Partinin üzerinden birkaç gün geçmişti ama parti sırasında olanların haberi tüm akademiye orman yangını gibi yayılmıştı.
Öyle bir noktaya gelmişti ki hemen hemen herkes ne olduğunu biliyordu.
Şu anda yatağımda uzanmış, odamın beyaz tavanına bakıyordum. Kendi düşüncelerimde kaybolmuştum.
Hikayenin ana kurgusuna doğrudan katılmadığım için geleceğin değişmeyeceğini düşünmüştüm.
Anılarım üzerinde tam kontrole sahip olduğumu düşünmüştüm, bu yüzden kurguyu etkilememeye çalışırken bir yandan da onlardan yararlanıp bazı nimetlerden faydalanmaya karar vermiştim.
Ama yanılmışım... değişim ne kadar küçük olursa olsun, bir kez başladı mı... onu durdurmanın imkanı yoktu.
Aniden kafama dank etti.
Küçük bir değişiklik tüm hikayede devasa değişikliklere neden olabilirdi. Bir domino zinciri gibiydi.
Kuvvet ne kadar küçük olursa olsun, ilk domino taşı düştüğünde, bir zincirleme reaksiyon gibi tüm dominolar yıkılırdı.
Safmışım, hayır! Kibirliymişim.
Kibrim yüzünden kurgu değişmeye başlamıştı. Yazar olarak sahip olduğum avantajın kontrolünü kaybedeceğim bir şekilde.
Elijah ve Amanda arasındaki olay romanda asla bu kadar erken yaşanmamalıydı. Bir şekilde eylemlerim romanı etkilemişti. Kendime her şeyin yoluna gireceğini tekrarlayıp dursam da, resmen kendime yalan söylüyordum.
Gözlerimin önünde olan biten bir şeyi inkar edemezdim. Sırf varlığımın bile kurguyu değiştirdiği gerçeğini inkar edemezdim.
...Düşünce tarzımı temelden değiştirmem gerekiyordu.
Ama nasıl?
'Ana karakterlerle aktif olarak etkileşime mi girmeliyim, yoksa daha önce yaptığım gibi kendimi gölgelerde mi tutmalıyım?'
Kaybolmuştum...
-Ring!
Beni düşüncelerimden koparan şey cep telefonumun çalma sesiydi. Ekranı açıp karşıma çıkan bildirime baktım.
[Amanda Stern, akademiye sızan ve Elijah Turner kılığına giren <D> seviye kötüyü tek başına alt etti. Kendisi...]
'Görünüşe göre haberler şimdiden akademinin dışına yayılmaya başlamış...'
Geçtiğimiz bu birkaç gün içinde Amanda, neslimizin en önde gelen dahilerinden biri olarak yerini sağlamlaştırmayı başarmıştı. Herkes ona dikkat etmeye başladıkça 'Buz Kraliçesi', 'Yay Tanrıçası', 'Kötü Adam Katili' gibi her türlü lakap akademide dolaşmaya başlamıştı.
Bu kadar dikkat çekmesinin nedeni... henüz <E> seviyesinin başlarında olmasına rağmen <D> seviye bir kötüyü tek başına yenmiş olmasıydı. Dahiler arasında bir dahi. Olaydan sonra, ham yetenek açısından artık Kevin gibilerle kıyaslanıyordu.
Telefonumu kapatıp kendimi sırtımdan pışpışladım. Görünüşe göre benden hiç bahsedilmediğine göre izlerimi oldukça iyi örtmeyi başarmıştım.
Ayrıca görünüşe göre Thomas beni korumuş, olayla ilgili onlara ipucu verenin ben olduğumu kimsenin öğrenmemesini sağlamıştı.
Görünüşe göre ona bir borcum var...
Neyse ki, küçük boşluk haricinde, gerçeklerin Amanda'yı işaret etmesiyle birlikte günlük hayatım eskiye dönmüştü.
yani, böyle olması gerekiyordu ama...
Üstümü değiştirip sınıfıma doğru yola koyulduktan sonra, sınıfın sol tarafından bana derin derin bakan iki göz fark ettim.
