Aynı esnada, bir başka VVIP odasında, yeşil saçlı güzel bir kadın siyah bir kanepede oturuyordu.
Yanında erkek bir görevli vardı.
"Tüm hazırlıklar tamam. Mekânı gözetleyen çok sayıda A-rütbesi ve B-rütbesi Kahramanımız hazırda bekliyor."
Erkek görevli, elindeki tablete bakarak konuştu.
"Güzel, başka bir şey var mı?"
"Şimdilik yok."
Erkek görevli başını sallayarak yanıt verdi.
"Pekala, çıkabilirsin."
Yeşil saçlı kadın başıyla onaylayarak görevliyi gönderdi.
"Nasıl isterseniz."
Görevli eğilerek selam verdi, hızla arkasını döndü ve çıkışa doğru yöneldi.
*Tak!*
Görevli odadan çıkamadan, onu irkilten bir sesle kapı ardına kadar açıldı ve içeri turuncu saçlı küçük bir kız girdi. Hemen arkasından uzun siyah saçlı ve ametist gözlü güzel bir kadın onu takip ediyordu.
"Selam Amber, ne haber!"
"Monica, içeri girmeden önce kapıyı çalman gerekiyordu."
Donna odaya girerken başını sallayarak Monica'yı azarladı.
Bu, Monica'nın bir odaya böyle paldır küldür daldığı ilk sefer değildi.
Bu kötü alışkanlıklarını düzeltmesi gerekiyordu; yoksa bir gün bu huyu başına iş açabilirdi.
"Monica? Donna? Sonunda gelebildiniz."
"Nasılsın Amber?"
Donna'nın Amber diye hitap ettiği yeşil saçlı kız, odaya yeni giren Donna ve Monica'ya bakarak tabletini kenara bıraktı ve gülümsedi.
"Siz geldiğiniz için şimdi daha iyiyim."
Mekânın sahibi ve bu geceki etkinliğin sorumlusu olarak Amber'ın yapacak çok işi vardı.
Haliyle epey yorgundu.
Ancak Monica ve Donna'nın gelişiyle Amber anında kendini daha iyi hissetti.
"Görüşmeyeli ne kadar oldu Donna?"
Amber sordu.
"Hmm, emin değilim. Belki sekiz yıl? Sen bizden iki dönem öndeydin, bu yüzden Lock'ta birlikte pek vakit geçirememiştik."
"Doğru..."
Amber'ın pişmanlık duyduğu bir şey varsa, o da iki yıl geç doğmuş olmasıydı.
Eğer öyle olmasaydı, en yakın arkadaşları Donna ve Monica ile okul hayatının tadını çıkarabilirdi.
Donna ile birlikte kampüsün dört bir yanında Monica'yı kovaladıkları o günleri gerçekten özlüyordu.
O günler çok daha kolaydı.
Şimdiyse önünde sonu gelmeyen bir evrak işi yığını vardı. Her gün benim için bitmek bilmeyen bir mücadeleydi.
"Vay canına, bu da ne! Oh, şu yemeklere bak! Biraz alırsam kusuruma bakmazsınız herhalde. Oh, manzara da harikaymış!"
"Her zamanki gibi çocuksu..."
Her yere zıplayıp duran Monica'ya bakan Amber başını salladı.
'Bazı insanlar asla değişmiyor sanırım...'
Sekiz yıl önce de Monica aynıydı. Davranışlarından dış görünüşüne kadar tamamen aynı kişiydi.
Gücü dışında hiçbir şeyi büyümemiş gibiydi.
"Bana anlatma, artık her gün onunla uğraşmak zorundayım."
Donna iç çekerek başını salladı.
"Hadi ya? Neden ki?"
"Duymadın mı? Bizim Monica, kısa bir süreliğine akademide eğitmenlik yapacak."
Donna, alnına masaj yaparken Monica'yı işaret etti.
"Ne!?"
Amber'ın gözleri faltaşı gibi açıldı.
"Monica ve ders vermek mi? Bu felakete davetiye çıkarmak değil mi?"
"Ben de başından beri bunu söylüyorum!"
Donna bunu en başından beri dile getirmişti.
