—Fuuuuaaa
Kapsülün kapağı açılıp havaya yavaşça buhar yükselirken, ayağa kalktım ve boynumu esnettim. Hafifçe kaşlarımı çatarak kendi kendime düşünmeden edemedim.
"...Acaba biraz abarttım mı?"
Kan dolaşımını hızlandırmak için vücudumu esnetirken parmaklarımı birbirine kenetleyip ellerimi havaya kaldırdım ve az önce oynadığımız oyunu zihnimde canlandırdım.
Kazanmış olsak da mutlu değildim.
Bu oyun, üzerinde çalışmam gereken noktaları bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştı.
....Evet, her şey öngördüğüm gibi ilerlemişti. En azından rakip takımın davranışları açısından... Ancak benim tarafımda işler pek de öyle gitmemişti.
Başımı çevirip başı öne eğik duran Amanda'ya kısa bir bakış attım ve yumuşak bir sesle konuştum.
"İyi iş çıkardın."
Başını hafifçe kaldırıp bana bakan Amanda, zayıfça kafa salladı ve kapsülden çıktı. Ardından VR alanının çıkışına doğru yürümeye başladı.
Amanda'nın arkasından bakarken iç çekerek başka bir şey söylemedim. Neredeyse kaybedecek olmamızın sorumluluğunu kendi üstüne aldığı belliydi.
Aslında bu benim hatamdı.
Hata bendeydi.
Planlarımda birkaç hesaplama hatası yapmıştım.
...Amanda'nın iki kişiyi yenmesi konusunda pek umudum olmasa da, doğrudan neredeyse kaybedeceğini tahmin etmemiştim. Plan onun onları oyalaması üzerineydi... Gücünü göz önüne aldığımda bu görevi başarabileceğini düşünmüştüm... ama yanılmıştım.
Belki de ona çok güvenmiştim... ya da belki de çok tecrübesizdim. Sonuç olarak plan neredeyse suya düşecekti.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, stratejiyi oluştururken hesaba katmadığım pek çok şey vardı. Rakip takımın gücü, takım arkadaşının mentalitesi, üyeler arasındaki sinerji, karşı takım üyeleri arasındaki sinerji, rakip takımın kompozisyonu ve benzeri...
Birçok faktörü ihmal etmiştim.
...Sonuçta, düşüncelerimde hiçbir açık kapı kalmadan güvenle strateji veya plan kurabilmem için bir insan olarak gelişmem gereken daha çok yol vardı.
Yine de cesaretim kırılmamıştı. Bu, gelecekteki planlar ve stratejiler için iyi bir ders olmuştu. Gelecekte benzer stratejiler kurmayı planladığımda benim için iyi bir referans noktası olacaktı.
Ne kadar çok hata yaparsam, o kadar çok şey öğrenirdim. Benim tarzım buydu.
...Mükemmel doğmamıştım.
Çoğu insan gibi ben de başarısızlığa meyilliydim... bu normaldi. Beni insan yapan da buydu.
Ancak öğrenmemi, büyümemi ve gelişmemi sağlayan da bu başarısızlıklardı.
Hata yapmakta sorun yoktu.
...Yaptığım hatalar daha önce yaptığım hataların aynısı olmadığı sürece, bu geliştiğim anlamına gelirdi... Ve ancak eski hatalarımı tekrarlamayı bıraktığımda ve yeni hatalar yapmadığımda, nihayet olgunlaştığımı anlayacaktım.
"Huaaam..."
Yüksek sesle esneyerek kapsülden dışarı bir adım attım. Bunu yaparken kendi kendime yemin ettim.
'Bir dahaki sefere aynı hatayı yapmayacağım. Bir dahaki sefere... Rakibimi mümkün olan en düşük başarısızlık yüzdesiyle tamamen ezdiğimden emin olacağım.'
...
Aşağıdaki arena sahasına bakan, camdan yapılmış özel bir odanın içinde, farklı savaşları gösteren birden fazla ekran görülebiliyordu.
Ekranların arkasında duran yaklaşık on yetişkinden oluşan bir grup, şu anda yüzlerinde farklı ifadelerle önlerindeki ekranlara dikkatle bakıyordu.
"Bunu nasıl yaptı?"
"Gördünüz mü?"
"Şuna bir bakın, hiç fena değil."
Oradaki eğitmenlerin her biri, akademiyi temsil etmek ve turnuvaya kimlerin katılmaya yetkili olduğunu belirlemek amacıyla önceden seçilmişti.
