Mağaranın ortasında huzur içinde dinlenen hodeg'e bir bakış atıp sonra bana dönen Kevin, alçık bir sesle sordu:
"Yani bunu öldürdüğümüzde ana zindan bölgesine mi geçeceğiz?"
Başımı onaylarcasına sallayarak yanıt verdim:
"Evet, onu öldürdükten sonra asıl zorluk başlıyor."
"Pekala, eğer sadece bir hodeg ise o kadar zor olmamalı. Huup!"
Kevin durumu anladığını belirtircesine başını sallayıp kılıcını çağırdı. Ardından bacak kaslarını gererek doğrudan Hodeg'e doğru fırladı.
"Huuup!"
Hodeg'in önüne vardığında hiç tereddüt etmeden kılıcını canavarın en tehlikeli yeri olan kuyruğuna doğru savurdu.
—Çın!
"Kueek—!"
Zindanda yankılanan yüksek bir metalik sesi, kulak tırmalayıcı bir çığlık izledi. Hemen ardından hodeg'in kuyruğu bir kamçı gibi, hızla geriye çekilip saldırıdan kaçan Kevin'a doğru savruldu.
Kevin'ın hemen uzağında duran ben, yaşanan kargaşadan hiç etkilenmeden kitaba bir göz atıp Kevin'a hızla talimat verdim:
"Kevin, birkaç saniye içinde hodeg'in kuyruğu sana tekrar saldıracak; bir adım geri çekil ve sol böğrüne, bacağının yakınına nişan al. Zayıf noktası orası."
"Anlaşıldı."
Kevin başını sallayarak kılıcını daha sıkı kavradı.
—Vınnn!
...Ve tam da söylediğim gibi, hodeg'in kuyruğu Kevin'a doğru savruldu. O kadar hızlıydı ki sadece bir karaltı seçilebiliyordu. Kuyruğun havada çizdiği kavis ve hareket ederken çıkardığı ses bana bir kamçıyı anımsattı.
—Kacha!
"Huaap!"
Söylediklerimi dinleyen Kevin, bir adım geri çekilerek kuyruktan ucu ucuna kurtuldu. Ardından, hiç duraksamadan bir mermi gibi fırladı ve Hodeg'in sol tarafını hedef aldı.
—Fışşş!
Tereyağından kıl çeker gibi, Kevin'ın kılıcı hodeg'in sol bacak bölgesine saplandı. Yeşil kan her yere fışkırdı ve öfkeli, gür bir kükreme zindanı sarstı.
"Kueeeeeek—!"
—Vınnn!
"Veeee... Hadi fırla bakalım!"
Kılıcımla bir daire çizdiğimde önümde şeffaf bir halka belirdi. Parmaklarımla bir işaret yapıp Kevin'a ıslık çaldım; o da başıyla onaylayıp yukarı doğru zıpladı.
"Sağ ol!"
Havada, hodeg'in birkaç metre üzerinde bir ters takla atan Kevin, canavarın aşağıda çılgınca yeri döven kuyruğundan ustalıkla kaçtı. Hiç tereddüt etmeden vücudunu havada döndüren Kevin'ın ayağı, tam olarak benim halkamın üzerine indi ve hemen ardından vücudunu aşağı doğru iterek kılıcını hodeg'in kafatasına doğrulttu.
—Güm!
Kevin, bir meteor gibi hodeg'in üzerine çakıldı.
Kevin'ın bunu yapışını aşağıdan izlerken, çevikliğine ve esnekliğine hayran kalmadan edemedim.
Ona ne yapması gerektiğini söylememe gerek kalmadan, havaya bir halka yerleştirmemin ardındaki niyeti mükemmel bir şekilde anlamıştı.
Halkadan bahsetmişken, üzerinde biraz daha çalıştıktan sonra onun havada bir basamak olarak da kullanılabileceğini keşfetmiştim.