Garip bir şekilde gülümseyerek hafifçe Amanda'nın yönüne doğru el salladım. İmayı anlayıp beni yalnız bırakacağını umuyordum ama görünüşe göre bu hareketim onun bakışlarının yoğunluğunu daha da artırmıştı.
'...acaba onu ilgi odağı yaptığım için bana kin mi besliyor?'
Onun delici bakışlarını görmezden gelerek elimden geldiğince öne bakmaya çalışırken düşündüm.
Bu mantıklıydı. Benim eylemim yüzünden artık tüm dünya ona dikkat ediyordu.
Böyle bir şey benim başıma gelseydi, ben de kendime kin beslerdim. Bazen şöhret bir lütuftan çok bir lanetti.
...yoksa gücümle ilgili bir şeyi mi yanlış anlamıştı?
Şimdi düşününce. Muhtemelen gücünü saklayan biri olduğumu düşünmüştü.
Bu konuda haksız değildi ama olaya dönüp baktığımda, yeteneklerimin gerçek boyutu hakkında muhtemelen yanlış bir fikre sahipti.
<D> seviye bir kötüyü gerçekten öldürmüş olsam da, onu yenmemde pek çok faktör rol oynamıştı.
Eğer son umut saldırısıyla onun dikkatini dağıtmasaydı ve [Hükümdarın Kayıtsızlığı] yeteneğine sahip olmamın yanı sıra Elijah beni hafife almasaydı... Elijah'ı asla öldüremezdim.
Elijah'ı öldürmem pek çok faktörün bir araya gelerek başarmama yardımcı olduğu bir şeydi. Bir daha başarmayı umabileceğim bir şey değildi.
Ama... bu dünyada 'ya şöyle olsaydı'lar yoktu ve bu yüzden artık Amanda'nın beni Kevin gibilerle kıyaslanabilecek bir tür dahi olduğumu düşünmesiyle baş başa kalmıştım.
...bu cidden sıkıntılı bir durumdu.
"...hm?"
Ben Amanda'nın beni muhtemelen nasıl yanlış anladığına hayıflanırken, Amanda'nın üç arka sırasında oturan Melissa onun bu garip davranışını fark etti ve baktığı yöne doğru baktı.
Kısa süre sonra gözleri benim üzerimde durdu.
Kaşlarını kaldıran Melissa, Amanda'nın gerçekten bana baktığından emin olmadan önce gözlerini birkaç kez ovuşturdu.
Önce dilini şaklattı, sonra aniden yüzünde pis bir sırıtış belirdi.
Anında uğursuz bir önsezi hissettim. Az önce, o imza gülümsemesini yapmıştı. Bu gülümseme, bir işler çevirdiğinin sinyalini veriyordu.
Şimdiden ağlamaya başlayabilir miyim?
...işte bu yüzden onunla etkileşime girmek istemiyordum. Sadece başkalarının acı çekmesinden zevk alan sadist bir kız değildi, aynı zamanda kinini katbekat geri ödeyen tiplerdendi.
İyi tarafından bakarsak, az önce gerçekleşen etkileşimi kimse fark etmemişti. Emma ve Kevin şu anda Bayan Donna ile konuşmakla meşguldü ve Jin sınıfın ön tarafında alışılmadık derecede sessizdi.
Sınıfın yalnız kurdunun aniden akademideki en güzel iki kızla etkileşime girdiği gerçeği yayılacak olsaydı, cenazemi planlamaya şimdiden başlayabilirdim.
O ikisinin sahip olduğu hayranların sırf sayısı bile muhtemelen yirmi beş futbol sahasını doldurabilirdi. Durum o kadar saçmaydı.
"Tamam sınıf başlıyor, lütfen herkes yerine otursun"
Saate bakıp dersin başlama vaktinin geldiğini gören Donna, sınıfın önündeki herkesi yerlerine gönderdi ve kürsüye yöneldi.
