-Tak!
Sınıfa girdiğim anda sayısız bakışın üzerime çevrildiğini hissettim. Buna zaten hazırlıklı olduğum için bakışları görmezden geldim ve kayıtsız bir tavırla sırama doğru ilerledim.
Yerime doğru yürürken, bazı sınıf arkadaşlarımın bana endişeli gözlerle bakarak fısıldaştıklarını duyabiliyordum.
"O mu lan bu?"
"Gerçekten bunca zaman gücünü mü gizlemiş?"
"Peh, başkasının başarısının üstüne konuyor işte. Sahtekarın tekinden başka bir şey değil."
"O zaman E+ rütbesini nasıl açıklayacaksın?"
Sınıf arkadaşlarımdan gelen fısıltıları ve mırıltıları duymazdan gelerek sırama doğru ilerlemeye devam ettim.
Şu anda aşırı derecede yorgundum.
Sabahın büyük bir kısmını Donna'dan eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyerek geçirdiğim için kendimi halsiz hissediyordum.
Daha da kötüsü, gömleğimin altındaki kolum şu anda seğiriyordu.
Son zamanlarda kolumdaki sorun giderek daha sancılı bir hal almaya başlamıştı.
Eskisi gibi yoğun antrenman yapmama engel olduğu için artık gerçekten can sıkıcı olmaya başlıyordu. Donna da bu durumu fark etmişti.
Bana bunu sorduğunda, ona sadece son birkaç gündür antrenman sırasında kendimi hafifçe sakatladığımı söyleyebildim.
Donna bir doktor olmadığı için bahanemi hemen yedi ve antrenmanın yoğunluğunu düşürdü.
Ancak bu sefer sorgulanmaktan kurtulmuş olsam da, bunun böyle devam edemeyeceğini ve kolumu iyileştirmek için gelişmiş bir iksir satın almanın bir yolunu bulmam gerektiğini biliyordum.
Parmaklarımı birbirine kenetleyip esneyerek tembelce sırama oturdum; gözlerim sınıfın sol tarafına kayarken kendi kendime düşündüm.
'Artık gelişmiş iksirler yapabiliyor olması lazım, değil mi?'
Bana ucuz ve yüksek kaliteli iksir sağlayabilecek biri varsa, o da şüphesiz Melissa'ydı.
Melissa'nın pratik olarak benim iksir tedarikçim olduğu düşünülürse -ki onunla uzun zaman önce yaptığım anlaşma tek seferlik değil, uzun vadeliydi- o kendini geliştirdikçe ben de daha kaliteli iksirlerin tadını çıkarabilirdim.
...Asıl soru şuydu.
Kendini geliştirmiş miydi?
Şu anda büyü kartı sisteminin geliştirilmesiyle meşgul olduğu için, iksir yapımındaki ilerlemesinin durmuş olma ihtimali vardı.
Eğer öyleyse, kolumu iyileştirmek için 35.000.000 U bayılmak istemediğimden bu can sıkıcı bir sorun olurdu.
En azından Melissa ile masrafın %80'inden tasarruf edebilirdim, çünkü ona sadece hammaddeleri sağlamam yeterli oluyordu.
Sıramda kollarımı kavuşturarak başımı defalarca salladım.
"Evet, evet, Melissa ile tekrar iletişime geçmem lazım."
"Buraya oturabilir miyim?"
Düşüncelerimden sıyrıldığımda, aniden arkamdan gelen tanıdık bir sesin bana seslendiğini duydum. Arkamı dönüp soluma baktığımda, benimle konuşan kişiye dik dik baktım.
Sesin sahibinin kim olduğunu anlayınca yüzümde şaşkın bir ifade belirdi.
"Kevin?"
Gülümseyen Kevin yanımdaki koltuğa bakıp bir kez daha sordu.
"Oturabilir miyim?"
*Of*
"Ne bok yersen ye."
Kevin'a birkaç saniye baktıktan sonra dudaklarımdan bir iç çekiş döküldü ve tembelce elimi salladım.