Henüz kendim denememiş olsam da Kevin üzerinde defalarca işe yaramıştı. Gelecek için bu özelliği kesinlikle aklımın bir köşesine yazmalıydım.
"Kueeeeeek—!"
Zindanın içinde oraya buraya çarpan hodeg, öfkesini yöneltecek bir şey bulmak için çılgınca etrafa bakındı. Çok geçmeden beni uzaktan fark edince gözleri kan kırmızısına döndü ve hızla üzerime doğru gelmeye başladı.
"Hm?"
Üzerime gelen hodeg'e bakarken hiç istifimi bozmadan arkama yaslandım ve tembelce esnedim. Ardından vücudumu manayla kaplamaya başladım.
"Huuuuuamm..."
"Kueeeeeek—!"
—Güm!
Tam hodeg bana ulaşmak üzereyken Kevin bir meteor gibi hodeg'in kafasının tepesine indi ve her yere yeşil kan sıçradı.
Tısssssss
Yeşil kan vücudumu kaplayan mana tabakasına çarptığında havaya yavaşça bir buhar yükseldi. Evet, hodeg'in kanı oldukça asidikti.
Kılıcı Hodeg'in vücuduna derinlemesine saplanmış olan Kevin, yavaşça gözlerini kapatıp nefes verdi.
"Huuuu..."
Kevin'ın altında yatan artık ölü Hodeg'e bakarak hafifçe alkışladım.
"Aferin, iyi iş çıkardın."
Gözlerini açan Kevin bana baktı ve sordu:
"Sırada ne var?"
"Sadece bekl—"
—Gümürdü!
Tam Kevin'a bir sonraki adımda ne olacağını söylemek üzereyken, tüm zindan sarsıldı. Ardından, sanki bir portala girmişiz gibi ikimiz de duyularımızı yitirdik ve etrafımızdaki dünya karardı.
—Vuvvam!
...
"Khhh..."
Karnımın yan tarafını tutarak acıyla yüzümü buruşturdum. Bunu ilk kez yaşamıyor olsam da bir yerden başka bir yere ışınlanma hissine hala alışamamıştım. Sanki vücudum tamamen parçalanıp sonra bambaşka bir yerde yeniden birleştiriliyormuş gibi hissettiriyordu.
...Pek hoş değildi.
"Burası zindanın orta bölgesi mi?"
Benim durduğum yerin pek uzağında olmayan Kevin, tamamen istifini bozmamış bir halde içinde bulunduğumuz yeni ortamı inceliyordu.
Saçımı yana doğru atarak ben de zindana göz gezdirdim.
Elimle gözlerimi gölgelediğimde, uçuk sarı bir güneşin parladığı berrak mavi bir gökyüzüyle karşılaştım. Yanımızda devasa ağaçlar yükseliyor, her yer şifalı otlar ve çiçeklerle dolu gür bir bitki örtüsüyle kaplıydı.
Garip bir şekilde güzel bir manzaraydı.
...Bu yeni ortam, daha önce bulunduğum diğer zindanlardan taban tabana zıttı.
Bir şekilde normal görünüyordu.
Yine de normal görünmesi, gardımı indirmem gerektiği anlamına gelmiyordu. Ne de olsa iblis dünyasına bağlanan bir cep boyutundaydık.
Burası canavarlarla doluydu...
"Eee, nereye gidiyoruz?"
Kaşlarımı çatarak etrafıma bakındım. Biraz düşündükten sonra doğuyu işaret ederek Kevin'a beni takip etmesini söyledim.
"Bu taraftan..."
"Tamam."
Kevin başını sallayarak hiç tereddüt etmeden peşime takıldı. Zindanda az önce yaşananlardan sonra Kevin, yeteneklerim konusunda fazlasıyla ikna olmuştu.
Mantıksız görünmeyen bir şey olduğu sürece artık kararlarımı sorgulamayacaktı.
Onun bu tavrını fark edince kendi kendime gülümsedim.
...Güzel.
