"Komutanım, araç durdu." Şoför uyarıda bulundu. "Nasıl devam edeyim?"
Monolit girişinden yaklaşık bir kilometre uzakta olan şoför, arkalarındaki aracın durmadan hemen önce sağa doğru saptığını görmüştü.
Gözlerini arkadaki araçtan bir an bile ayırmayan Luther, elini hafifçe kaldırarak kendi araçlarının da durmasını emretti.
"Aracı durdur ve diğer araçtaki birime de inmelerini söyle."
"Anlaşıldı."
Screeech.
Frene basılmasıyla araç durdu. Önlerinde, bulundukları yerden çok da uzak olmayan bir noktada başka bir araç daha durmuştu.
"İnin."
Arabanın kapılarını açan Luther araçtan aşağı atladı. Arkasından, 7. birim kaptanı Isaac de dahil olmak üzere beş kişi daha indi.
"Acele edin."
Luther, çok uzak olmayan bir mesafedeki diğer birime acele etmeleri için işaret verdi. Çok geçmeden Luther'ın arkasında toplam on kişi toplanmıştı.
Arkasına dönüp oradaki tüm birim üyelerine bakan Luther, onları uyardı.
"Şüpheli bomba kullanmaya çalışabilir, bu yüzden elinizden geldiğince yayılın ve aracı kuşatın."
Denek 876 hakkında kısa raporlar alan komutan, deneğin gücünün <D+> seviyesinde olduğunu ve bir şekilde eline patlayıcı geçirdiğini biliyordu.
Luther, 876'nın gücü konusunda endişeli değildi. Kendisi <B> rütbesindeydi. 876'nın işini hemencecik bitirebilirdi.
...Tek endişesi bombalardı.
Doğrudan isabet alsa ölmezdi belki ama yine de yaralanırdı. Oradaki diğerleri içinse durum çok daha vahimdi.
Hepsi ondan daha zayıftı.
Bu yüzden, bombalardan kaynaklanacak kayıpları en aza indirmek için askerleri yaymak bir zorunluluktu.
"Komutanım?"
Araçtan birkaç metre ötede duran Isaac, ona bakıp başıyla onay veren komutana baktı.
"Anlaşıldı." İleri doğru bir adım atan Isaac bağırdı. "Denek 876, içeride olduğunu biliyoruz. Araçtan çık ve teslim ol."
"..."
Birkaç dakika bekleyen Isaac hiçbir yanıt alamadı.
"Tahmin etmiştim." Isaac başını salladı, ardından Luther'a dönüp sordu. "Komutanım, nasıl devam edelim?"
Gözlerini kısan Luther dikkatle araca baktı. Elini sallamasıyla önünde mavi, yarı saydam bir kalkan belirdi. Sağ elinde ise büyük, metal bir gürz vardı.
Ormanı işaret ederek diğer birime döndü ve emretti:
"Ormanı araması için birini gönderin, 876'nın çoktan ormana kaçmış olma ihtimalini göz ardı edemeyiz."
"Anlaşıldı."
Beş kişi bir ağızdan bağırarak aracın arkasındaki ormana doğru koştu.
Hışırt! Hışırt!
"Arkamda kalın."
Kalkanı önünde tutan Luther, 7. birime onu takip etmeleri için işaret verdi ve yavaşça araca doğru yürüdü. Bomba tehdidi yüzünden Komutan Luther bu duruma temkinli yaklaşmaya karar vermişti.
Tık!
Araca yaklaşan Luther kapıyı dikkatlice açtı. Diğer üyelere bir bakış atıp başıyla hafifçe işaret verdi.
Tık! Tık! Tık!
Aynı anda herkes aracın etrafında hareketlendi ve silahlarını doğrultmuş bir şekilde diğer kapıları açtı.
"..."
Kapılar açıldığında herkes bir saldırı bekleyerek kendini hazırladı ancak beklentilerinin aksine ölümcül bir sessizlikle karşılaştılar.
Birbirlerine bakış atan ekip üyeleri aracın içine baktı. Camlar filmli olduğu için aracın içinde ne olduğunu ancak kapıları açınca görebilmişlerdi.
