Kahin öldü.
MEGAN'ın bunu aniden tüm kampüste yayınlamasından bu yana, neredeyse 3 gündür Akademi'nin bir numaralı gündem maddesi buydu. Başlarda kimse buna inanmamıştı. Ancak aradan 3 gün geçmesine ve Kahin'den hala bir iz olmamasına rağmen, öğrencilerin büyük çoğunluğu artık gerçekten ters giden bir şeyler olduğuna inanmaya başlamıştı.
Öğrenciler eğitmenlere MEGAN'ın söylediklerinde doğruluk payı olup olmadığını sorup duruyorlardı– ancak Akademi personeli yorum yapmayı reddediyordu; eğitmenler sadece eğitime odaklanmaları gerektiğini söylerken, diğer personel üyeleri konudan açıkça kaçınıyor– Umut Loncası ve Karagün arasındaki savaşın enkazını toparlamakla hala çok meşgul olduklarını söylüyorlardı.
Öğrenciler dış dünyadan da hiçbir haber alamıyorlardı. Üstelik artık ebeveynleri de Akademi'nin içindeyken... sanki gerçekten içeride hapsolmuş gibiydiler; buna Akademi dışında hiçbir etkinlik yapmadıkları gerçeği de eklenince– burası bir hapishaneye... ya da en azından bir manastıra benzemeye başlamıştı.
Hayır, hiçbir etkinlik yapmamışlardı.
En adı çıkmış 1-V Sınıfı da dahil olmak üzere her sınıf için durum aynıydı. Belki de hiçbir etkinliğe katılmamaya katlanabilmelerinin tek nedeni yeni bir danışmanlarının olmasıydı. Onlara geçmiş hakkında anlatacak hikayeleri ve dersleri hiç bitmeyecekmiş gibi görünen– gelecekte olacaklar için ilham almalarına yardımcı olan bir danışman.
[Kahin öldü.]
Ancak yine de, okul hayatlarının bir kez daha normale döneceğini düşündükleri her an– MEGAN onlara Kahin'in öldüğünü hatırlatıyordu.
"Sınıfımda telefonlarınızı kapatırsanız sevinirim."
"Ö... özür dilerim."
Şaşırtıcı bir şekilde, telefonu hala açık olan kişi Silvie'ydi. Ve onun haberi olmasa da, elinde tuttuğu telefon aslında yeniydi– Riley Ross Akademiden kendi telefonunu alırken onunkiyle değiştirmişti.
Evet. Sonunda, Akademi'de geçirdiği yarım yılın ardından Riley Ross nihayet kendi telefonunu almaya karar vermişti. Ve ona sahip olduğu 3 gün boyunca, Gary'den sürekli spam mesajlar aldığı için onu gerçekten kullanmaya pek fırsat bulamamıştı... Gary ona sürekli üzerinde yazılar olan rastgele görseller gönderip duruyordu.
Ve sadece o da değildi, nedense Hannah bile kedi fotoğrafları gönderiyordu. Kahin hakkında konuşmak için aramıştı ama konunun üzerinde pek fazla durmamıştı.
Sonuçta, Kahin'e gerçekten bir şey olmuş olsaydı, babaları kesinlikle panik içinde oradan oraya koşturuyor olurdu. Ne de olsa Kahin onun en yakın arkadaşıydı. Ona kötü bir şey olsaydı öylece boş boş oturmazdı.
Belki de okumaya değer tek mesaj, bazı haberler gönderen Tomoe'den geliyordu; o kadar önemli olmasalar da en azından bir nevi işe yarıyorlardı.
Silvie'ye gelince, ona gönderdiği tek şey, tek ama biraz uzun bir mesajdı–
'Biriyle konuşmaya ihtiyacın olursa diye buradayım. Ailendeki sorunlar yüzünden birilerine ulaşmanın senin için zor olduğunu biliyorum ama psikoloji ve terapistlerle ilgili videolar araştırıyordum ve her zaman konuşacak birinin olmasının önemli olduğunu söylüyorlar. Yani... senin için buradayım, her zaman.'
–şeklindeydi mesajı. Buna Riley'nin cevabı 'Tamam?' olmuştu.
