Uyuyanlarla ilgili her şey aynı binada yer alıyordu. Sunny, iletişim cihazına gönderilen talimatları takip ederek hızla yatakhaneleri buldu; bunlar binanın en alt katlarından birindeydi. Şaşırtıcı bir şekilde, kendisine tamamen boş bir oda verilmişti.
Odada yumuşak bir yatak, bir masa, bir şifonyer ve hatta ayrı bir banyo vardı! Malzemeler yeni ve kaliteliydi, hava temiz ve sterildi. İçerisi sıcaktı ve dış duvarda gizlenmiş bir ekran vardı; bu ekran, geniş bir pencereyi kusursuz şekilde taklit ediyor ve karla kaplı bir çayırın manzarasını sunuyordu.
Hatta Akademi amblemi taşıyan birkaç takım kıyafet de ücretsiz olarak verilmişti.
'Ne kadar gösterişli,' diye düşündü Sunny, biraz şaşkına dönmüş bir halde.
Mantıken, böyle bir düzenlemenin aslında pek de lüks olmadığını anlıyordu. Ancak, kenar mahallelerde dolanarak büyümüş biri olarak bu oda ona bir saray gibi gelmişti. Başını kaşıdı.
'Görünüşe göre... başardım?'
Sunny etrafına bakındı, ardından gölgesine göz kırptı ve gülümsedi.
"Sanırım sınıf atlıyoruz, ha?"
Gölge cevap vermedi, görünüşe göre pek etkilenmemişti. Belki de böyle şeyleri umursamıyordu.
'Doğru ya, aptal bir gölge ne anlar ki?'
Sunny yeni kıyafetlerini giydi ve aynada kendini inceledi. Sonra bir şey hatırlayarak rünleri çağırdı.
Sonunda Kuklacı'nın Kefeni'ni inceleyecek zamanı bulmuştu.
Hatıra: [Kuklacı'nın Kefeni].
Hatıra Kademesi: Uyanmış.
Hatıra Türü: Zırh.
Hatıra Açıklaması: [Bir şüphe solucanı bir zamanlar dürüst bir kralın kalbine sızmanın yolunu bulmuştu. Zamanla kral içeriden tüketilip onun kuklası haline geldi. Bir ömür sonra, Kuklacı Solucan siyah ipekten bir koza bırakarak kralın ölü bedeninden kaçtı. Nereye gittiğini kimse bilmiyor; ancak insanlar sessiz kaleye yaklaşmaya cesaret ettiklerinde, kemirilmiş kemiklerin arasında ipeği buldular ve ondan bir zırh yaptılar.]
Sunny yüzünü ekşitti.
'O kadar da korkutucu değil. Evet. Hiç de ürpermedim.'
Düşününce, öldürdüğü ilk yaratığın adı larvaydı. Dağ Kralı'nın olgun bir Kuklacı Solucan olduğunu —ve halihazırda bir tiran olduğunu— varsayacak olursa... o zaman bir güveye dönüştükten sonra neye dönüşecekti anasını satayım?
Yok, en iyisi bunu düşünmemekti.
İç çekerek Kuklacı'nın Kefeni'ni çağırdı. Bedeninin etrafında anında ince siyah iplikler belirdi ve onu sararak bir zırh takımına dönüştürdü. Koyu gri, yumuşak bir kumaştan yapılmıştı ve kolluklar ile omuzluklar gibi bazı kısımları siyah, mat deriden şekillendirilmişti.
Zırh hafifti, sadeydi ve hareketlerini hiçbir şekilde kısıtlamıyordu. Hareket ettiğinde de hiç ses çıkarmıyordu. Gölgelerde pusuya yatmayı seven biri için mükemmel bir ekipman!
Sunny gülümsedi. Bu zırhın Uyanmış kademesinin altındaki herhangi bir Yaratık için delinmesinin zor olacağını biliyordu, bu da ona tüm uyuyan canavarlarla başa çıkmasında büyük bir avantaj sağlıyordu. Ayrıca onu giyerken garip, hafif bir sakinlik de hissediyordu.
'Bir şüphe solucanı... zihinsel saldırılara karşı güçlendirilmiş bir koruması mı var?'
Nedense bundan emindi.
Harika bir ganimet! Güçlü bir tiranın Hatıra'sından daha azını beklemezdi zaten.
Tek sorun Kuklacı'nın Kefeni'nin belli ki tam takım kıyafetlerin üzerine giyilmek için tasarlanmamış olmasıydı. Oldukça memnun bir şekilde, Sunny zırhı geri gönderdi ve odasından çıkıp kafeteryaya yöneldi.
İlk Kâbus sırasında ve sonrasında aldığı tüm ödülleri hatırlayarak, 'Fena değil, fena değil,' diye düşündü.