Monica ders vermek için hiç uygun değildi. Hele o kişiliğiyle asla.
Hiç şüphesiz yakında bir tür sorun çıkaracaktı. Donna bunu hissediyordu.
"Hey, burada olduğumu biliyorsunuz herhalde."
Monica arkasını dönerek kaşlarını çattı.
'Neden herkes ders veremeyeceğimi düşünüyor? İkinizden de bariz bir şekilde daha güçlüyüm,' diye mırıldandı Monica bir tabak yemek alırken.
Gücü, öğretmenlik yapmaya yetkin olduğunu kanıtlamaya yetmez miydi?
'Hıh, kesin beni kıskanıyorlar,' diye düşündü Monica ağzına bir pasta tıkıştırırken.
"Tamam, kusura bakma Monica. Lütfen oturun ve keyfinize bakın. Müzayede başlamak üzere."
Amber elini sallayıp Monica'dan özür dileyerek yanındaki koltukları işaret etti.
"Bizi buraya bizzat davet ettiğin için seni sadece bu seferlik affediyorum."
Monica başını yana çevirdi, sakince bir kanepeye doğru yürüdü ve oturdu. Donna da aynısını yaptı.
Kısa bir süre sonra ışıklar söndü.
...
"İzninizle, şimdi diğer konuklarla ilgileneceğim. Herhangi bir sorunuz olursa yanınızdaki tablette bulunan çağrı fonksiyonuna dokunarak beni çağırmaktan çekinmeyin."
Jeremiah, eğilip izin istemeden önce birkaç şeyi açıkladı.
"Olur."
Müzayede salonuna bakan Melissa, kayıtsızca başını salladı.
"Keyifli vakit geçirmenizi dilerim."
Jeremiah bir kez daha kısaca eğilerek odadan ayrıldı.
*Tak!*
Odanın bir kenarında dururken sessizce bir makaron daha çiğnedim.
'Sanırım hazırlıklara başlıyor...'
Jeremiah'ın odadan çıkışını izlerken gülümsedim.
Jeremiah, ya da daha doğru bir ifadeyle Ivan Rankvick, aslında son derece ünlü bir hırsızdı. Hatta bugüne kadarki en azılı hırsızdı.
Bunun sebebi kimsenin onun gerçekte kim olduğunu bilmemesiydi. Buna Birliğin yedi başkanı ve Monolith de dahildi. Adeta bir hayalet gibiydi.
Normalde böyle olması gerekiyordu ama...
Ben vardım.
Onun yaratıcısı olduğum için doğal olarak hakkında biraz bir şeyler biliyordum.
...ve bugün müzayedeye gelme sebebim de buydu. Onunla tanışmak.
Müzayede ürününü bir kenara bırakırsak, Ivan'ın elinde gerçekten istediğim bir şey vardı.
'Dolos'un Maskesi'
Adını hilekarlık ruhu Dolos'tan alan <A> rütbesi bir eser. Aynı zamanda Ivan'a şimdiki lakabını, yani 'Bin Yüzlü Adam' unvanını kazandıran eserdi.
Dolos'un Maskesi, takan kişinin yüzünü istediği kişiye dönüştürmesini sağlayan ilginç bir etkiye sahipti.
Bir kişiye sadece bir kez dokunarak, maske o kişinin yüz hatlarını kemik yapısına kadar taklit etme yeteneğine sahipti; bu da maskeyi herkesin satın alabileceği sıradan deri maskelerden ayıran şeydi.
Sıradan maskeler sadece yüzü kopyalayıp kemik yapısını değiştirmediği için bazı durumlarda oldukça gerçek dışı kalabiliyorlardı.
Bunun dışında, maske sayesinde Ivan yüzünü ne zaman ve nasıl isterse değiştirebiliyor ve bu sayede hükümet ajanlarının takibinden kurtulabiliyordu.
Adı da buradan geliyordu.
'Bin Yüzlü Adam'
Bugüne kadar kimse maskenin varlığından haberdar değildi, çünkü herkes onun yüz değiştirme yeteneğini bir tür becerisine (skill) yoruyordu.
İstediğim tam olarak buydu, çünkü bu ileride işlerimi çok daha kolaylaştıracaktı...