Arabanın içine girip etrafına bakan Isaac'in yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.
"Komutanım, şüpheli araçta değil. Kaçmış olabilir."
"Emin misin?"
"Kesinlikle efendim." Aracın içine göz atarak kısaca devam etti. "Ama diğer birim üyeleri burada gibi görünüyor, hepsi baygın."
"Ölüler mi?"
Araçtakilerden birine yaklaşan Isaac, parmağını adamın boynuna koydu. Nabzı fark edince cevap verdi:
"Hayır."
"...Yani onları hayatta bırakmayı mı seçti?" Kaşlarını çatan Luther, öne doğru çıkıp araca girmeden önce mırıldandı. "Bir bakayım."
Araca giren Luther etrafına bakındı. Isaac'in rapor ettiği gibi, araçtaki herkes baygındı ama hiçbiri ölmemişti.
"1...2...3....8"
Oradakileri sayarak toplamda sekiz kişi olduğunu tespit etti.
'Garip, kaçtı mı yoksa saklanıyor mu?'
Luther duruma baktıkça içindeki o uğursuz his daha da büyüyordu.
Luther'ın düşüncelerini okuyamayan Isaac sordu:
"Ne yapalım efendim?"
"Hepsini öldürün."
"Ne!?" Luther'ın cevabı Isaac'i irkiltti. "Neden? Hayattalar!"
"Aptal." Luther, Isaac'e bir salağa bakıyormuş gibi baktı. "Daha önce söylediklerimi tamamen unuttun mu?"
"N'asıl yani-?" Isaac aniden duraksadı ve gözleri fal taşı gibi açıldı. "Yoksa şey mi demek istiyorsunuz...?"
"...Evet." Araçtaki herkese kibirli bir şekilde bakan Luther başını salladı. "Küçük piç yüzünü değiştirebiliyor. Ya cesetlerden birini dışarı atıp buradaki insanlardan birinin kılığına girmeye çalıştıysa?"
"Ah."
"Hah, hah, güzel denemeydi p'—"
Bip! Bip! Bip!
Luther'ın sözünü kesen, küçük ve tekrarlayan bir tik tak sesiydi.
İşte tam o anda, dehşet verici bir şekilde, 'baygın' olan sekiz muhafızdan ikisi neredeyse aynı anda gözlerini açtı ve ceplerinden küçük, küresel bir nesne çıkardı.
Üstüne basıldığını gören Komutan Luther'ın gözleri faltaşı gibi açıldı. Dudaklarından bir küfür döküldü.
"...Siktir! Çıkın dışarı!"
GÜÜÜÜÜM!
Muazzam bir patlama yankılandı ve her yeri bir ateş denizi kapladı.
***
Araba durmadan kısa bir süre önce.
"Neredeyse geldik."
"Ha? Vakti gelmişti zaten."
"Jerome, yeterince toplandın mı? Karargaha varmak üzereyiz. Hazır ol."
Başım hala eğik bir şekilde, sersemlemiş gibi cevap verdim.
"...Tabii."
Güm! Güm! Güm!
Karargaha yaklaştıkça daha da geriliyordum. Son on beş dakikadır kafamdaki çipi kullanarak yüzden fazla farklı senaryo simüle etmiştim.
Bu senaryolarda kaçma şansımı hesaplıyordum. Yüzlerce simülasyon arasından bana buradan kaçmam için en ufak bir şans verebilecek tek bir yöntem vardı... Ve o bile son derece tehlikeli ve acı doluydu.
"Feee..."
Nefesimi verdim.
'Başka ne şansım var ki?'
Dişlerimi sıktım, kaşlarım çatıldı. Sadece bir sonraki yapacağım şeyi düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyordu.
Ama.
'Seçici davranacak lüksüm yok.'
Bunu çok iyi biliyordum. Eğer kaçmak istiyorsam tek yol buydu. Dahası, bir yanım çoktan ifşa olduğumu ve benim için tek çıkış yolunun bu olduğunu biliyordu.
