Akademi'nin yeraltındaki geniş ve uzun koridorlarında patırdayan telaşlı ayak sesleri; sahiplerinin huzursuzluğunu yansıtırcasına adeta sonsuz bir şekilde yankılanıyor-- sadece onun hüsran dolu iç çekişleriyle bastırılabiliyordu.
Hannah'nın Riley ile birlikte onun götürüldüğü yere-- Akademi'nin şüpheli derecede derinlerindeki bir yere gitmesine izin verilmişti. Ancak tek kelime dahi etmeden onu ve korumaları takip ederken bu umurunda bile değildi. Fakat belirli bir odaya ulaştıklarında, korumalar içeri giremeyeceğini ve sadece beklemesi gerektiğini söyleyerek onu engelledi.
Sadece beklemeliydi... ve bunun üzerinden bir saatten fazla zaman geçmişti, diye düşündü Hannah hüsranı uzun koridorda bir kez daha gezinirken. Adımları sadece Gary ve diğerlerini durum hakkında bilgilendirmek için duruyordu ama ortada gerçekten de olan biten hiçbir şey olmadığı için onlara en fazla mesaj yoluyla hüsranını kusabiliyordu.
Ama nihayet, tamamen delirmesine birkaç dakika kala, adımları artık yalnız değildi. Odaya yaklaşanların kim olduğunu görmek için gözlerini kıstığında, Beyazkral ve Katherine'i ve sadece Akademi'nin diğer personelleri olduğunu varsayabildiği kişileri gördü.
"Baba!" diye bağırdı ardından Hannah, "Neler oluyor!? Neden girmeme izin vermiyorlar!?"
"Şimdi sırası değil, Hannah," Bernard kızına sakin olmasını işaret ederken sadece başını iki yana sallayabildi.
"R... Riley'nin başı dertte mi!?" Ancak Bernard'ın yolunu kesmeye devam eden Hannah'nın umurunda değil gibiydi, "Kesin bir şey olmayacak, değil mi? Yani... Bu... Bu anasını satayım Süperler için bir okul. Ne... ne bekliyorlardı ki, bir sıyrık falan mı? Elbet er ya da geç birileri yara--"
"Biri öldü, Hannah," Bernard ardından Hannah'yı nazikçe kenara iterken uzun ve derin bir iç geçirdi, "...Ve çocuğun ebeveynleri birazdan burada olur."
"B... bu..." Hannah sadece yutkunabildi, "Onun... onun suçu değil, baba."
"Biz de tam olarak bunu konuşmak için buradayız," dedi ardından Bernard arkasındaki diğer insanlara bakarak, "Hadi içeri geçelim."
"B... bekl--"
Ve Hannah daha sözlerini bitiremeden, gümüş kapı yüzüne kapandı.
"..." Ve birkaç saniye sonra, bedeninin yapmak istediği tek şey içindeki hüsranı dışarı atmaktı... ve bunu Akademi'nin güçlendirilmiş duvarını yumruklayarak yaptı.
"..."
"Aaaaah!" Hannah ardından yaşına hiç yakışmayan tiz bir çığlık kopardı-- aptalca yumrukladığı güçlendirilmiş duvarları neredeyse sarsacak kadar yüksek bir sesti. Çığlıkları telefonunun çalmasıyla bölündü-- öfkeyle onu fırlatıp atmak istedi ama arayanın annesi olduğunu görür görmez ilk içgüdüsü aramayı reddetmek oldu.
"...Kahretsin," diye fısıldadı Hannah ardından saniyeler geçtikçe ağırlaşan nefesleriyle,
"Siktir... Amına koyayım!"
"Görüyorum ki kelime dağarcığın her zamanki gibi renkli."
Hannah'nın çığlıklarını sakin bir ses izledi ve onun hafifçe geri adım atmasına neden oldu; ama onun kim olduğunu görür görmez kaşları hızla havaya kalktı.
"B... Bay P!" diye hızla kükredi ardından Hannah, "Eğer... Eğer sizseniz bir şeyler yapabilirsiniz, değil mi!?"
Ama ne yazık ki, yalvaran ses tonuna rağmen Kahin'in ona verdiği tek cevap başını iki yana sallaması oldu.
"Siz... siz Müdürsünüz! Bir şeyler yapın!"
"Akademi'de ayrıcalık yapılmaz, bunu biliyorsun," diye iç geçirdi Kahin kapıya doğru ilerlemeye devam ederken.
"Ama--"
Ve Hannah sözlerini bitiremeden, Kahin parmağını dudaklarına götürdü ve Hannah'yı susturdu, "Eminim yapabileceğimiz bir şeyler vardır," dedi ardından odaya girmeden önce ufak bir gülümsemeyle.
"..."
"..." Ve böylece Hannah koridorda bir kez daha yalnız kalmıştı. Ancak yalnızlığı uzun sürmedi, zira koridorda başka ayak sesleri yankılandı.
Ve telaşlı adımlarının ağırlığına ve ritmine bakılırsa, bunlar Shomari'nin ebeveynleriydi. Aile Villası bulundukları yere yakındı, ama yine de zahmet çekmeden yürüyerek gelinebilecek bir mesafe değildi.
