[Lock, A-25 sınıfı, Cuma 16:45]
Her zamanki yerimde oturmuş, dersi dikkatle dinliyordum.
Ya da en azından dinlemeye çalışıyordum...
Hollberg hadisesinin üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen, sınıfın atmosferi olaydan önceki o canlı halinden uzaktı.
Sınıfa şöyle bir göz gezdirdiğimde nedenini görebiliyordum...
Eskiden etrafımda oturan öğrencilerin neredeyse dörtte biri artık yoktu.
Pek çok kişiyi tanımıyor olsam da, olaydan birkaç gün sonra Evan ve Cassandra'nın o gece ölenler arasında olduğunu öğrenmiştim.
...Yani benim grubumda olan o iki kişi.
Onları çok iyi tanımasam da, aşina olduğum iki insanın ölmüş olması, o olayların ne kadar trajik olduğunu kanıtlıyordu.
Resmen o gece herkes ölebilirdi...
"Pekala, bu da dersin sonu demek oluyor."
Beni düşüncelerimden çekip çıkaran şey, mühendislik profesörünün o büyüleyici sesiydi. Lock'ta kaldığım süre boyunca, soyuna veya rütbesine bakmaksızın öğrencilere eşit davranan tek profesör oydu.
Dersle ilgili ne zaman bir soru sorsam, anlamadığım yerleri her zaman sabırla ve sakinlikle açıklardı.
Bu yüzden, anlattıklarını her zaman tam olarak anlamasam da, bu dersten nefret etmiyordum.
Ders biter bitmez profesör sınıftan çıktı ama herkes yerinde kaldı.
Çünkü hâlâ hafta sonu danışman saatimiz vardı. Bu, her cuma gününün son on beş dakikasında danışmanımız Donna'nın okul tarafından yapılan duyuruları paylaştığı kısa bir seanstı.
-Tak!
Tam zamanında sınıfa giren Donna, kürsüye doğru ilerledi. Sanki rüzgarla birlikte süzülüyormuş gibi yürüyordu; her adımı sınıfa ince, mor bir büyü gücü dalgalanması yayıyordu.
Anında tüm oda sessizliğe büründü. Vücudundan yayılan baskı, herkesin yaptığı işi bırakmasına neden oldu.
Keyfinin pek yerinde olmadığı aşikardı ve herkes bunu hissedebiliyordu.
Kürsünün önüne gelen Donna, masaya birkaç kağıt koydu, sonra dilini damağına şıklatıp onları bir kenara itti.
İçini çeken Donna, sınıfa bakarak konuştu.
"Pekala, çoğunuzun tahmin edebileceği gibi pek iyi bir ruh hali içinde değilim."
İki parmağını kaldırarak devam etti:
"Bugün size iki duyurum var..."
"Birincisi, rütbe ayarlaması yapılacak ve bu—"
Cümlesinin ilk yarısını bitirip devam edemeden, tüm sınıfta yankılanan fısıltılar sözünü kesti.
"...rütbe ayarlaması mı?"
"Daha vizeler bile gelmedi..."
"Neler oluyor?"
-Güm!
"Sessiz olun!"
Elini kürsüye vurduğunda sınıfa küçük bir şok dalgası yayıldı. Sanki güçlü bir rüzgar esmiş gibi herkes koltuklarına geri itildi. Ben de dahil.
Bu hamlesi sonucunda, sabah şekillendirmek için iki dakikamı harcadığım saçlarım darmadağın olmuştu.
...Harika gerçekten.
Kürsüye vurduktan birkaç saniye sonra Donna devam etti.
"Bazılarınız rütbelerinizin neden yeniden düzenlendiği konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsa... Cevap basit. Çünkü artık daha az kişisiniz."
"İyi ya da kötü, akademi protokollerine göre rütbelerinizi yeniden ayarlamak zorundayız."
Donna iki elini de kürsüye koyup gözlerini sınıfta gezdirdi ve şöyle dedi:
"O yüzden lütfen sessiz olun ve ikinci duyuruyu yapmadan önce yeni rütbeleri açıklamayı bitirmemi bekleyin."
