"huuuu..."
İki devasa kürklü leşin üzerinde duran Kevin, ağzından çıkan bulanık havayı dışarı soludu. Yüzünün kenarından, yanağından aşağı bir ter damlası süzüldü.
"Aferin!"
Yukarı bakarken Kevin'ı övmeden edemedim. İki tane <D-> seviyeli canavarı haklaması sadece iki dakikasını almıştı.
Her ne kadar benim talimatlarımı uyguluyor olsa da, yine de etkileyici bir başarıydı. Benim <E-> gücümle muhtemelen asla başaramayacağım bir şeydi.
...En azından biraz hazırlık yapmadan.
-Fışk!
Kılıcını iki boynuzlu koyunlardan birinin leşinden çıkaran Kevin, aşağı atladı ve yanıma geldi. Önüme gelip doğrudan gözlerimin içine bakarak yavaşça konuştu:
"...demek doğruymuş."
Bu ani hareketi karşısında şaşırarak sormadan edemedim:
"Doğru olan ne?"
"Geleceği görebildiğin gerçeği."
Bir an duraksadım ve başımı salladım.
"Ah... evet."
Sanırım öyle de denebilirdi.
...Kitabın yardımıyla gerçekten de geleceğe bakabiliyordum. Sadece on dakika olsa da, bu yine de geleceğe dair küçük bir bakıştı.
Kararına daha da ikna olmuş görünen Kevin'a bakarken içten içe gülümsedim.
Sanırım bu iş lehime sonuçlandı. Kitabın yardımıyla, Kevin'ı ona daha önce söylediklerim konusunda tamamen ikna etmeyi başardım. Bu muhtemelen gelecekte onunla yeni doland-öhöm, yeni anlaşmalar yapmayı planladığımda bazı şeyleri açıklamama yardımcı olabilirdi.
"Her neyse, bunu bir kenara bırakalım, bakalım iyi bir şeyler çıkacak mı?"
-Fışk!
İki boynuzlu koyuna doğru yürüyerek kılıcımı çıkardım ve tam kalplerinin olduğu yere sapladım.
"Bakalım..."
...Şu anda bir çekirdek arıyordum.
Immorra'ya gitmenin şartlarından biri <D> seviyeli bir çekirdek olduğu için doğal olarak bir tane bulmam gerekiyordu.
O halde, bir tanesini elde etmenin, ana karakterin öldürdüğü canavarlardan daha iyi bir yolu olabilir miydi? Onun şansıyla, bugün bir tane bulma ihtimalim oldukça yüksekti.
Bulunduğum yerden çok uzak olmayan bir yerde, şaşkınlıkla beni izleyen Kevin sormadan edemedi:
"Ne arıyorsun?"
Başımı ona doğru çevirip kestiğim bölgeyi işaret ederek gözlerimi devirdim:
"Bariz değil mi?"
Hafifçe kaşlarını çatarak biraz düşündükten sonra Kevin dikkatle sordu:
"Çekirdek mi?"
"Aynen."
-Fışk!
Başımı sallayarak artık Kevin'a dikkat etmedim ve ilgimi tekrar koyuna verdim. Öyle ya da böyle, bir çekirdek bulamasam bile koyunu iyi bir paraya satabilirdim.
Boynuzlu koyunu parçalamak için canla başla çalışmamı izleyen Kevin, kılıcındaki kanı sildi:
"Pekala o zaman. Eğer bir tane bulursan sende kalsın. Bana yardım ettiğin için ekstra ödeme olarak say. Paylaşmana gerek yok."
"Sağ ol."
Kevin'a gülümseyerek teşekkür ettim. Ancak bu sadece sahte bir gülümsemeydi çünkü içten içe ona küfretmeden edemiyordum.
'Hileli hurdalı, aşırı güçlü piç kurusu. Senin de o sisteminin de amına koyayım.'
Sistemin yardımıyla Kevin, istediği her türlü canavar çekirdeğini kelimenin tam anlamıyla satın alabilirdi. Tek yapması gereken sistemdeki dükkan özelliğini kullanmaktı.