Bu anlaşmayı teklif ederken kendime koyduğum ana hedeflerden biri, onu bir dolandırıcı olmadığıma ikna etmekti.
Dahası, bana karşı olan şüphesinin azalmasıyla birlikte, gelecekte gereksiz sorunlardan kaçınmak için bunu kendi lehime kullanabilirdim.
"Ren dur!"
"Hm?"
Kevin beni düşüncelerimden sıyırıp elini omzuma koydu ve ileriyi işaret etti:
"Kendi düşüncelerine dalıp gitme, şurada canavarlar var."
Kevin'ın işaret ettiği yöne baktığımda, bulunduğumuz yerin pek uzağında olmayan, yere yakın bir yerde havada asılı duran bir grup açık mavi, şeffaf alev benzeri şey gördüm.
Hafifçe kaşlarımı çatarak şaşkınlıkla başımı yana eğdim:
"Hm? Onlar sadece <F> rütbeli irade ateşleri değil mi?"
Eğer yanlış hatırlamıyorsam, irade ateşleri (will-o-wisp), hızlı hareket edemedikleri için F seviye zindanlarda temizlenmesi en kolay canavarlardan biriydi.
Üstelik sadece <F> rütbesindeydiler. Gözüm kapalı bile icaplarına bakabilirdim.
Kevin başını iki yana sallayarak o alev benzeri yaratıkları işaret etti. Bu sefer konuşurken sesinde nadir görülen bir ciddiyet vardı.
"Ne demek sadece irade ateşi? Renklerine iyi bak. Dikkatli bakarsan bunların irade ateşi değil, aslında <E> rütbeli gece kertenkeleleri olduğunu anlarsın. İrade ateşlerinin alevleri koyu mavidir, şuradakiler ise açık mavi. Bu yüzden bunların irade ateşlerinden tamamen farklı bir seviyede olan <E> rütbeli gece kertenkeleleri olduğunu kolayca çıkarabiliriz."
"Hmm? Şimdi sen söyleyince, gerçekten de gece kertenkelesine benziyorlar..."
Çenemi sıvazlayıp o alev benzeri nesnelere daha dikkatli bakınca, Kevin'ın aslında haklı olduğunu anladım.
<E> rütbeli canavar, gece kertenkelesi.
Gruplar halinde avlanan bir canavar. Vücutlarının etrafındaki mavi alev nedeniyle sık sık irade ateşleriyle karıştırılırlardı ve bu gerçek yüzünden pek çok kahraman onların elinde can vermişti.
İnanılmaz hızları sayesinde, onlara denk veya daha hızlı biri olmadığı sürece öldürülmeleri neredeyse imkansızdı. Dahası, sürüler halinde avlandıkları için hızlarına zar zor yetişebilen <C> rütbeli kahramanları bile dehşete düşürürlerdi.
...Kevin'ın onlara karşı temkinli olması anlaşılabilirdi.
Anladığımı gören Kevin, uzaktan gece kertenkelelerine bakmaya devam ederek benimle konuşmaya başladı:
"Bu yüzden bunlarla uğraşırken dikkatli olmalıyız, çünkü inanılmaz hızları— ha?"
Tam Kevin planını bitirmek üzereyken, bulunduğu alanda bir "tık" sesi yankılandı.
—Tık!
[Keiki stili] ikinci hareket: Ufku Yaran Kesiş.
Hemen ardından parlak bir ışık anında çevreyi beyaza boyadı. Işık söndüğünde, kertenkelelerin düzgünce ikiye bölünmüş gövdeleri her yere saçılmış halde yerde yatıyordu.
"Bitti, hadi gidelim."
Elim hala kılıcımın kabzasındayken Kevin'a gülümsedim ve ileriye doğru yürüdüm.
"..."
Bir süre nutku tutulmuş bir halde orada dikilen Kevin, başını bir kertenkelelerin parçalanmış bedenlerine bir de bana çevirip durdu.
'Ne ara saldırdı lan bu?'

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!