-Onaylarcasına kafa sallama.
Donna'nın delici bakışları altında herkes çaresizce kafasını sallayarak onaylamak zorunda kaldı.
Herkesin onayladığını gören Donna'nın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Güzel, işte yeni rütbeler..."
Tabletiyle oynayan Donna, uzun bir isim listesini hızla okudu.
"Kevin Voss, hâlâ 1. rütbe."
"Melissa Hall, hâlâ 2. rütbe."
"Troy Dereks bir rütbe yükselerek 17. rütbe oldu."
"Edward Smith beş rütbe yükselerek 739'dan 734'e çıktı."
Hafifçe duraksadı, Donna'nın kaşlarında belli belirsiz bir çatılma oldu. O kadar hafifti ki ancak çok dikkatli bakan biri fark edebilirdi.
"Son olarak, Ren Dover toplamda 200 rütbe yükselerek 1550. rütbe oldu."
İsmim ve rütbem duyurulur duyurulmaz, üzerimde pek çok bakış hissettim.
Görmezden gelerek yüzümdeki ifadesizliği korumak için elimden geleni yaptım. Hollberg'de yaşananlardan sonra bunun olmasını zaten bekliyordum.
...Artık birkaç önemli ismin dikkatini çektiğim gerçeğini inkar etmenin bir faydası yoktu. Bu ilgiden hoşlanmasam da olan olmuştu, giden gitmişti.
Ayrıca rütbemin 200 basamak birden fırlamasının da o fazladan bakışlarda payı olduğunu belirtmem gerek.
...
Donna'nın nihayet adımı söylemesiyle rütbe ayarlaması sona erdi. Ardından boğazını temizleyip tekrar konuştu. Sesi tatlı olsa da tonu soğuktu.
"Öhöm... İkinci duyuruya gelirsek; son talihsiz olaylar nedeniyle, uzun ve zorlu görüşmelerin ardından üst yönetim, birinci sınıfları bir aylık tatile çıkarma konusunda oy birliğiyle karar verdi."
Duyuruyu bitirir bitmez, kimse kutlama yapmaya fırsat bulamadan Donna anında başlarından aşağı soğuk su döktü.
"Ama hemen sevinmeyin. Döndüğünüzde vize sınavlarınız olacak, bu yüzden bu bir tatilden ziyade vizeler öncesi kısa bir ara..."
Öğrenciler bu duyuruyla hayal kırıklığına uğrarken sınıfta inlemeler ve iç çekişler yankılandı.
Şey, muhtemelen buradaki herkes arasında bu duyuruya en çok morali bozulan bendim.
Bu birkaç ayda yaşanan bunca olaydan sonra okul derslerime odaklanmaya vaktim olmamıştı.
Vizeler iki sınavdan oluşuyordu. Teorik ve fiziksel.
Fiziksel sınav için endişelenmiyordum çünkü gücümü değerlendirmem gerekirse şu an ilk 100'deydim. Eğer canımı dişime takıp dövüşürsem belki ilk 50 bile olabilirdi.
...Ama bunun pek bir önemi yoktu. Hedefim günün birinde ilk 10'a girmekti. İlk 100'de olmak beni pek ilgilendirmiyordu.
Rütbe bir yana, asıl endişelendiğim kısım teorik bölümdü.
Ne kadar çalışmaya çalışırsam çalışayım, derslerde anlatılan kavramların çoğunu neredeyse hiç anlamıyordum.
Beni yanlış anlamayın, tamamen ümitsiz vaka değildim; sadece öğrenmem gereken bazı şeyler için ortaokulda öğrenmiş olmam gereken konulara geri dönüp onları baştan çalışmam gerekiyordu.
Her gün antrenman yaparken, bırak ortaokul konularını, mevcut derslere çalışacak vakti bile ucu ucuna buluyordum.
Sorun üzerinde biraz daha kafa yorduktan sonra, onu zihnimin derinliklerine ittim.
Deneyimli bir ertelemeci olarak, sorunları teslim tarihine kadar bekletmeye alışıktım.