Kevin ile arkadaş olduğum gerçeğini saklamanın bir anlamı yoktu. Zaten yeterince dikkat çekmiştim, Kevin'ın yanıma oturması durumu daha da kötüleştirmezdi.
Ayrıca, onun için biraz üzülüyordum.
O da en az benim kadar "tek tabanca" takılan biriydi. Emma ve birkaç kişi dışında gerçekten hiç arkadaşı yoktu.
Romanda Jin ile oldukça yakınlaşacak olsa da, bu romanın ilerleyen aşamalarında olacaktı ve...
Göz ucumla Jin'e baktığımda ağzım seğirdi.
Sınıfın sol tarafında kayıtsızca oturan Jin, ciddi bir ifadeyle sınıfın önüne bakmaya devam ederken muhtemelen benimle ilgilenmeyen tek tük kişiden biriydi.
...Evet, Jin'in Kevin ile yakınlaşacağını hiç sanmıyorum.
Geçtiğimiz birkaç ay içinde ne kadar sevimsiz biri haline geldiği düşünülürse, bunun artık bir ihtimal olup olmadığından emin değildim.
Artık eskisi gibi kibirli olmasa ve insanları aşağılamasa da, yeni kişiliğinin biraz fazla ciddi olduğunu hissediyordum...
Dürüst olmam gerekirse, bu konuda karışık duygular içindeydim.
Ne düşündüğümden habersiz olan Kevin bana bakarak endişeyle sordu.
"Hey, iyi misin?"
"Ha?"
"Haberlerde olanları gördüm, resmen her yerde sen varsın, iyi misin?"
Her şey haberlere çıktığı için, Kevin doğal olarak Ren ile ilgili olanları duymuştu.
...Ve Ren'in gücü konusunda şüpheci olan diğer öğrencilerin aksine, Kevin öyle değildi. Sonuçta onun gücünü bizzat görmüştü.
Ren rütbe olarak kendisinden daha zayıf olsa da, Kevin onun kendisinden daha güçsüz olduğunu düşünmüyordu. Özellikle de kılıç sanatını bizzat gördükten sonra.
Hızlıydı.
O kadar hızlıydı ki zar zor tepki verebilmişti.
Şu anda Kevin, Ren ile kendi arasındaki gücün yaklaşık olarak aynı olduğunu, belki rütbesi daha yüksek olduğu için kendisinin biraz daha üstün olabileceğini hissediyordu.
Kevin'ın sorusunu duyunca tembelce yanıt verdim.
"Ah, o mu... İyiyim ama neden yanıma oturuyorsun?"
Kevin gözlerini birkaç kez kırpıştırarak cevap verdi.
"Şey, arkadaşız, değil mi?"
"...Eee?"
"Eee, o zaman yanına oturmam gayet normal... Yoksa seni rahatsız mı ediyorum?"
Bir saniye duraksayıp Kevin'a baktım, diyecek söz bulamadım.
Söylediği yanlış değildi.
O beni arkadaşı olarak gördüğüne ve ben de onu arkadaşım olarak gördüğüme göre, yanıma oturmasında ne sorun vardı ki?
...Sanırım bunca yılı yalnız geçirmek bende sosyal beceri namına hiçbir şey bırakmamıştı.
Bu doğrultuda düşünerek, kollarımı sıranın üzerinde birleştirdim, başımı eğdim ve gözlerimi kapattım.
"...Yok be, sorun değil. Söylediğinde yanlış bir şey yok."
"Harika."
Mutlulukla gülümseyen Kevin tabletini ve ders için diğer materyallerini çıkardı. Her şeyi sırasına koyduktan sonra Kevin sınıfa göz gezdirerek alçak sesle mırıldandı.
"Vay be, gerçekten çok dikkat çekiyoruz."
Kevin'ın uyarısını duyup başımı kaldırdığımda, ne demek istediğini anında anladım.
Şu anda sınıftaki hemen hemen herkes göz ucuyla bize bakıyor ve kendi aralarında fısıldaşıyordu.