...Elbette, herhangi bir taraflılığı ortadan kaldırmak için odadaki eğitmenlerin tamamı farklı departmanlardan geliyordu ve birinci sınıflara ders vermiyorlardı.
Dikkatli bakıldığında, önlerinde birden fazla ekran olmasına rağmen herkesin dikkati şu an tek bir monitöre odaklanmıştı. Daha spesifik olarak, monitördeki belirli bir gence.
Zaman zaman, genci izledikleri her saniyede, bazı eğitmenler heyecanla yanlarındaki kişiye bir şeyler fısıldamadan edemiyorlardı. Sesleri; inanamama, şok, şaşkınlık, kıskançlık ve çok daha fazlası gibi envaiçeşit duyguyu barındırıyordu.
Herkes donup kalmıştı.
"...Bu nasıl mümkün olabilir?"
"İnanılmaz!"
"Sadece rütbesinin yüksek olması değil, sanatlarındaki ustalığı da..."
"Ben onun yaşındayken onun seviyesinin yanına bile yaklaşamazdım."
Oradaki eğitmenlerin her biri, aynı anda üç rakibe karşı savaşan ekrandaki gençten gözlerini alamıyordu. Genç kılıcıyla her darbe indirdiğinde veya savurduğunda, bir eğitmen gayriihtiyari bir hayranlık nidası döküyordu.
"Muazzam..."
"Ustalık seviyesi ne kadar yüksek."
"İnanılmaz bir yetenek!"
Her kılıç darbesi arasında, gencin kılıcı bir sonraki hamlesiyle akıcı bir şekilde birleşiyor, kılıç ustalığında hiçbir açık bırakmıyordu.
Her kılıç darbesi hem nazik hem de baskındı ve kılıcı rakiplerinden birine her çarptığında, karşı taraf yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesiyle birkaç adım geriye sendeleyerek çekiliyordu.
Eğitmenler için bu bir savaştan ziyade bir performans gibi görünüyordu.
...Kılıç ustalığı tek kelimeyle kusursuzdu.
Monitördeki genç Kevin Voss'tu ve odadaki her eğitmenin onu dövüşürken izleyerek anladığı bir şey vardıysa, o da kılıç ustalığını bu noktaya getirmek için sonsuz bir kan, ter ve gözyaşı döktüğüydü.
Birisi ne kadar yetenekli olursa olsun, çok çalışmadığı sürece asla bu kadar rafine ve cilalı bir kılıç ustalığına sahip olamazdı. Dahası, dövüşme tarzından savaş konusunda çok tecrübeli olduğu belliydi.
"Gerçekten ne kadar yetenekli bir genç."
Odadaki eğitmenlerin en önünde, elleri arkasında duran yaşlı ama heybetli bir adam vardı. Derin ve puslu gözleri aynı anda farklı ekranlar arasında gidip geliyor, sonunda gözleri iki özel ekrana odaklanıyordu.
Birinde Kevin savaşırken... diğeri ise şu anda iki elinde birer hançer tutan sarı saçlı, yakışıklı bir gence odaklanmıştı.
Sarı saçlı genç şu anda iki öğrenciye karşı savaşıyordu ve Kevin gibi o da rakiplerine üstünlük sağlıyordu.
Ancak, rakiplerini muazzam kılıç tekniğiyle baskılayan Kevin'ın aksine, sarı saçlı gencin tamamen farklı bir dövüş tarzı vardı. Figürü sürekli gölgelerin içinde eriyor ve şimşek hızında rakiplerinin arkasında belirerek onlara karşılık verme şansı tanımıyordu. Bu neredeyse tek taraflı bir dayaktı.
...Hızı, odadaki çoğu kişinin dikkatini çeken bir şeydi. Sadece rakiplerinin arasındaki hareket tarzı bile, bazı eğitmenlerin Kevin'a verdikleri tepkilere benzer tepkiler vermesine neden oluyordu.
Muhteşemdi.
"Hm?"
Sarı saçlı gencin iki rakibe karşı savaşını gösteren monitörü izlerken senaryo aniden değişti ve yaşlı adamın gözleri hemen ekrandaki belirli bir gence takıldı.
"Kim bu?"
Arkasını dönüp ikinci monitörü işaret eden yaşlı adam, öğrencilerin turnuvaya girme niteliklerine sahip olup olmadığını değerlendiren ana sorumlulardan biri olan Charles Mandengrove, solunda gri takım elbiseli duran genç adama baktı.