"Sessizlik lütfen"
Sınıfa sessiz olmalarını işaret eden Donna, avucunu hafifçe kaldırdı. Kısa süre sonra herkes konuşmayı kesti.
Donna konuşur konuşmaz herkesin çenesini kapattığını görünce, ona daha da hayran olmaktan kendimi alamadım. Sınıf üzerindeki kontrol derecesi oldukça etkileyiciydi. Sadece birkaç kelime ve el hareketiyle bütün sınıfı susturmayı başarmıştı.
Bunun icra ettiği sanatla bir ilgisi olabilirdi ama doğal karizması da göz ardı edilecek gibi değildi. Etrafında, her erkeğin ya da kadının söylediği her şeyi harfiyen yapmasını sağlayan bir çekiciliği vardı.
"Bugün Hollberg'e yapacağımız gezide ayrılacağınız grupları seçeceğiz"
... kahretsin, bunun olacağını unutmuştum.
Amanda olayına o kadar kapılmıştım ki, yaklaşık bir hafta sonra sınıf gezimiz olduğunu tamamen unutmuştum.
Dürüst olmak gerekirse gitmek istemiyordum.
"Lütfen sınıfın önüne gelin ve biletinizi alın"
İçinde bulunduğum çıkmazı umursamayan Donna, büyük bir kutu alıp kürsünün önüne koydu.
"İsimlerinizi artan sırayla tek tek okuyacağım."
Yoklama defterini çıkaran Donna devam etti
"Bir bilet alacaksınız ve bu, Hollberg'de geçireceğiniz bir hafta boyunca grubunuz olacak, şimdi başlayalım... 1. Sıra, Kevin Voss"
Adının okunduğunu duyan Kevin ayağa kalktı ve Donna'nın olduğu yere doğru ilerledi.
"Buradan mı?"
"Evet, bir bilet al ve yerine geç"
Donna'yı dinleyen Kevin elini kutuya daldırdı ve bir bilet aldı.
Anında herkesin dikkati ona yöneldi.
Hepsi onun grup numarasını merak ediyordu. Bütün dönem içinde 1 numara olduğundan, onunla eşleşen herkesin sonuçları garantiydi. Bu durum, sanal sınıf ve diğer grup etkinlikleri gibi şeylerde, tüm bu etkinliklerin her birinde birinciliği almasıyla defalarca kanıtlanmıştı.
Herkesin tepkisini görünce onlara alaycı bir şekilde burun kıvırdım.
Kevin'ın sırtından geçinerek iyi bir not alacağınızı mı sanıyorsunuz? Sizi üzmek istemem ama bu sefer hayal kırıklığıyla döneceksiniz, zira bir olay onun Hollberg'de yapması gereken şeyi tamamlamasını engelleyecek.
Numarasına bakan Kevin, yerine dönmeden önce bir saniyeliğine sessiz kaldı.
Herkesi hayal kırıklığına uğratacak şekilde, hangi grup numarasını aldığını göstermedi.
tabi bu kural, onun ne aldığını tam olarak bilen bana işlemiyordu. Onun grubu [Grup 7]'ydi ve eğer yanılmıyorsam Melissa da onunla aynı gruba düşecekti.
"Sıradaki, Melissa Hall"
Ayağa kalkan Melissa kürsüye yürüdü ve bir bilet aldı.
Bilete kısaca göz atan Melissa koltuğuna geri döndü. Bakışlar en az Kevin'ın geldiği andaki kadar yoğundu. Ancak bu kez yeteneğinden dolayı değil, daha çok ne kadar güzel olduğundan kaynaklanıyordu.
"Sıradaki, Jin Horton"
"Sıradaki, Ren Dover"
Sonunda. Kim bilir ne kadar zaman sonra, nihayet benim sıram gelmişti.
Herkes biletini aldığı için çoğu kişi beni görmezden geldi. Kimsenin gerçekten umurunda değildim, bu yüzden üzerimde hiçbir göz hissetmedim.
...demek isterdim ama bana odaklanmış iki çift göz buldum.
Onları görmezden gelmek için elimden geleni yaparken ağzım ve kaşlarım birkaç kez seğirdi.