Birkaç saat sonra bir cevap daha göndermişti ama Riley onu şu ana kadar okumamıştı. Her neyse, görünüşe göre birkaç dakikada bir ona bakıp durmasına değecek kadar önemliydi. Silvie kendisi hakkında öğrendiği gerçekler pek de önemli değilmiş gibi davranmak için elinden geleni yapıyordu ama gerçekte, Bebek Ekibi'nin geri kalanı onun etrafında adeta diken üstünde yürüyorlardı.
Bir klon olduğunu keşfetmek ve sonra aileden saydığın tek kişinin seni öylece terk etmesi mi? En güçlü insanlar bile darmadağın olurdu.
Katherine'de de onun numarası vardı ve Katherine'in kendi telefonuyla çektiği birlikte birkaç fotoğraflarını göndermesi dışında, pek fazla konuşmamışlardı.
Ne de olsa, onların konuşmaları genellikle daha... gizli saklı olmalıydı.
[Kahin öldü.]
Ve bir kez daha, Hisar dersine devam ederken– MEGAN'ın sesi bir kez daha tüm odayı sardı. Herkes dönüp Silvie'ye baktı, o da hızla başını iki yana sallayarak kendisi olmadığını söyledi.
"..."
Hisar sınıfına bakarken sadece küçük ama çok derin bir iç çekebildi. Ancak birkaç saniye sonra başını iki yana salladı ve ellerini çırptı.
"Sanırım hepimiz için bunun neyle ilgili olduğunu görmenin vakti geldi," dedi Hisar ardından, "Bu sınıfa bir ödev vereceğim... ve Akademi'den ayrılmanıza izin veriliyor."
"Ne!?"
Ve Hisar'ın sözleriyle öğrencilerin gözleri bir kez daha parladı. Sonunda yapacak bir şey çıktı diye düşündü hepsi.
"Ama... dışarıdaki yollar onarılana kadar dışarıdaki Etkinliklerin şu anda askıya alındığını sanıyordum?"
"Eminim hepinizin dışarı çıkmasına izin verecek izni alabilirim," diye belirtti Hisar. Ardından birkaç saniye tabletinde bir şeylere dokundu ve yanındaki dev ekran aydınlandı.
"Göreviniz bu çocuğu bulmak," dedi Hisar ardından ekrana yansıtılmış bir fotoğrafı– Kahin'in fotoğrafını işaret ederek, "Bildiğimiz kadarıyla, birileri onu en son bir hafta önce gördü, bu yüzden o zamandan beri kayıp olduğunu varsaymanız gerekiyor. Nerede olduğuna dair Akademi'nin içini araştırabilirsiniz– ama burada bir şey bulabileceğinizden şüpheliyim. Bu yüzden şu andan itibaren dışarı çıkmakta özgürsünüz.
Size bir hafta veriyorum."
Sınıfı hızla fısıldaşmalar ve mırıltılar doldurdu; öğrencilerin çoğu hızlıca Kahin hakkında araştırma yapmaya başlamıştı. Çoktan her zamanki gruplarıyla bir araya toplanmışlardı; yeniden Akademi dışında birlikte biraz vakit geçirebilecekleri için gülümsüyor ve heyecanlanıyorlardı.
Ama ne yazık ki, Hisar'ın tek bir cümlesiyle heyecanlarının yarısı tuzla buz oldu.
"Kusura bakmayın...
...Ama bu sefer takımlarınızı ben seçeceğim."
***
"..."
"..."
"T... tamam, bu siktir boktan işi yapıyor muyuz yapmıyor muyuz!?"
Riley Ross, Bella Jackson ve Daniel Espinoza– bu Riley'nin şu anda içinde bulunduğu takımdı. Hisar takım kompozisyonlarını rastgele seçmemişti ve herkesin yapabileceklerini baz almıştı ama...
"Neden iki telekinetik var!?" Danny, biri metali kontrol edebilen, diğeri ise... kaşık ve çatalları havada uçurmada usta olan takım arkadaşlarına bakarken kısa bir çığlık atmadan edemedi.
"Eğer Tomoe burada olsaydı, bu muhtemelen tüm sınıftaki en çeşitli takım olurdu! Ne bu duyar kasma boku!?"
