—Khuala! —Khuaka! —Khuaka!
Bir tsunami gibi; insan boyundan kısa, basık ve kancalı uzun burunlu, yarasa kulaklı ve çarpık gülümsemeleriyle kötü niyetli ifadelere sahip yeşilimsi yaratıklar mağaranın her köşesinden fırladı.
"O-o da ne?"
"B-bunlar goblin mi?"
"Hiiii!"
Bu beklenmedik gelişme karşısında şaşkına dönen en öndeki öğrenciler, koşmayı aniden bırakıp birbirlerine sokuldular.
Sırt sırta vererek silahlarını kaldırdılar ve gergin bir şekilde çevrelerine bakındılar. Baktıkları her yerde sürüler halinde goblinler beliriyordu.
"N-ne yapacağız?"
"B-bilmiyorum."
Goblinler zindanlardaki en yaygın canavarlar olsalar da hâlâ tehlikeli yaratıklardı.
Mükemmel koku alma ve duyma yeteneklerinin yanı sıra grup halinde avlanma eğilimleriyle, birçok kahraman adayı onlar yüzünden telef olmuştu...
...daha önce hiç zindan deneyimi olmayan öğrenciler hakkında bir şey söylemeye gerek bile yoktu.
"Et-etrafımız sarıldı."
Yollarını kapatan sayısız gobline bakan öğrencilerden biri, sesi titreyerek konuşmadan edemedi.
"B-bu işte kesinlikle bir terslik var. <F> rütbeli bir zindanda n-nasıl bu kadar çok goblin olabilir? H-hepimiz öleceğiz!"
Ön taraftaki hemen hemen herkes korkudan titrediği için bu şekilde düşünen tek kişi o değildi.
Yani, ortam karanlık olsa da karşılarındaki goblinlerin sayısı en az bini buluyordu. Bu kadar çok goblinle nasıl savaşacaklardı ki?
"Çekilin yolumdan, sizi pısırık primat sürüsü."
Öğrencilerin arasından kayıtsızca öne çıkan Melissa, ucunda alev işlemeleri olan uzun metal bir mızrak tutuyordu.
Öğrencilerin neler olup bittiğini anlamasına fırsat vermeden geriye doğru eğilen Melissa, pozisyonunu aldı ve elindeki mızrağı fırlattı.
—Vıııjjj!
Mızrak, bir yıldırım gibi arkasında kırmızı bir alev izi bırakarak goblin denizinin arasından geçti...
—Çatırt!
—Güm!
Hemen ardından, tüm zindanda bir patlama yankılandı. Mağara sarsıldı, etrafa enkaz ve toz bulutu saçıldı.
Toz bulutu dağıldığında, öğrenciler gördükleri manzara karşısında donakaldılar.
"N-ne?"
"Ha?"
Az önce önlerinde duran goblin denizi artık yoktu; onun yerine elinde bir küre tutan, büyücü cübbesi giymiş tek bir goblin vardı.
...yani aslında öyle görünmesi gerekiyordu.
Şu anda bedeni, kafasına saplanmış bir mızrakla sert zeminde cansız bir şekilde yatıyordu.
"B-bu bir goblin büyücüsü mü?"
"Ne?"
"Yani her şey bir illüzyon muydu?"
Bir nebze kendilerine gelen herkes, şu anda yerde cansız yatan goblinin cesedine dik dik bakmaya başladı.
Kısa sürede ne olduğunu anladılar.
Her şey bir goblin büyücüsünün işiydi. Normal bir goblinin daha gelişmiş ve daha nadir bir versiyonu.
Goblin büyücüsü, öğrencileri korkutup bir goblin ordusuyla karşı karşıya olduklarını sanmalarını sağlamak için bir illüzyon yaratmıştı. Bu, avlarını avlamak için kullandıkları oldukça yaygın bir stratejiydi.
Dikkatli bakıldığında bunu fark etmek de o kadar zor değildi. Tek yapmaları gereken, goblin büyücüsünün oluşturduğu kürenin yansımasını aramaktı.
Küreyi fark ettiğiniz anda goblin büyücüsünün nerede olduğunu anında bulabilir ve sonrasında onu öldürebilirdiniz.
...Bunu derste öğrenmiştik ama çoğu öğrencinin bunu çoktan unuttuğu belliydi.
Belki heyecandan belki de gerginlikten, öğrencilerin sınıfta öğrendiği her şey tamamen akıllarından uçup gitmiş gibi görünüyordu.
Herkesin önüne geçen Melissa, takınabildiği en nazik gülümsemeyle en öndeki öğrencilere dönüp şöyle dedi:
"Bir dahaki sefere korktuğunuzda başkalarının yolunu kapatmayın. Gerçekten ayak bağı oluyorsunuz, o yüzden ya geberin ya da yoldan çekilin. Çok teşekkürler."
Bununla birlikte, arkasına bile bakmadan mızrağını geri aldı ve mağaranın derinliklerine doğru atıldı.
Arkada durup Melissa'nın gözden kaybolan figürüne bakarken başımı defalarca salladım.
...Ah, Melissa işte tam da böyle biridir.
Evet... evet... evet...
Mümkün olan en nazik yüz ifadesiyle zehir saçmak... bunu sadece Melissa becerebilirdi.
