…ya da en azından olmasını beklediği şey buydu.
"Oh, bana doğru mu uçmaya çalışıyordun, Gary?" Riley başını eğip sadece Gary'ye baktı, "Özür dilerim, fark etmemiştim."
"K… kapa çeneni! Ben… sadece uçmaya alışkın değilim!"
"Bunun sebebi aslında uçmuyor olman, Gary."
"...Ne? Ne diyorsu— Hıh!" Ve Gary sözlerini bitiremeden, boynunun doğrudan Riley'nin avucuna doğru sürüklendiğini hissetti.
"Aslında bunun biraz daha devam etmesini istiyordum ama sonra Aerith'in seni gerçekten öldürmeyeceğini fark ettim," diye iç çekti Riley, Gary'nin boynundaki tutuşu sıkılaşırken, "Çünkü benim gibi o da güçlerinin tam kontrolüne sahip. Sana ne yaptırırsam yaptırayım seni etkisiz hale getirebilecektir."
"N… ne diyorsun sen?"
"Yalan söyledim diyorum, Gary. Sen aslında bir palyaço değilsin," Riley doğrudan Gary'nin gözlerinin içine baktı, "Sen bir kuklasın. Gerçi, senin durumunda sanırım…
…bir Kukla Hükümdar."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!