Sistemin ona verdiği görevlerden kazanabileceği puanlara ihtiyaç duysa da, para biriktirme ya da canavar soykırımına girişme zahmetine girmeden hemen hemen istediği her çekirdeği elde edebilirdi.
Bu yüzden onun için canavar çekirdekleri değerli olsa da yeterli bir cazibeye sahip değildi. Ne de olsa, sistemden isteyebileceği tüm kaynaklara sahip olduğu için paraya pek ihtiyacı yoktu...
Bunu düşündükçe kendime daha çok küfrediyordum.
'Romanı yazarken ne sikim düşünüyordum acaba...'
Neyse ki zindana girmeden önce Kevin ile zindan baskınından elde edilecek tüm ganimetlerin bende kalacağına dair bir anlaşma yapmıştık. O da hiç tereddüt etmeden başını sallamıştı. Sonuçta, beş yıldızlı bir kılıç kılavuzunun değeri ölçülemezdi.
-Şılak! -Şılak!
Boynuzlu koyunu doğrayarak sonraki on dakika kadar bir çekirdek izi aradım. Ancak neredeyse tüm koyunu parçalara ayırdıktan sonra, yenilgiyle kılıcımı indirirken sadece acı acı gülümseyebildim.
"Bir şey buldun mu?"
"I-ıh..."
Kevin omzuma vurarak beni teselli etti:
"Bir dahaki sefere artık."
Başımı sallayarak ona küfretmek istedim ama sonunda vazgeçtim.
Enerjime değmezdi.
"Hadi gidelim, daha katetmemiz gereken çok yol var."
Mağaranın daha derinlerini işaret ederek beni takip etmesi için onu zorladım.
Kılıcını kınına geri sokan Kevin başını salladı.
"Tamam..."
...
Zindanın derinliklerine doğru yürürken, elimi tekrar Kevin'ın omzuna koyarak onu durdurdum.
"Hm?"
"Bir saniye dur..."
Yerden küçük bir taş alıp önümdeki mesafeyi ölçmek için sağ gözümü kapatarak bir adım geri çekildim ve taşı fırlattım.
-Tak!
-Vınnn! -Vınnn! -Vınnn!
Taşın yere değmesiyle aynı anda, birden fazla keskin ve yapay nesne duvarın diğer tarafına uçtu ve karşı uçtaki sert ana kayaya saplandı.
"Tamamdır, gidelim..."
Bir an için ana kayaya derinlemesine saplanan keskin oklara göz atarak Kevin'a peşimden gelmesini işaret ettim.
Bunlar, dikkat edilmezse <C> seviyeli bir kullanıcıyı bile öldürebilecek zehirli oklardı.
"..."
Kevin yaşananlardan etkilenmeyerek takip etmeye devam etti.
Bu ilk kez olmuyordu. Hatta bu, Ren'in tuzakları fark edip hızla etkisiz hale getirdiği dördüncü seferdi.
Garip bir şekilde, bu kadar iyi gizlenmiş tuzaklar Ren'i zerre kadar rahatsız etmiyor gibiydi; sağda solda öylece umursamazca tetikliyordu hepsini.
...Sanki tuzakları görebiliyor gibiydi.
'Bu çocuk da neyin nesi böyle...'
Kevin, Ren ile birlikte vakit geçirdikçe kafasındaki soru işaretleri daha da büyüyordu. Ne kadar denerse denesin onun ne olduğunu bir türlü çözemiyordu.
Sonunda Kevin vazgeçti. Şu anki asıl odak noktası beş yıldızlı kılıç sanatıydı. Geri kalan her şey sonra gelirdi.
...İlerlemeye devam ederken, zindandaki yaklaşık ikinci saatin sonunda Kevin, Immorra'ya gitsek bile sorun olmayacağını söylediğimde ne demek istediğimi nihayet anlamaya başlamıştı.
Eğer tehlikelerden kaçınabiliyorlarsa, oradaki canavarlar ne kadar güçlü olursa olsun gerçekten bir sorun çıkmazdı...
Dahası, ne zaman canavarlarla karşılaşsak, ona hızla ne yapması gerektiğini talimat veriyordum ve sonrasında Kevin benim talimatlarımı izleyerek canavarların işini çabucak bitiriyordu.