Bunu gizlice yapmaya çalışsalar da, neredeyse herkes aynı şeyi yapınca durum oldukça bariz hale geliyordu.
Kevin'a bakarak mırıldandım.
"Buna çoktan alışmış olman gerekmiyor muydu?"
Kevin boş boş etrafına bakarak acı acı konuştu.
"Alışığım ama hiç bu kadar kötü olmamıştı."
Gözlerimi devirerek huysuzca dedim ki:
"...İşte bu yüzden dikkat çekmek istemiyordum."
Gözlerinde bir acıma belirtisiyle omzuma dokunan Kevin beni teselli etti.
"Alışırsın."
"Siktir git lan, senin bir seçeneğin vardı ama benim yoktu."
Gözlerimi faltaşı gibi açarak Kevin'ın eline vurdum ve ona küfrettim.
Everblood bilerek beni zor duruma düşürüp dikkat çekmemi sağladığı için, bu konuda gerçekten hiçbir seçeneğim yoktu.
Kevin ise tam tersine, becerilerini sergilemeyi bilerek seçmişti.
Alışırmışım, külahıma anlat, ben buna alışmak falan istemiyordum.
O bakışlar resmen insanın içine işliyordu.
Kendini haksızlığa uğramış hisseden Kevin açıkladı.
"Hadi ama, benim de bir seçeneğim yoktu. Gerçekten yetenekli olduğumu nereden bilebilirdim ki?"
Zamanının çoğunu Ashton şehri dışında geçiren Kevin, bu kadar yetenekli olduğuna dair hiçbir fikre sahip değildi. Bu yüzden sınava girdiğinde, performansının küçüklüğünden beri kaynaklarla beslenen ikinci nesil çocuklardan daha iyi olmayacağını düşünerek elinden gelenin en iyisini yapmıştı.
Onların aslında bu kadar zayıf olduğunu kim bilebilirdi ki?
O bilemezdi.
"..."
Kevin'ın bu sözlerini duyunca birkaç saniye nutkum tutuldu.
Kevin'ın bu sözle ne demek istediğini bilsem de, ensesine bir tane patlatma isteği duydum.
Daha da kötüsü, onu bu hale getiren bendim.
Ah, kime vurmam lazım, ona mı yoksa kendime mi?
Yüzümdeki karanlık ifadeyi gören Kevin hemen konuyu değiştirdi.
"Bu arada, haftaya yapılacak olan ziyafete geliyor musun?"
Kaşımı kaldırarak sordum.
"Ziyafet mi? Şu değişim öğrencileriyle yapılacak olan ziyafetten mi bahsediyorsun?"
"Evet."
"Hımm, sanırım geleceğim. Zaten başka seçeneğim yok gibi."
Kevin kollarını kavuşturup başıyla onaylayarak katıldı.
"Mhm, turnuva ekibinin bir parçası olduğun için katılmaktan başka çaren yok."
"Evet..."
Kevin'ın bahsettiği ziyafet, akademinin dört büyük akademiden gelen yeni değişim öğrencilerini karşılamak için düzenlediği bir davetti.
Bu ziyafet, akademinin değişim öğrencileri ile akademi öğrencilerinin birbirleriyle etkileşim kurmaları için oluşturduğu bir fırsattı.
Bunun temel nedeni, öğrencilerin birbirleri arasında bağlantılar ve dostluklar kurabilmesiydi.
Sonuçta ziyafette bulunan herkes geleceği parlak olan kişilerdi. Diğer şehirlerde yaşayan insanlarla bağlantı kurmak asla yanlış bir hamle olmazdı.
Geriye dönüp baktığımda, bunun benim için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyordum.
Her ne kadar varlığımı eskisi gibi gizleyemesem de, bağlantılar kurmanın gücümü geliştirmem için iyi bir yol olduğunu düşünüyordum.
Özellikle de sonunda nüfuzumu Ashton şehri dışına genişletmek isteyeceğim için.
Böyle düşünerek sordum.
"Tam olarak ne zamandı?"
