"..."
Bir şekilde az önce aldığım zihinsel darbenin etkisinden kurtulmayı başarmıştım.
...Ancak kız kardeşimin adımı telaffuz edememesi yetmezmiş gibi, kendimi aniden Emma ile aynı trende bulmuştum.
Evet.
Emma Roshfield; ana karakterlerden biri ve Ashton şehri Belediye Başkanı'nın kızı.
*İç çekiş.*
İşleri daha da kötüleştiren şey ise şu an iki gözü de kapalı bir şekilde yanımda oturuyor olmasıydı. Görünüşe göre uyuyordu.
Sanki diken üstünde oturuyormuşum gibi hissediyordum.
"...Huuuuuam"
"Kapa çeneni."
Tren yolculuğunun birinci saatinde, ister istemez esnemiştim. Ancak yanımda oturan Emma için, görünüşte sessiz olan esnemem anında bir tepki vermesine neden oldu.
Bu çıkışının sebebi, büyük olasılıkla en başından beri benimle kavga etmek için bir bahane aramasıydı.
...Ve fırsatı görür görmez bana geri fırladı.
Sanırım Jin'e yaptıklarım yüzünden hâlâ bana kin besliyordu... Onu suçlayamazdım aslında. Ben de arkadaşlarından birinin aniden boğazından tutulduğunu görsem benzer bir tepki gösterirdim. Gerçi pek arkadaşım yoktu da... Mhhh, belki Smallsnake olabilirdi ama dürüst olmak gerekirse muhtemelen önce bir güzel gülerdim.
Gözlerimi devirerek ona kısa bir bakış fırlattım ve cevap verdim.
"Ne var?"
"Bu sekizinci esneyişin."
"Sayıyorsun yani?"
Dünyada kim birinin kaç kez esnediğini sayardı ki? Bu normal değildi.
"Ne düşündüğünü anlayabiliyorum. Hayır. Birisi esnediğinde sayma alışkanlığım falan yok... Ama her esnediğinde gerinip benim tarafıma kadar dürtüklediğinde iş değişiyor."
Ah.
Mantıklı.
Bu gerçekten de yapacağım bir şeye benziyordu.
"Kusura bakma."
"...Baksan iyi edersin."
Hatalı olduğum için haklı olarak özür diledim. Ancak cevabını duyduktan sonra buna pişman olmaya başladım.
Sonunda başka bir şey söylemedim ve arkama yaslandım. Bu zahmete değmezdi... Başlangıçtaki düşüncem buydu ama tren yolculuğu devam ederken kaşlarımı çatmadan edemedim.
Tavrımdaki değişikliği fark eden Emma öfkeyle sordu:
"...Ne oldu?"
Aslında onun huysuz halini fark ettikten sonra onu görmezden gelmeyi ve trenin sorunsuzca Lock'a varmasını beklemeyi planlamıştım ama aniden aklıma bir düşünce geldi. Ona bir bakış atarak sordum.
"Hey, neden trene biniyorsun?"
"Seni ne ilgilendirir?"
Keskin cevabına aldırmadan gülümseyerek şöyle dedim:
"Unutmadın, değil mi?"
"Neyi unutmadım mı?"
Konuşurken her kelimesi dikenlerle kaplıydı. Sanki bana patlamamak için kendini zor tutuyordu. Bunu görmezden gelerek tembel bir tavırla dedim ki:
"Bana bir can borçlu olduğunu."
"…"
Hâlâ öfkeli görünse de ağzı ister istemez kapandı. Söyleyecek söz bulamamıştı. Ne kadar terslemek istese de ağzından tek kelime çıkmadı. Haklı olduğumu biliyordu.
"O başka, bu başka…"
"Ah, demek ki hayatının değeri sadece bu kadarmış... Eh, sen bilirsin."
"Ghhh... İyi be, tamam!"
Köşeye sıkışan Emma, sadece öfkeyle ayaklarını yere vurabildi.