"Pekala, duyurular bu kadar. Sizi bir ay sonra görmeyi umuyorum."
Herkesin ilgisinin çoktan dağıldığını gören Donna, danışman saatini programdan önce bitirip herkesi serbest bıraktı.
Eşyalarını toplayıp kısa süre sonra sınıftan çıktı.
-Tak!
Donna çıkar çıkmaz ben de eşyalarımı toplamaya başladım. Bugün, en az bir ay boyunca Lock'ta kalacağım son gündü.
Nihayet eve gitme vakti gelmişti...
Bu dünyadaki ebeveynlerimle hiç tanışmamış olsam da, onlardan sürekli mesaj alıyordum. İster normal şeyler ister dırdır olsun, günde bir kez mutlaka mesaj atıyorlardı.
Bu hem sinir bozucu hem de iç ısıtıcıydı. Önceki dünyamdaki ailemin ölümünden beri, birinden hiç bu kadar sevgi görmemiştim.
...Bu histen nefret ettiğimi söyleyemezdim.
"...Hm?"
Sınıftan çıkmaya hazırlanırken oturduğum yere bir gölge düştüğünü hissettim. Kevin yanımdan geçerken belli belirsiz bir kafa selamı verdi, ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Aramızda pek bir şey değişmemişti.
Çatıda Kevin ile konuşmuş olsam da, aslında arkadaş sayılmazdık.
Koridorda karşılaştığımızda ara sıra birbirimizi selamlardık ama etkileşimimiz sadece bu kadardı.
'Sıradan tanıdıklar.'
Şu anki ilişkimizi böyle tanımlardım.
...Ve böyle kalmasını tercih ediyordum. Bir insan olarak ondan ne kadar hoşlansam da, ona fazla yakınlaşmak bana bir yarar sağlamazdı. Özellikle de onunla olan etkileşimlerimin beni onun çatışmalarına sürükleyip hikaye akışını değiştirme potansiyeli varken.
Bazen hikaye akışını tutarlı tutmaya bu kadar takıntılı olmasaydım keşke diye iç geçiriyordum...
Of.
Bir iç çekip eşyalarımı toplamayı bitirdikten sonra yurduma döndüm.
...
"Bu kadar yeterli olmalı..."
Sırtımı esnetip memnuniyetle ellerimi çırptım.
Şu an yatağım, evdeki bir aylık seyahatim için hazırladığım eşyalarla doluydu. Kıyafetlerden kitaplara kadar her şeyi getirmeye karar vermiştim. Madem yolculuk o kadar uzun sürecekti, yanıma ne alabiliyorsam almaya karar verdim.
Boyutsal alanlar mevcut olduğu için, yanımda büyük çantalar taşıma derdim yoktu.
-Vıın!
Bilekliğime bir kez dokunduğumda yatağımın üzerindeki her şey gözden kayboldu.
"Sanırım artık gitme vakt—?"
-Zırrr! -Zırrr! -Zırrr!
Tam çıkmak üzereyken telefonum çaldı.
Arayan kimliğine bakıp telefonu açtım.
[İşveren?]
"Selam Küçükyılan, geçen hafta istediğim şeyleri halledebildin mi?"
Küçükyılan'ın sesini telefonun diğer ucundan duyduğumda, bir yandan telefonu tutarken bir yandan da odanın çıkışına doğru yönelmeden önce bir şey unutup unutmadığımı son bir kez kontrol ettim.
[Evet, istediğiniz tüm bilgileri topladım.]
Kolumdaki saate bakıp telefonumu omzumla kulağım arasına sıkıştırarak ayakkabılarımı giydim.
"Tamam, mükemmel, gönder bana."
[...Şey...]
Kısa bir saniye duraksayan Küçükyılan tereddüt etti.
"Küçükyılan?"
Duraksamasındaki tuhaflığı fark edince kaşlarımı çatıp telefonu elime aldım.
[İşveren, bunu söylemek bana düşmez ama...]
"...Ama ne?"
Derin bir nefes alan Küçükyılan konuştu:
[Ailenizin loncası pek iyi gitmiyor. Hayır, aslında durumları berbat...]

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!