Lafı dolandırmadan monitörü işaret eden Charles tekrar sordu.
"Şu gencin kim olduğunu söyle bana."
Charles'a bir bakış atan asistan, ona doğru eğildi ve dikkatlice sordu.
"Hangisi?"
"Dokuzuncu ekrandaki genç."
Monitöre bakmadan, 9 numaralı monitörde hangi grubun görüntülendiğini hatırlayan asistan içgüdüsel olarak yanıtladı.
"O Jin Horton efendim."
Başını sallayan ve monitörü işaret eden Charles'ın derin sesi asistanın kulağında yankılandı.
"Hayır, o değil. Şu an ekranda olan siyah saçlı ve mavi gözlü genç."
Şaşıran ve siyah saçlı, mavi gözlü bir gencin durduğu dokuzuncu monitöre bakan asistan, tabletini açarken garip bir gülümseme sergiledi. Birkaç saniye sonra ekrandaki gence uyan bir fotoğraf buldu ve yavaşça konuştu.
"Öğrenci rütbesi 197, Ren Dover."
Ren'e bakan Charles'ın dikkati, kontrol ettiği garip halkalara çekilmişti. Merakla sordu.
"Hangi sanatı çalışıyor?"
Elindeki tablete tekrar dokunan ve büyük miktardaki veriyi kaydıran asistan, birkaç dakika sonra konuştu.
"Lock veri tabanıyla çapraz kontrol yapıldığında, öğrenci [Aklanma Halkası] ve [Süzülen Adımlar] kullanıyor gibi görünüyor. İkisi de üç yıldızlı kılavuzlar."
"Verilere göre Aklanma Halkası, savunma açısından üç yıldız olarak derecelendirilse de dört yıldız olduğu iddia edilebilir. Ancak ofansif yeteneklerinin eksikliği ve çalışılmasının ne kadar zor olması nedeniyle üç yıldız olarak derecelendirilmiş. Süzülen Adımlar ise dövüş için pek uygun olmayan, daha çok yüksek hızda seyahat etmek için kullanılan oldukça makul bir hareket sanatıdır."
Hafifçe kaşlarını çatan, kısa gri sakalını sıvazlayan Charles, alçak sesle kendi kendine mırıldanırken anladığını belirtircesine başını salladı.
"Aklanma Halkası ve Süzülen Adımlar mı? Üç yıldız... mhh, sanırım şimdi mantıklı geliyor. Öğrencinin yetenek değerlendirmesi nedir?"
Sorunun bu kısmını duyunca yüzünde garip bir gülümsemeyle asistan yumuşak bir sesle dedi ki:
"Yetenek değerlendirmesi D rütbesi."
'D rütbesi' yetenek değerlendirmesini duyan Charles, konuşmayı bırakmadan önce birkaç saniye boyunca derin derin monitöre baktı.
Ardından gencin yeteneği hakkında bilgi aldıktan birkaç saniye sonra, ekrandaki gence bakarken ağzından tek bir kelime döküldü.
"...Yazık."
Charles gerçekten de bunun bir kayıp olduğunu hissediyordu.
Genç, ekranda gördüğü diğer gençler kadar olağanüstü olmasa da, sadece varlığı bile durumun dengesini değiştirmişti... Önce rakiplerinden birini hazırlıksız yakalayıp saf dışı bırakma şekli, sonra diğerinin dikkatini dağıtıp takım arkadaşını koruması... Hayatı boyunca ancak D rütbesine ulaşabilecek olması gerçekten yazıktı.
Şüphesiz yetenekliydi. Lock'taki görevi boyunca pek çok genç görmüş olan Charles, muhakemesinden emindi... Ancak sonunda, böyle bir genç, yetenek denen o aşılamaz duvar yüzünden sonsuza dek unutulup gidecekti... Gerçekten yazık.
Kendi kendine iç çekerek yanındaki asistana bakan Charles, birkaç saniye düşündükten sonra yumuşak bir sesle konuştu.
"Yine de adını seçmeleri geçen öğrencilerin arasına yaz. Yeteneği kötü olsa da birinci sınıfta bunun pek bir önemi yok. Çaylak oyunları için yeterince iyi olacaktır."
"Anlaşıldı."
Charles'ın kararını sorgulamadan hafifçe başını sallayan asistan, öğrencinin profiline dokundu ve onu 'uygun' yazan klasörlerden birine sürükledi.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!