Saatindeki takvim uygulamasına bakan Kevin sakince cevap verdi.
"Yaklaşık bir hafta sonra."
Hafifçe kaşlarımı çatarak sordum.
"Resmi kıyafet giymek zorunda mıyız?"
Kevin gözlerini devirerek yanıtladı.
"Sence?"
"Bu sorun olacak..."
"Neden?"
Başımın arkasını kaşıyarak acı acı dedim ki:
"Çünkü hiç resmi kıyafetim yok?"
"Ne?"
"Eski takım elbiselerimin hiçbiri artık üstüme olmuyor."
Fiziğimin hızla gelişmesiyle birlikte artık eski takım elbiselerimin içine sığamıyordum.
Daha da kötüsü, moda anlayışımın berbat olduğu düşünülürse, ziyafet için ne giyeceğimi bilmediğimden çıkmaza girmiştim.
Kevin elini çenesine koyup derin bir düşünceye daldıktan sonra, sınıfın sol tarafına göz atarak öneride bulundu.
"Aslında bu konuda Emma'dan yardım isteyebilirsin. Geçen ay seçmeli dersim için bir ziyafete katılmam gerektiğinde bana bir tane seçmemde yardımcı olmuştu. Moda anlayışı muazzamdır."
Kaşlarımı çatarak, kısa kahverengi saçlı güzel bir genç kızın oturduğu tarafa baktım. Şu anda Amanda'nın yanında oturuyordu. Zaman zaman ikisi konuşuyordu ama Amanda pek konuşkan olmadığı için genelde konuşan taraf Emma oluyordu.
Oldukça komik bir manzaraydı.
Yine de Emma ile geçmişteki deneyimlerimi hatırlayarak başımı salladım.
"Emma mı?... Kalsın, hiç almayayım."
Düşüncelerimi anlayan Kevin beni teselli etti.
"Sorun değil, ben de gelirim. Onunla yalnız gitmek zorunda kalmazsın."
"Eh, bilmem ki. Bir düşüneyim."
Hala ikna olmadığımı gören Kevin bir öneride bulundu.
"Şuna ne dersin, neden dersten sonra gitmiyoruz? Bugün seçmeli ders yok, dersten sonra gidebiliriz değil mi?"
"Eh, bakarız..."
Dürüst olmak gerekirse fikir cazip geliyordu ancak Emma ile uğraşmak istemediğim için hala tam olarak ikna olmamıştım.
...Dürüst olmak gerekirse Melissa ile uğraşmayı tercih ederdim.
Aslında Melissa ile takılmayı umursamazdım çünkü bugünlerde onunla uğraşmak oldukça eğlenceliydi. Artık ondan korkmadığım için, ondan bir tepki almak gerçekten keyifli oluyordu.
Son görüşmemizde ne kadar sinirlendiğini hatırlamak bile beni gülümsetiyordu.
Aniden bir şey hatırlayarak Kevin'a baktım ve sordum.
"Bu arada, sıradaki dersimiz ne?"
Kevin hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Mana ve psiyon teorik bilimi."
Bir sonraki dersin adını duyunca, aniden bir şeyi hatırlayıp yüksek sesle küfrettim.
"Ah... siktir."
Kafası karışan Kevin başını yana eğerek sordu.
"Ne oldu?"
Halsizce Kevin'a bakarak mırıldandım.
"Şey, aniden çok can sıkıcı bir sorun aklıma geldi."
"Ne sorunu?"
-Tak!
Ben Kevin'a cevap veremeden sınıfın kapıları açıldı ve kirli sarı saçlı yakışıklı bir genç sınıfa girdi.
"Herkes otursun lütfen."
Gözlerini birkaç kez kırpıştıran Kevin'ın bakışları, sınıfın ortasındaki kürsüye doğru yavaşça ilerleyen Gilbert'a bakarken buz kesti. Neden küfrettiğimi aniden anlayan Kevin bana baktı ve anlayışla başını salladı.
"Başın sağ olsun."