Bana dönüp bakmadan, Donna soğuk bir şekilde konuştu
"Biletini al ve git"
Donna'nın aşırı sert tonu karşısında hissettiğim burukluğu saklamaya çalışarak elimi kutuya uzattım ve bir bilet aldım.
Elim kutunun içine girer girmez, gizlice manamın bir kısmını içine yönlendirdim. Melissa bunu iyi saklamaya çalışsa da, kutunun içine yaptığı küçük büyü gözümden kaçmamıştı.
Bir bilet çıkararak yerime doğru yola koyuldum.
Yürürken, Melissa'nın yüzünün asıldığını fark ettim. Sanki bok yemiş gibiydi.
...bu harika hissettiriyordu.
Gizlice ona göz kırptım, yerime oturdum ve onu görmezden gelmeye devam ettim.
'he he he, neyin peşinde olduğunu anlamayacağımı mı sandın?'
Lütfen, ben senin yaratıcınım. Senin şu ucuz numaralarını bilmeyeceğimi mi sanıyorsun?
Onun sırıtışını gördüğüm an bir işler karıştırdığını biliyordum. Kendi romanımı düşününce, ne yapmaya çalıştığını aşağı yukarı anladım ve kutunun içine yerleştirdiği büyüyü bozdum. Muhtemelen boktan bir gruba düşmem için biletleri manipüle etmeye çalışıyordu.
Çok büyük ihtimalle, beni Amanda'yla aynı gruba koymaya çalışıyordu.
Amanda'nın ne kadar garip davrandığını fark ettiğinden, bana kin falan beslediğini düşünmüş olmalıydı... ki bu da yanlış değildi.
Onun adına çok yazık, ne yapmaya çalıştığını zaten biliyordum ve kutunun içine yerleştirdiği büyü her neyse onu durdurmuştum.
-Clap!
Herkesin dikkatini çekmek için bir kez ellerini çırpan Donna şöyle dedi
"Pekala, artık herkes bir grup bulduğuna göre sınıftan çıkabilirsiniz"
Tam herkes sınıftan çıkmak için ayağa kalkmak üzereyken, Donna yumruğunu avucuna vurdu
"...ah! bir şey daha"
Kutudan bir bilet alıp bileti arkasına çevirdi ve konuştu
"Biletin arkasında bir oda numarası ve geziniz boyunca getirmeniz ve yapmanız gereken şeylerin bir listesi olduğunu göreceksiniz. Lütfen sınıftan çıktıktan sonra odaya gidin ve gruplarınızla hangi görevi yapacağınızı tartışın"
Onu dinlerken biletimi ters çevirdim ve içeriğe göz attım
==========================
[Grup 9]
Grup odası : A(b) 15
Görev :
- Canavar parçalarının bir fabrikada nasıl işlendiğine dair kapsamlı rapor. Rapor; canavarların nasıl yüzüldüğünü, işlendiğini ve eser yapımında kullanılmak üzere ham maddelere dönüştürüldüğünü ayrıntılı olarak açıklamalıdır.
- Canavar parçalarının farklı özelliklerine dair kapsamlı rapor. Yoğunluktan kırılma noktasına, esnekliğe vb..
- Fabrikanın müdür yardımcısıyla röportaj yapılması ve ekonomik stratejilerinin ile onları diğer canavar işleme tesislerinden ayıran şeyin raporlanması.
==========================
Gitmek istemememin bir nedeni de buydu.
Yapmamız gereken sıkıcı görevlerin devasa boyutu beni bunalıma sokuyordu. İple çektiğim bir şey değildi.
"Pekala, ders bitti"
Söylemek istediklerini bitiren Donna eşyalarını toparladı ve sınıftan çıktı.
İç çekerek ayağa kalktım ve grubumla buluşmak için gitmem gereken odaya gittim.
'Umarım düzgün bir gruba düşerim...'
Gerçekleşmesi imkansız bir hayal olsa da, insan yine de umut edebilirdi değil mi....?

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!