'Kötü bir şeyin olmasını beklemek yerine, hemen harekete geçmek en iyisi.'
Böylece.
Boyutsal alanımdan serumla dolu beş şırınga çıkarıp başımı yavaşça kaldırdım ve yüksek sesle mırıldandım.
"Şurada durabilir miyiz?"
"Ha? Çişin mi geldi Jerom'— Ha? Sen de kimsin lan!?"
Fışşşt!
Sağıma doğru hamle yaparak yanımdaki muhafıza hızla serumu enjekte ettim. Diğerleri tepki veremeden kemerimi çözüp öne atıldım.
İleri atılarak arkadaki iki muhafız kemerlerini çıkaramadan, aracın sağ tarafındaki muhafıza doğru zıpladım ve şırıngayı boynuna sapladım.
Cıyk!
Şırıngayı bırakıp arabanın koltuğuna basarak vücudumu aracın diğer tarafına fırlattım. Elimdeki diğer bir şırıngayla aynı şeyi tekrarladım ve diğer muhafıza bir doz serum enjekte ettim.
Bu seferki doz yaklaşık 10 mg civarındaydı, bu yüzden enjeksiyondan hemen sonra bayıldılar.
"Höyk!"
"Haaa!"
Bağırışları öndeki muhafızları irkiltti.
"Bu da ne sikim!"
"Hey! Neler oluyor orada?!"
Araba aniden sağa sola yalpalamaya başladı. Arabanın tepesindeki metal bara tutunarak ayaklarımı ön koltuğa doladım ve barı bıraktım.
Karın kaslarımı kullanarak vücudumu öne doğru ittim, ellerimi çaprazlayarak her iki muhafızı da aynı anda omuzlarından bıçakladım.
Şırıngaya basılma sesi arabanın içinde yankılandı.
Cıyk! Cıyk!
Onlara serumu enjekte ettikten hemen sonra elimi direksiyona koyup aracın kontrolünü hızla ele aldım.
Şoförü arkaya iterek arabanın kontrolünü sağlamayı başardım.
"Haaa... haaa... ilk kısım tamam."
Ağır ağır nefes alırken odağımı yolda tuttum. Şu an hala ormanlık alandaydık ama uzakta Monolit'in silüetini hayal meyal seçebiliyordum. Yavaş yavaş ağaçların sıklığı azalmaya başladı.
Öndeki araçları birkaç dakika boyunca takip ederken zaman zaman arkama, Jerome'un birim üyelerine bakıyordum.
Screech.
Monolit'ten yaklaşık bir kilometre uzakta, frenlere asılıp direksiyonu sonuna kadar sağa kırdım; tiz bir ses yankılandı ve araç savruldu.
Araç durduğu anda hızla arkaya geçtim, boyutsal alanımdan dört bomba çıkarıp müfreze üyelerime verdim ve emrettim:
"Bıyıklı bir adam arabaya girer girmez şunun tepesine basın."
"..."
Bana ifadesiz gözlerle bakıyorlardı, hiçbir yanıt alamadım. Aldırmadan bombaları iç ceplerine koyup gözlerini kapattım.
Klik. Klik. Klik.
"...Her ihtimale karşı."
Boyutsal alanımdan bir bomba daha çıkarıp hızla beş dakikalık bir zamanlayıcı ayarladım ve onu koltuklardan birinin altına sakladım.
Bu, diğerlerinin emirlerime uymama ihtimaline karşı B planımdı.
Diğer bombaya zamanlayıcı koymamamın nedeni, aracı aramalarının ne kadar süreceğini bilmememdi.
Hesaplamalarıma göre, aracı iyice aramaları için tahmini maksimum süre beş dakikaydı.
Eğer birim üyeleri emirlerimi dinlemezlerse, bu sonuncusu benim sigortam olacaktı.
Tık!
Her şeyi ayarlamayı bitirdikten sonra yan kapıyı yavaşça açtım, kapattım ve ormana girdim.
Arabanın diğer tarafından çıktığım için diğerleri araçtan ayrıldığımı fark edemediler.