O da Amanda gibi başkalarına borçlu kalmaktan nefret ediyordu ve bu yüzden ona hayatını kurtardığımı hatırlattıktan sonra yenilgiyi kabul edip başını öne eğmekten başka çaresi kalmadı. Somurtarak sordu:
"Ne bilmek istiyorsun?"
İçten içe gülümseyerek sorumu tekrarladım:
"Neden trene biniyorsun?"
Sorum rastgele ve hadsizce görünse de, bunu ona sormamın çok özel bir sebebi vardı.
Emma zengindi.
Şöyle düzelteyim: Emma Roshfield iğrenç derecede zengindi. O kadar zengindi ki, muhtemelen sadece harçlığıyla ailemin klanını yüz kez satın alabilirdi.
...Bu da Lock'a gitmek için trene binmesine gerek olmadığı anlamına geliyordu.
Hayır, aslında babasının ona ne kadar düşkün olduğu düşünülürse, Lock'a trenle gitmesine asla izin verilmezdi. Dahası, etrafına baktığımda onu koruyan hiçbir koruma da yoktu.
...Bu, babasının normalde asla izin vermeyeceği bir şeydi.
...Ve eğer sezgilerim doğruysa, bu tek bir anlama geliyordu.
"...Kısacası, babam şu an Ashton şehrinde değil ve amcam Lock'a trenle dönmemi söyledi."
"Anlıyorum..."
Tahmin ettiğim gibi.
Söylediklerinin çoğunu görmezden gelsem de kulağım önemli bir bilgi kırıntısını yakalamıştı.
'Babası Ashton şehrinde değil' ve 'Amcası trene binmesini söyledi'.
Detaylara girmemiş olsa da amcasının kim olduğunu zaten biliyordun.
Theodore Roshfield.
Roshfield hanesinin ikinci ismi ve Emma'nın gayrimeşru amcası.
Aynı zamanda Emma rotasının baş düşmanı. Emma'nın Kevin'a aşık olmasına neden olan rota.
...Sorun şuydu ki, hesaplamalarıma göre bu olayın bundan iki ay sonrasına kadar başlamaması gerekiyordu. Ara sınavlardan bir ay sonra.
Bu, zaman çizelgesinin değiştiği anlamına geliyordu...
Kaşlarımı çatarak olay örgüsünün bir kez daha saptığını fark ettim.
Asıl soru şuydu...
Bu benim suçum mu yoksa benim kavrayışımın ötesinde bir şey hikayeyi karanlıktan mı manipüle ediyordu?
...Belki de beni bu dünyaya gönderen kişi miydi?
Eğer öyleyse, amaçları neydi ve neden bendim?
Sonuç olarak, yolculuğun geri kalanında kendi düşüncelerime dalarak koltuğumda oturdum. Emma'nın yanımda oturduğunu tamamen unutmuştum.
...
"Ryan, neden o dosyalara bakıyorsun?"
"Hiç, sadece merak ettim."
Köhne bir dairenin içinde, genç bir çocuk dikkatle bir yığın dosyayı inceliyordu. Dosyaları okurken gözleri ister istemez televizyona kayıyordu.
Haber kanalı açıktı.
[…Şu anda Kuzey bölgesinden gelen haberlere göre, altın dereceli iki büyük klan olan Işık Kılıcı ve Luxious, Boğa Gazabı'na resmen klan savaşı ilan etti. Ani savaşın nedeni bilinmese de kaynaklar, bunun her iki klanın varisleriyle ilgili olduğunu söylüyor...]
"…Demek sendin."
Yüz hatları on iki yaşındaki bir çocuğa benzese de, gözleri ve ifadesinin on iki yaşındaki bir çocukla uzaktan yakından alakası yoktu.
Gözleri televizyon ile elindeki dosyalar arasında gidip gelirken dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Birkaç gün önce yaşanan olayları hatırlayan Ryan, mavi gözlü ve siyah saçlı gencin gelip Luxious'tan gönderilen o iki kişiden kurtulduğu anı düşünmeden edemedi.