"Ren ne yapıyorsun? Müzayede başlamak üzere, oturmayacak mısın?"
Beni düşüncelerimden koparan, oturduğu yerden bağıran Kevin oldu.
"Geliyorum."
Tabağımı kenara bırakıp sessizce kanepelerden birine doğru yürüdüm ve oturdum.
Harekete geçmem gerekene kadar daha epey vakit vardı, bu yüzden şimdilik sadece anın tadını çıkarmak en iyisiydi.
"Bayağı bir eşya varmış..."
Bir tablet alıp müzayede kataloğunu açarken mırıldandım.
Eserler, beceriler, canavar parçaları, özel cevherler, canavar yumurtaları ve daha pek çok şey uzun katalogda yer alıyordu. Öğelerin çoğu herkesin ağzının suyunu akıtacak cinstendi.
Özellikle de benim.
Ancak katalogda listelenen ürünler bugünkü müzayedenin asıl yıldızları değildi. Hayır, asıl yıldızlar müzayede başladıktan sonra ortaya çıkacaktı.
"Bayanlar ve baylar, Crown's King Otel'de düzenlenen Ashton şehri büyük müzayedesine geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim..."
Ben kataloğu incelerken ışıklar söndü ve müzayede yöneticisinin sesi salonda yankılandı.
Aşağıdaki tüm uğultu anında kesildi.
"Günün ilk ürünü olarak size şunu sunuyorum."
İlk ürünün üzerindeki örtü açıldığında kaşlarım çatıldı.
'Bir tablo mu?'
İlk bakışta sıradan bir tablo gibi görünüyordu. Üstelik kötü yapılmış bir tablo.
"Ah, dur bir dakika..."
Daha yakından baktığımda hatamı hemen anladım. Bu hiç de sıradan bir tablo değildi.
"Bazılarınız şöyle düşünüyor olabilir: 'Bu da ne? Bir tablo mu? Neden sıradan bir eşya müzayedenin ilk ürünü olarak sunuluyor?' İçiniz rahat olsun efendim, bu sıradan bir tablo değil."
Müzayede yöneticisi duraksadı, parmağını tablonun üzerinde gezdirdi ve manasını yönlendirdi. Tablo kısa süre içinde parlamaya başladı.
Salonda anında mırıltılar yükseldi.
"Bu..."
Gözlerimi kısarak öne doğru eğildim. İlgi duymaya başlamıştım.
"Doğrudur, bu tablo aslında bir eserdir. Kahraman sıralamasında 29. sırada yer alan Leonard Vaz tarafından özel olarak resmedilmiştir. İnanılmaz sanatsal sezgisiyle Leonard, bu tabloyu herkesin görmesi ve hayran kalması için yarattı. Bu tabloyu özel kılan şey, tablonun Leonard'ın psiyon kontrolü konusundaki bazı kavrayışlarını içeriyor olmasıdır. Zirveye ulaşmak için en temel konulardan biri budur. Eğer şanslıysanız, tabloya bakarak dövüş ustalığınızda bir adım daha ileri gidebilir ve güçlenebilirsiniz."
Müzayede yöneticisi duraksayıp kalabalığa baktı. Bilginin iyice sindirilmesini bekliyordu.
"Daha fazla söze gerek yok, tablo için açılış fiyatı 500.000 U. Teklifleri alalım."
Birkaç saniye sonra müzayede yöneticisi teklifleri resmi olarak başlattı.
Anında havaya bir el dalgası yükseldi.
"60 numara 550.000 U veriyor, bir, Ah! 78 numara 700.000 U veriyor!"
"765 numara 1.300.000 U veriyor! Oh, 05 numara fiyatı daha da yükseltiyor, mevcut teklif 1.500.000 U!"
"Vay be..."
Çılgın teklif dalgalarını görünce elimdeki tablete baktım. Üzerinde teklif vermek için basabileceğim kırmızı bir düğme vardı.
Dürüst olmak gerekirse epey cezbediciydi ama bu tür düşünceleri zorla kafamdan atmaya çalıştım.