Ormana girip ilerledim ve onlardan çok uzak olmayan bir yerde durdum. Nefesimi düzene sokup varlığımı olabildiğince gizleyerek aracı çevreleyen muhafızlara baktım.
Bulunduğum yerden aralarında geçen bazı konuşmaları duyabiliyordum.
...
...
"Denek 876, içeride olduğunu biliyoruz. Araçtan çık ve teslim ol."
...
...
"Ölüler mi?"
...
...
"Ormanı araması için birini gönderin, 876'nın çoktan ormana kaçmış olma ihtimalini göz ardı edemeyiz."
...
...
Bitki örtüsünün arasında gizlice hareket ederek uzaktaki diğer iki araca yaklaştım. Arkamda beni arayan muhafızların hışırtılarını duyabiliyordum.
'Lütfen işe yarasın...'
Hareket ederken planımın işe yaraması için gizlice dua ettim. Yoksa her şey boşa gidecekti.
Neyse ki.
GÜÜÜÜÜM!
Bulunduğum yerden pek de uzak olmayan bir noktada muazzam bir patlama yankılandı.
"Şimdi!"
Patlama sesi duyulduğu an uzaktaki araca doğru depar attım.
Hızlı olmalıydım.
Bombalar güçlü olsa da komutanın dayanamayacağı bir şey değildi. Hazırlıksız yakalansa bile hala hayatta olduğunu biliyordum.
"Huuuuuaaaa!"
Gelen boğuk çığlık, tahminimde haklı olduğumun kanıtıydı.
Elimdeki son bombayı çıkarıp arabanın gazına bastım ve tam hızla Monolit'in kapısına doğru sürdüm.
VINNNN! VINNNN!
Araba motorunun gürlemesi, kapıya doğru hızla ilerlerken tüm bölgede yankılandı.
"Durdurun onu!"
Arkamda komutanın boğuk sesini duyabiliyordum. Sesindeki bana karşı duyduğu o derin nefreti hissedebiliyordum.
Onu görmezden gelip ileri doğru hızlanırken, uzakta girişi tutan muhafızların şaşkın bakışlarını görebiliyordum.
VİYUUUU! VİYUUUU!
Muhafızlar koruyucu önlemleri etkinleştirmek için acele ederken kırmızı renkli ışıklar yanıp sönmeye başladı.
"Sen, orada dur!"
"Dur!"
Ama artık çok geçti.
Tık!
Elimdeki bombanın tepesine bastım; kapıya tam 100 metre kala bombayı aracın altına bıraktım, gaz pedalına küçük bir ağırlık koyup kapıyı tekmeleyerek açtım ve dışarı atladım.
"Khuaak!"
Dışarı fırlayıp sert betona çarptığımda nefesimin kesildiğini hissettim. Darbenin etkisiyle birçok kemiğim kırıldı ve çatladı.
"Khh..."
Başımı hafifçe kaldırıp uzaktaki araca baktım, aracın Monolit'in kapılarına çarpışını izledim.
Araba kapılara çarptığı anda ondan bir alev denizi yayıldı ve tüm bölgeyi yuttu.
GÜÜÜÜÜM!
Bunu muazzam bir patlama sesi takip etti.
"Khhh..."
Vücudumdaki son güç kırıntısını toplayarak yaralı bedenimi ileri doğru sürükledim ve Monolit'in kapılarına doğru yol aldım.
Kapıya yaklaştığımda, patlama nedeniyle azgın alevlerden yayılan ve tenimi yalayıp geçen ısıyı hissedebiliyordum.
Boyutsal alanımdan bir yüzük çıkarıp parmağıma taktım ve bileğimdeki küçük siyah bilekliği çıkardım.
Löp!
Ağzımı açıp bilekliği içine attım ve yuttum.
'...Bunu bir daha yaşayacağım kimin aklına gelirdi.'
Bilekliği yutunca yüzümde acı bir gülümseme belirdi.
"Khh..."
Topallayarak ilerledim ve yavaşça alevlerin içine girdim.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!