"...Oğlum, seni her gördüğümüz lanet olası seferde neden hep bağırıyorsun?" Bella Daniel'a kaşlarını çatarken sadece başını sağa sola sallayabildi.
"Bu doğru!" diye kükredi Daniel, "Sen siyahisin, ben Meksikalıyım... ve bu beyaz çocuk da hayatında görebileceğin en beyaz insan falan!"
"N–"
"Bir de lezbiyen gibi olmandan bahsetmiyorum bile!" diye devam etti Daniel, Bella'yı işaret ederek, "Hisar bizi aynı takıma koyarken ne düşünüyordu ki!?"
"...Bitti mi, zen– kanka?" Bella bir kez daha gözlerini devirdi, "Eğer bittiyse, bu kadar histerik olmayı bırak çünkü insanlar etrafımızda toplanmaya başlıyor."
"O kelimeyi söyleyecektin, değil mi!?"
Üçlü şu anda New York'ta bir yerdeydi. Kostümlerini giymiyorlardı ve sadece günlük kıyafetleriyleydiler; Riley tanınmamak için bir şapka ve güneş gözlüğü takıyordu. Ama Daniel'ın bütün kelimelerini bağırarak söylemesiyle, insanlar gerçekten onlara dik dik bakmaya başlamıştı.
Burada olmalarının nedenine gelince... hiçbir nedeni yoktu. Üçü, en başından beri ellerinde hiçbir ipucu olmadığı için gidecekleri yeri tamamen rastgele seçmişlerdi.
Riley sırf bu Etkinlik için puanlarıyla bir minibüs satın almıştı ve aralarında ehliyeti olan tek kişi Bella olduğu için şoförlüklerini o yapıyordu.
"Şu biraderi burada bırakıp kendi yolumuza gidelim, Riley," dedi Bella ardından Daniel'ın duyduğundan emin olarak yüksek sesle içini çekerken.
"Siz ikiniz nereye gidiyorsunuz ki!? Daha ne aradığımızı bile bilmiyoruz!"
"Kahin'i arıyoruz, geri zekalı falan mısın nesin?"
"Evet, ama cesedini mi arıyoruz yoksa–"
Ve Daniel sözlerini bitiremeden Bella hızla onun ağzını kapattı; sözlerinin boğuklaşmasına neden oldu, "B... bırak!"
"Şşş! Halk burada ne yaptığımızı bilmiyor, bunu bütün dünyaya ifşa ederek ne yapmaya çalışıyorsun!?" diye kükredi Bella,
"Ayrıca neden sürekli bağırıyorsun!?"
Birkaç saniye sürdü. Ama sonunda Bella, Daniel'ı sakinleştirmeyi başardı. Üçlü, şimdi bir kafenin dışında sessizce konuşuyordu.
"Ya Karagün buradaysa? Yeniden aktif değil mi? Belki de Akademi'nin içinde kalmalıydık?"
"Kanka, her boku kafaya takmayı bırakır mısın?" Bella iç çekti, "Karagün kendini sadece kırk yılda bir gösterir, ve daha bir hafta önce Umut Loncası'nın kıçına tekmeyi bastığı için– onu yakın zamanda göremeyeceğiz."
"Nasıl bilebi–"
"O haklı, Daniel Espinoza."
Ve nihayet, başından beri sessiz olan Riley sonunda ağzını açtı, "Karagün şu anda emekli oldu. Bir hafta önceki ani ortaya çıkışı bir yanlış anlaşılmaydı."
"...Neden ikiniz de Karagün'ü tanıyormuşsunuz gibi konuşuyorsunuz?" Daniel dilini şaklattı, "Belliydi zaten... ikiniz de psikopatsınız. Kahrolası telekinetikler."
"Sen hayatımda tanıdığım en ayrımcı insansın, sadece bunu bilmeni istedim."
"Yetti bu kadar boktan muhabbet," diye mırıldandı Daniel ardından, "Aramaya nereden başlayacağız bi–"
"MEGAN, Kahin'in yakınlarında bir yerde miyiz?"
"Aynen, o da işe yarardı zaten. Yemin ederim siz Afro-Amerikalılar çok tembe–"
[Öncesine göre daha yakın.]
"..."
"..."
"...Ne siktir dönüyor lan?"

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!