"..." Muhtemelen onlar da oğulları hakkında haber bekliyorlardı. Ve Hannah yüzlerindeki o kederli ifadeyi görür görmez tek yapabildiği başını yana çevirmek ve gözlerini kapatmak oldu; göz göze gelme düşüncesiyle yüzünü buruşturdu.
Hannah artık ölüleri görmeye alıştığını sanıyordu... ama geride kalanların o ifadelerini görmek çok daha... şiddetli bir acı veriyordu.
Ve kapanan kapının sesi kulaklarında fısıldadığında, sonunda gözlerini açabildi-- bacakları yavaşça pes ederken sırtını duvara yasladı.
Ve ağzından dökülebilecek yegane kelimeleri bir kez daha fısıldadı--
"...Hay sikeyim böyle işi."
***
Birkaç dakika önce, içerideki durum da hiç parlak değildi; Bernard ve diğerleri kendi aralarında fısıldaşıp tartışıyorlardı. Olan bitenin videosu ekrandaki devasa monitörde oynatılıyor gibiydi ama şu an duraklatılmıştı.
Ve grup durumu tartışırken, Katherine gözlerini, kendisine tahsis edilen masada tek başına oturan ve gözlerini monitöre dikmiş olan Riley'den alamıyordu.
"..."
"..."
Grup, nihayet açılan kapının sesi sözlerini anında yatıştırana kadar kendi aralarında fısıldaşmaya devam etti; içlerinden biri hızla monitörü kapattı.
"Bizim Shomari'miz... Nerede bizim Shomari'miz!?"
Annenin sözleri hızla tüm odada yankılandı, aksanı kalbinde sıkışıp kalan ağırlığı yansıtıyordu. Ebeveynlere ilk yaklaşan Bernard oldu, ikisinin de omuzlarını dikkatlice sıvazladı.
"Lütfen... önce bir oturun," dedi Bernard uysalca. Ancak bu sözler, ikisi de yere yığılırken anne babanın kalplerindeki ağırlığı daha da artırmaktan başka bir işe yaramadı; annenin feryatları, içerdiği onca acıyla kulaklarını sağır etmeye yetiyordu.
Bernard geride kalanların feryatlarına alıştığını sanıyordu... ama şimdi trajedinin diğer ucunda kendi oğlu varken, bu... onu çok daha farklı vurmuştu.
Hem annenin hem de babanın sakinleşmesi neredeyse on beş dakika sürdü; Bernard ve diğerleri ağızlarından çıkacak çoğu kelimenin faydasız olacağını bildikleri için pek bir şey söylemediler.
Elbette, Mega Akademi bu tür bir senaryo için çoktan hazırlık yapmıştı, ama şimdi başlarına geldiğinden... aldıkları hiçbir eğitimin bir anlam ifade etmediğini fark ettiler.
"B... ben Shomari'mi görmek istiyorum," diye sızlandı ardından anne, kocasıyla birlikte bir yere otururken, "Güzel oğlumu görmek istiyorum, lütfen."
"Onu... yakında görebileceksiniz," diye mırıldandı Bernard, "Biliyorum, bunu benim söylemem kırıcı gelebilir... ama ben şahsen özür dilemek i--"
"Sözlerine ihtiyacım yok benim! Oğlumu ölümden geri getir!" Bu kez konuşan babaydı, sesi yüksek ve ıstırap doluydu, gözlerinden fışkırmak isteyen yaşları durdurmaya çalışırken sesi çatlıyordu, "Sizin güçleriniz var! Bir şeyler yapın!"
"O işler--"
"Aslında sizinle bir şey konuşmak için buradayız."
Ve Bernard başka bir şey söyleyemeden Kahin iki ebeveyne yaklaştı, "Oğlunuzun ölümünün videoları... yakında haberlerde ve sosyal medyada yayılabilir."
"N... ne?"
Kahin'in sözlerini duymak, Akademi personeline bön bön bakan ikiliyi hızla yatıştırdı, "Ne... ne demek oluyor bu?"
"B... biz hükümet tarafından öğrencilerin etkinliklerini canlı olarak yayınlamak zorundaydık," diye iç geçirdi Kahin, "Yayının yayılmasını durdurmak için çok geç kaldık... ve sizi buraya getirmemizin nedeni, hazırlıksız yakalanmamanız için videoyu önce burada izlemenizi rica etmekti--"
"Benden oğlumun ölümünü izlememi mi istiyorsun!?" Shomari'nin babası avucunu masaya vurdu, "Nerede--"
Ve sözlerini bitiremeden, öfke dolu gözleri Riley'ye kilitlendi. Yüzünü görür görmez, gözlerinden düşmesini engellediği yaşların artık hiçbir engele ihtiyacı kalmamıştı, zira kendi kendilerine hızla geri çekilmişlerdi.
Shomari'nin babası ardından elini karısının üzerine koyup başıyla Riley'yi işaret etti; ve onu gördüklerinde tıpkı onunki gibi annenin de gözyaşları hızla solup gitti.
"Video..." diye mırıldandı ardından Shomari'nin annesi,
"Videoyu izletin bize."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!