Melissa'nın sadece F rütbesinde olmasına rağmen gücünün şakaya gelir yanı olmadığını söylemeliyim. O mızrak fırlatışına karşı ben bile savunma yapmakta zorlanırdım.
Sanırım iki ya da üç yüzük işimi görürdü.
"Hadi gidelim."
"Onu takip edin."
Melissa'nın gidişini izleyen bazı öğrenciler şaşkınlıklarından sıyrılıp hemen onun peşine düştüler.
"Huuuu..."
Melissa'nın izinden giden öğrencilere şöyle bir bakıp derin bir nefes alarak ben de harekete geçtim.
Zaman kimseyi beklemezdi.
Zamanlama, öğrencilerin performansını değerlendirmek için kullanılan kriterlerden biri olduğundan, daha fazla aylaklık ederek vakit kaybedemezdim.
Vücudumdaki manayı yönlendirerek "Süzülen Adımlar" tekniğini aktif ettim.
Ardından ileriye doğru hareket ettikçe, attığım her adımda ayaklarımın altındaki rüzgar psionları şiddetleniyordu.
Süzülen Adımları aktif ettikten kısa bir süre sonra, hızı her adımda küçük artışlarla yükselen bir şekilde kendimi zindanda özgürce koşarken buldum.
—Vııın!
"O-o neydi be?"
"Ha?"
Bir ışık hüzmesi gibi, önümde koşan bazı öğrencileri hızla ve ustalıkla geçtim. Henüz birinci sıradakilerden uzak olsam da yakında onlara yetişeceğimden emindim.
—Çın! —Çın! —Çın!
İlerledikçe, her yerden goblinlerle savaşan öğrencilerin yüksek sesleri geliyordu.
Vücudumu hafifçe hareket ettirerek savaşlardan bir nebze kaçınmayı başardım... ama savaşlardan kaçınmanın bir seçenek olmadığını biliyordum.
...ve haklıydım.
Kısa süre sonra önümde birkaç goblin belirdi. Yolumu kesiyorlardı.
Çok hızlı hareket ettiğim için duracak vaktim yoktu. Bu yüzden kimsenin bakmadığından emin olmak için çevremi hızlıca kolaçan ettikten sonra katananın kınına hafifçe dokundum.
—Klik!
—Güm! —Güm!
Hemen ardından iki yeşil kafa yerde yuvarlandı. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki kameralar olsa bile ne yaşandığını kaydedemezlerdi.
Anlıktı.
Goblinlerin kafaları yere vurduktan hemen sonra, bulundukları yerin on metre ilerisinde sonunda vücudumu durdurmayı başardım.
Goblinlerin olduğu yere geri dönüp kafaları hızla yakaladım ve göğsümün sağ tarafına iki kez vurdum. Kısa süre sonra kafalar ellerimden yok oldu.
...ve goblin kafaları ellerimden yok olur olmaz, kolumun sağ tarafındaki siyah bandın üzerinde büyük bir [2] rakamı belirdi.
Bandımı kontrol edip hafifçe kafa sallayarak, Süzülen Adımları aktif etmek yerine hafif tempoda koşmaya başladım.
Mağaranın yolları daralmıştı, dahası zemin düz değildi; bu da gereksiz bir şey yapmadan yeterli momentumu kazanmamı zorlaştırıyordu.
...
Bu şekilde sonraki otuz dakika boyunca, ya öğrencileri geçtim ya da ilerlerken bana pusu kurmaya çalışan goblinleri ve diğer canavarları avladım.
"Bu tempo iyi."
Koşarken kolumun sağ tarafında büyük bir [55] rakamı kazınmıştı.
Çok gibi görünse de Kevin ve diğerlerinin yanına bile yaklaşamazdı. Yanlış hatırlamıyorsam, Kevin romanda 215 puanla geri dönmüştü.
...Dolayısıyla 55, hâlâ yeteneklerimin kapsamında kalmalı ve daha fazla dikkat çekmemi engellemeliydi.
Ama 55 zaten iyi değil miydi? Hayır, değildi.
79.
Şu anki hedefim buydu.
Yazılı sınav notumun ortalamanın altında kalacağını hesaba katarak, ilk 100'e girmem için en iyi hedefin bu olacağını tahmin etmiştim.
Zor olsa da imkansız değildi. Özellikle de kimse izlemiyorken [Keiki stili]ni özgürce kullanabildiğim için... yani etrafta kimsenin olmadığından emin olduğum zamanlarda. Temelde ikinci ve üçüncü sınıfların bulunmadığı alanlarda.
Biraz daha avlandıktan sonra, üç farklı yöne ayrılan bir yol ayrımına geldim. Fazla düşünmeden hemen sağ tarafa yöneldim.
"Tamam, hadi bakalım..."
Tam sağdaki yola sapıyordum ki sol kulağımdan gelen derin bir ses duydum. Sesin geldiği yöne baktığımda, 3 numara saçlı ve sert bakışlı, uzun boylu birini fark ettim.
...Beni kasten beklediği belliydi.
"Demek buradasın."
"...ah, nasılsın Arnold?"
Bana cevap vermeden kollarını göğsünde kavuşturan Arnold, mağaranın ortasına doğru ilerledi. Yolumu kapatıyordu.
"Seni bekliyordum..."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!