'Zaten Donna bana psiyon kontrolü öğretiyor. Bu tablo bana lazım değil. Paramı tabloya boşa harcamamalıyım.'
Donna, Leonard kadar güçlü olmasa da psiyon kontrolü konusundaki ustalığı en az onun seviyesindeydi.
Bir tablonun bana Donna ile yüz yüze alacağım bir ders kadar yardımcı olması imkansızdı. Her ne kadar yararlı olsa da benim için bir nevi para kaybı olurdu.
"1289 numara 5.690.000 U veriyor! Başka artıran var mı? Oh, görünüşe göre bir başka saygın konuğumuz daha pastadan pay almak istiyor, 5.900.000 U!"
Yükselen fiyata bakınca, tabloyu satın alma konusundaki tüm düşüncelerim anında uçup gitti.
Tablo gerçekten cezbedici olsa da 6 milyon U bunun için biraz fazlaydı.
"60 numara 8.000.000 U veriyor! Birinci kez satıyorum! İkinci kez satıyorum! Üçüncü kez satıyorum! Ve satıldı!"
Sonuçta tablo 8 milyon U'ya alıcı buldu.
Haftada üç kez kendilerine ders veren iki rütbeli kahramanı olmayan biri için makul bir fiyattı.
"Ne heyecan verici bir ilk üründü. Şimdi bir sonraki ürüne geçiyoruz. Tam önünüzdeki şey bir..."
Sonraki yarım saat boyunca, herkes şevkle teklif verirken farklı eşyalar geldi geçti.
Doğrusu tüm ürünler bir nebze ilginç olsa da hiçbiri özellikle ihtiyacım olan bir şey değildi, bu yüzden bir şey alma dürtüsü hissetmedim.
'Hüaam, benim istediğim parça ne zaman gelecek?' diye kısık sesle mırıldandım, ağzımdan küçük bir esneme kaçarken.
Neyse ki bekleyiş çok uzun sürmedi.
"Sıradaki ürünümüzü sunuyorum."
Örtü kalktı ve bir sonraki ürün göründü. Herkesin önünde aniden siyah, tekinsiz bir kaya belirdi.
Kayaya bakarken gözlerim parladı.
'Sonunda, işte burada!'
Beklediğim parça buydu.
...
Emma, küçüklüğünden beri parasını her zaman istediği her şeye fütursuzca harcamıştı. Bir şeyi isterse satın alırdı. Bu kadar basitti. Ancak hayatında ilk kez, ilgisini çeken birden fazla ürünün başkalarının eline geçmesini sadece oturup çaresizce izleyebiliyordu.
'O lanet olası pislik olmasaydı...' diye mırıldandı Emma dişlerini gıcırdatarak.
Kartı dondurulduğu için Emma sadece hareketsiz durup başkalarının göz diktiği eşyaları satın almasını izleyebiliyordu. İlk kez böyle hissediyordu.
Çok sinir bozucuydu.
Bütün bunlar, onu baskı altına almak için elinden geleni yapan o lanet olası amcası yüzündendi.
"Sıradaki ürünümüzü sunuyorum."
Aniden yeni bir ürün sergilendi. Yaklaşık bir futbol topu büyüklüğünde siyah bir kayaydı.
"Dostlar, burada size karşı dürüst olmam gerekiyor. Bu eşya hakkında pek bir şey bilinmiyor, ancak bazı kapsamlı testlerden sonra son derece ilginç bir şey bulmayı başardık. Bu eşya inanılmaz derecede sağlam. O kadar sağlam ki en iyi ekipmanlarımızla bile üzerinde bir çizik dahi oluşturamıyoruz. Bu ürünü size sunmamızın nedeni tam olarak bu. Onu işleyemediğimiz için belki başkasının elinde daha iyi değerlendirilir diye düşündük."
'Bir kaya mı? Pff, bunu alacak kadar aptal kim olabilir ki?'
Eşyanın açıklamasını dinleyen Emma içinden güldü.
Kaya sağlam olsa ne yazardı? Eğer kesemiyorlarsa ona teklif vermenin ne anlamı vardı?
Onu kim alırsa alsın, sonunda depoda tozlanmaya mahkum olacaktı.