...O zamanlar annesiyle çok meşgul olduğu için üzerinde pek durmamıştı. Ancak Luxious'un aniden klan savaşı ilan ettiği haberi kulağına çalınır çalınmaz, Ryan bir şeylerin yerine oturmadığını fark etmişti.
Zamanlama...
Siyah saçlı gencin o iki Luxious adamını beraberinde götürdüğünü görmesinden tam birkaç gün sonraydı.
Ryan'ın siyah saçlı genç hakkındaki ilk izlenimi pek de iyi değildi.
Bunun sebebi kolunda gördüğü şeydi.
...Neler olup bittiğine bakmaksızın, Ryan etrafındaki her küçük detaya dikkat ediyordu.
İlk başta Ryan da tıpkı o iki Luxious adamı gibi, siyah saçlı gencin Boğa Gazabı'ndan olduğunu düşünmüştü; bunun temel sebebi kollarının altına gizlenmiş armayı görebilmesiydi.
...Ancak paralı asker grubuyla ilgili kağıtları okuduğunda, Ryan olan biten her şeyi anında kavradı. Dahası, televizyona baktığında her şeyin o gencin işi olduğunu ya da en azından bunda parmağı olduğunu az çok kestirebiliyordu.
'İlginç.'
Neler yaptığını net bir şekilde anlaması uzun sürmedi. Luxious ve Işık Kılıcı'nı nasıl birbirine düşürdüğünden, tüm suçu Boğa Gazabı'nın üzerine nasıl yıktığına kadar...
Ryan da benzer bir plan yapmıştı; aslında daha az zaman alan ve daha verimli olan çok daha karmaşık planları vardı... Fakat tüm planları, onları gerçekleştirmesini engelleyen birkaç kritik kusur taşıyordu.
Dövüşememesi... ve annesi.
Bu iki faktör onu engellediği sürece, karşısına çıkan sorunlardan kurtulmanın hiçbir yolunu bulamıyordu.
Onları hayata geçirmeyi ne kadar istese de, <G> rütbesine bile ulaşmayan statlarıyla planları asla işe yaramazdı. Basitçe söylemek gerekirse çok zayıftı.
Bu yüzden sadece vazgeçebiliyor ve annesini strese sokan durumların içinde çaresizce kalıyordu. Bundan nefret ediyordu.
Kendi güçsüzlüğünden nefret ediyordu.
Geceleri her zaman, ona zeki bir beyin verip bu beyne eşlik edecek yetenekler vermediği için Tanrı'ya küfrederek uyanırdı. Özellikle de gücün her şey demek olduğu bir dünyada... Bu yüzden zekası ve dehası çoğu zaman göz ardı ediliyordu.
—Hışır! —Hışır! —Hışır!
Önündeki gülünç derecede iyi teklife bakan Ryan, kendini kaptırmadan edemedi.
Anlaşma, Luxious tarafından ona sunulandan çok daha iyiydi. Hatta fersah fersah daha iyiydi.
Ücretsiz barınma, iyi maaş, kısa çalışma saatleri... İdeal işti. Dahası, annesinin onu doyurmak için her gün ne kadar çok çalıştığını hatırlayınca, Ryan kendini bu kağıdı imzalamanın eşiğinde buldu.
...Ancak yolun yarısında kendini durdurdu.
Çok fevri davranıyordu.
Daha fazla gözlemlemesi gerekiyordu... Daha fazlasını anlaması gerekiyordu... Bu yüzden kısa bir süre düşündükten sonra Ryan, kağıtları imzalamamaya karar verdi.
En azından güvenilir olup olmadıklarını anlayana kadar.
Risk alamazdı...
"Ryan, yemek vakti!"
Annesinin ona seslendiğini duyunca, sanki bir şalter kapanmış gibi yüzünde çocuksu bir ifade belirdi. Mutlu bir gülümsemeyle bağırdı:
"Geliyorum anne!"

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!