Kevin'ın yorumunu duyunca ağzım seğirdi.
"Ne baş sağlığı be! Sen de en az benim kadar hedeftesin!"
"Sessizlik! Ders başlamak üzere."
Aniden Gilbert'ın sesi sınıfta yankılandı ve herkes sustu. Nazikçe gülümseyerek sınıfın içinde göz gezdirdi, ta ki gözleri aniden üzerimde durana kadar.
Birkaç saniye bana baktıktan sonra Gilbert mırıldandı.
"Demek öğrenci Ren Dover sensin."
Sözleri biter bitmez herkes başını benim yönüme çevirdi.
Üzerime dikilen sayısız bakışı hissederek acı acı başımı salladım.
"Kanlı canlı karşındayım."
Başını Kevin ile benim aramda gidip getiren Gilbert başını salladı.
"Anlıyorum, olanları duydum. Zor olmuş olmalı."
"İdare ederdi."
Gilbert başını sallayıp gülümseyerek arkasını döndü ve önündeki beyaz tahtaya baktı. Oldukça sert bir tonla dedi ki:
"Pekala, önemli değil. Umarım buradaki diğer öğrenciler gibi dersi uslu uslu takip edersin. Her ne kadar yaptıkların şaşırtıcı bir başarı olarak kabul edilse de... bu sadece kağıt üzerinde yazanları gerçekten yaptıysan geçerlidir. Yapmadığın bir şey için başkasının başarısının üzerine konman hiç hoş olmazdı..."
Sözlerinin anlamını kavrayarak gözlerimi devirdim.
"Evet."
Buna karma derler işte.
Kevin, Gilbert ile uğraşmak zorunda kaldığında onunla her dalga geçtiğim anın karmasıydı bu.
"Bunu bilmen güzel."
Benimle konuşmasını bitiren Gilbert derse başladı.
"Pekala, bugün yoğunlaştırmaktan bahsedeceğiz..."
Neyse ki Gilbert bugün oldukça uysaldı.
Dersin başındaki konuşma ve birkaç kez sorularını yanıtlamam için seçilmem dışında, bugün başıma özellikle can sıkıcı bir şey gelmedi.
Hatta sınıf arkadaşlarımdan gelen ara sıra bakışlar dışında, neredeyse sıradan bir ders gibiydi.
Gilbert'ın neden hayatımı zorlaştırmak için aktif bir çaba sarf etmediğine dair bir tahminde bulunmam gerekirse, bunun muhtemelen Donna ile bir ilgisi vardı. Kısa bir süre önce Kevin'ın başına gelenlerden sonra Gilbert, bu sefer gerçekten başının belaya girebileceğini bildiği için aynı numarayı tekrar yapamayacağını biliyordu.
Babası onu bir süreliğine kollayabilse de, bu her istediğini yapabileceği anlamına gelmiyordu.
Özellikle de akademinin müdürü aynı zamanda SS-rütbeli bir kahraman olduğu için. Müdür gezisinden döndüğünde, Gilbert'ın yaptıklarından paçayı sıyırmasının hiçbir yolu yoktu.
Bunu bilen Gilbert bir süreliğine alçak gönüllü davranmak zorundaydı.
...Ve böylece, ders yaklaşık bir saat içinde bittiği için Kevin ve benim bugün işimiz zor olmadı.
Gilbert'ın gidişini izlerken mırıldandım.
"Şey, düşündüğümden daha iyiydi..."
Kevin başını sallayarak ekledi.
"Evet, dürüst olmak gerekirse seninle daha çok uğraşacağını düşünmüştüm."
Bir saniye durup bana bakan Kevin, sınıfın sol tarafında eşyalarını toplayan Emma'ya göz ucuyla bakıp sordu.
"...Eee, takım elbise meselesinde sana yardım etmemi istiyor musun istemiyor mu?"
Hafifçe kaşlarımı çatarak biraz düşündükten sonra başımı salladım.
"Olur."
Zaten yapacak bir işim olmadığına göre, yeni bir takım elbise alsam iyi olurdu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!