"Teklif 5.000.000 U'dan başlıyor. Teklifleri alalım."
Çağrısının ardından, her zamanki gibi bir teklif dalgası geldi.
"99 numara teklifi 7 milyon ile başlatıyor! Oh, 643 numara şu an 9 milyon veriyor. Bugün daha yüksek bir teklif gelecek mi?"
"Tam bir aptal sürüsü."
Aşağıda kayaya teklif veren insanlara bakan Emma başını salladı.
*Dii!*
Aniden odanın içinde küçük bir çınlama sesi duyuldu. Arkasını dönen Emma gördüğü manzara karşısında şaşkına döndü. Ren, gözleri parlayarak önündeki tablete basarken aşağıdaki kayaya bakıyordu.
Onun yanında 15 numara yandı.
"Görünüşe göre VVIP localarından birinden 15 numara 15 milyon teklif ediyor!"
'Bu aptal ne yapıyor?'
Emma gözleri fal taşı gibi açılmış halde Ren'e bakarken söyleyecek kelime bulamıyordu.
"Ren?"
Benzer bir tepki gösteren odadaki hemen hemen herkes, gözlerinde şaşkınlıkla Ren'e baktı.
"Ren, müzayedecilerin bile kesemediği bir kayaya neden bu kadar para harcıyorsun?"
Soran ilk kişi Kevin oldu.
Anlayamıyordu. Ellerindeki ekipmanla onlar kesemiyorsa, kim kesebilirdi ki?
"Bir şey olmaz. Sadece kayayı sevdim."
Ren teklif vermeye devam ederken yarım ağızla yanıt verdi.
"Re-"
"Kevin, sorun yok, bırak yapsın yapacağını. Eğer kayayı istiyorsa bırak alsın. Zaten kendi parası, ne isterse yapabilir."
Kevin'in sözünü kesen Emma başını salladı.
Sonuçta kendi parasıydı.
"Am-"
"Amma velakini yok, sadece arkana yaslan ve gösteriyi izle."
"Pekala."
Böylece Kevin tam olarak Emma'nın önerdiği gibi yaptı. Ancak zaman geçtikçe buna uymak onun için giderek zorlaşıyordu. Emma da aynı durumdaydı, gözlerini kocaman açmış Ren'e bakıyordu.
"Yine 15 numara! Bu sefer 79 milyon U teklif ediyor!"
"Ren, bütün bu parayı nereden buldun?"
'Ben de ona biraz borç veririm diye düşünmüştüm,' diye düşündü Kevin, gözleri yerinden çıkacakmış gibi Ren'e bakarken.
Ren'in teklif verme şeklinden, Kevin önceki yorumunun gereksiz olduğunu anladı. Ren ondan daha zengindi!
*Dii!*
O zamandan beri on dakika daha geçmişti ve Ren hâlâ kaya için teklif vermeye çalışıyordu.
"Bu kez 89 numara 130 milyon U ile devrede. Başka artıran olacak mı?"
Bu noktada odadaki herkes Ren'i bu işten vazgeçirmeye çalışmayı bırakmıştı.
Kayayı almaması için ne kadar dil dökseler de o inatla teklif vermeye devam ediyordu.
Ne kadar inatçı olduğunu gören Emma pes etti ve son 5 dakikadır Ren ile 89 numaralı alıcının birbirlerini artırmasını izlemeye başladı.
"15 numara bir kez daha 135 milyon U ile artırıyor. Başka kimse var mı? Belki 89 numaralı katılımcı tekrar denemek ister? Hayır mı? Birinci kez satıyorum! İkinci kez satıyorum! Ve satıldı! 15 numaralı katılımcıyı tebrik ederiz!"
"Evet!"
Anonsu duyan Ren ayağa kalktı ve havaya bir zafer yumruğu savurdu.
'Bir kaya için bu kadar heyecanlanmanın mantığı ne?'
Oturduğu yerden Ren'e bakan Emma başını salladı. Gerçekten anlayamıyordu. Sadece o değil, odadaki diğer herkes de aynı duyguları paylaşıyordu.
O kayada bu kadar özel olan ne vardı da Ren onu bu kadar çok istemişti?

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!