Kendi kendime söylemem gerekirse, gerçekten iyi bir ekip olmuştuk.
Dövüşler sırasında bazen Kevin'a yardım da ediyordum. Bu, genellikle çok fazla canavar olduğunda ya da bir canavar ona kör noktadan pusu kurduğunda oluyordu.
Kendi dünyasına dalmış, sessizce takip eden Kevin'a bakarak alçak sesle mırıldandım:
"...Zindanın ana bölgesine yakın olmalıyız, bu yüzden yakından takip et, tamam mı?"
Adımlarını yavaşlatan Kevin başını yana eğerek sordu:
"Ana bölge mi?"
Başımı sallayarak cevap verdim:
"Evet..."
Şu anda hala zindanın dış kısımlarındaydık. Aslında, zindanın içindeyiz demek bile biraz abartı olurdu.
Daha çok bir oyunun, oyun asıl başlamadan önceki öğretici kısmı gibiydi.
Zindana gerçekten girmek için önce öğretici alanı tamamlamamız gerekiyordu...
"Şşşt..."
Parmağımı ağzıma götürüp adımlarımı durdurarak, elimi yana uzattım ve Kevin'a hareket etmeyi bırakmasını işaret ettim.
"Geldik..."
Şu anda bir tünelin sonundaydık, tam da zindanın ilk boss'unun bulunduğu yerin girişindeydik.
Tünelin kenarına yaslanıp duvarın köşesinden gizlice dikizleyerek, kısa süre sonra odanın ortasında dinlenen kürklü bir yaratık fark ettim.
Korkunç gözlerini parlatan ve dilini dışarı çıkarıp duran canavar, hodag olarak bilinen bir yaratıktı. Amerikan folklorundan gelen bir canavar.
Hodag, sırtından aşağı doğru uzanan kalın, kavisli dikenleri olan, büyük boynuzlu bir etobura benzeyen korkunç bir yaratıktı. Canavarın gövdesini kalın yeşil bir kürk kaplıyordu ve iki büyük azı dişinden yere salyalar akıyordu.
Efsanelere göre hodag'ın, yakılan öküzlerin küllerinden, hayvanların efendilerinin elinden çektiği eziyetlerin birikiminin bir enkarnasyonu olarak doğduğu söylenirdi.
En azından canavar ansiklopedisinde yazan buydu.
Canavarı bulunduğum yerden incelerken, çevredeki önemli her şeyi not ettiğimden de emin oldum. Başka canavarların olup olmadığı, canavarın seviyesi ve canavarın ne tür bir arazide dinlendiği gibi detaylara baktım.
Duvarın köşesinden canavara göz attığımda, gövdesinin boyutuna bakılırsa en fazla <D> seviyesi civarında görünüyordu.
Kevin, biraz zorlansa da bunun üstesinden gelebilirdi.
Hodag'ı yenmenin çok önemli olmasının sebebi, Hodag'ı yendiğimizde etrafımızdaki manzaranın değişecek olmasıydı.
İlk başta bir mağara gibi görünebilirdi ama hodag'ı öldürdüğümüzde, zindanın farklı bir alanına ışınlanacağımız için etrafımızdaki her şey değişecekti.
...Zindanın ana bölgesi ve Levisha tarzının bulunabileceği yer orasıydı.
"Plan ne?"
Birkaç saniye düşünürken çeneme dokunup arkamdaki Kevin'a baktım. Geri çekilerek başımla ona işaret ettim ve bakmasını söyledim:
"Bir bak bakayım."
Başını sallayıp duvarın köşesinden dikizleyen Kevin'ın kaşları çatıldı:
"O bir hodag mı?"
Başımı sallayarak kollarımı kavuşturdum ve yumuşak bir sesle dedim ki:
"Evet, aynı zamanda beş yıldızlı kılıç sanatını almanın anahtarı."
Ciddiyetle bana bakarak hiç soru sormadan başını salladı ve sordu:
"Tamam, ne yapmamı istiyorsun?"
Kevin'ın sorusunu duyduğumda, sanki dünyanın en bariz şeyini söylüyormuşum gibi yavaşça dedim ki:
"Öldür onu tabii ki."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!