Akşam yemeği de en az yatakhane kadar cömert çıkmıştı. Sunny'nin gerçek et tatma arzusu sonunda gerçekleşmişti: et sadece Uyuyanlar için ücretsiz olmakla kalmıyor, her birinin yiyebileceği miktarın bir sınırı bile bulunmuyordu! Dahası; pilav, ekmek, çeşit çeşit garnitürler, soslar, taze sebzeler, meyveler ve her türlü lezzetli içecek vardı.
'Abartılı!' diye düşündü Sunny, kahveden uzak dururken.
Tabağında küçük bir yemek dağı inşa ettikten sonra boş bir yer buldu ve bir süreliğine dünyanın varlığını unuttu. Sulu, dokulu, mükemmel baharatlanmış et ağzını doldurduğunda Sunny'nin gözlerinin önünde aniden yıldızlar uçuştu. Coşkulu bir inlemeyi zor tuttu.
Bir de düşününce, bütün bir yıl boyunca böyle yaşayabilirdi!
'Lanet olası Büyü... neden bana birkaç ay önce bulaşmadın ki?'
Yemeğe odaklandı ve bütün tabağı kısa sürede silip süpürdü. Doymuş ve epey de şişmiş olan Sunny, özlemle arkasına bakıp bir tabak daha almayı düşündü. Ancak Akademi personeliyle randevu vakti çoktan gelmişti.
İçi pişmanlıkla dolu bir halde ayağa kalktı ve kafeteryadan ayrıldı.
Kısa süre sonra kendini küçük bir ofiste, idari bir çalışanın karşısında otururken buldu. Çalışan çok cana yakındı ve hemen mülakata başladı.
Tıpkı Usta Jet'in onu uyardığı gibi, Sunny'ye tekrar psikolojik danışmanlık teklif edildi. Onun tavsiyesini hatırlayarak bunu reddetti ve mülakat sorunsuz bir şekilde Yön'üyle ilgili sorulara geçti.
Yetenekleri hakkında bilgi vermek istemiyordu ama çalışana da bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu. Neyse ki sorular Uyuyanları rahatlatacak şekilde ifade ediliyordu. Bu nedenle çoğunda "bana anlatmak ister misin" veya "paylaşmak istersen" gibi hoş ve kibar girişler kullanılıyordu, bu da Sunny'ye tarafsız cevaplar verme fırsatı sunuyordu.
"Bana aldığın Yön Yeteneği'nin türünden, örneğin savaş, büyücülük veya işlevsel mi olduğundan bahseder misin?"
Bahsetmek istemiyordu ama dikkatli olmalıydı.
"Şey, pek emin değilim. Onu tam anlayacak vaktim olmadı."
"Sorun değil. Yeteneğinle doğrudan hasar verebiliyor musun?"
"Sanırım hayır? Daha önce bir havluya bile zarar veremedim."
İşler bu şekilde devam etti. Sonunda Sunny, Yön'ünün zayıf, zararsız ve büyük ihtimalle işlevsel bir şeyle ilgili olduğu izlenimini yaratmaya yetecek kadar bilgi paylaştı.
Bundan sonra odasına döndü, soyundu ve uyumaya gitti.
Sunny, Kâbus'tan sonra ilk kez uykuya dalmanın tuhaf olacağını düşünmüştü ama aslında şaşırtıcı derecede kolaydı. Yumuşak bir yatakta yatarken, teni temiz çarşaflara değiyor ve başının altında pofuduk bir yastık varken bebekler gibi uyudu.
***
Sabah erkenden Sunny özel banyosunda yıkandı ve enerji dolu bir şekilde, mutlu bir ruh haliyle kahvaltı yapmak için acele etti.
Kafeterya biraz kalabalıktı. Tabağını her türlü lezzetli şeyle doldurduktan sonra, oturabileceği tek yerin dünkü kör kızın yanı olduğunu çabucak fark etti. Kimse ona yakın olmak istemediğinden masası boştu.
Sunny yüzünü buruşturtu. Görünüşe göre ikisi de kalan dört hafta boyunca birlikte dışlanmaya mahkûmdu. O da neredeyse ölü biriyle yan yana olmaktan rahatsızlık duyuyordu ama pek fazla seçeneği yoktu.
Keyfi kaçmış bir halde kör kızın masasına oturdu ve etrafta dolaşmasına yardımcı olan sosyal hizmet görevlisine üstünkörü bir baş selamı verdi. Ardından sanki onlar yokmuş gibi davranmaya çalışarak yemeğine odaklandı.
Ancak o bitiremeden ani bir kargaşa dikkatini çekti.
'Neler oluyor?'
Başını kaldırdı ve pek çok Uyuyan'ın kafeteryanın duvarında asılı duran büyük ekranın etrafında toplandığını fark etti; yüzleri heyecan ve huşu ile doluydu. Ekranda, muhtemelen mülakat sonuçlarından çıkarılan, yeni Uyuyan grubunu en zayıftan en güçlüye doğru sıralayan bir isim listesi görüntüleniyordu.
Pek ilgisini çekmediği için, listenin en altına yakın bir yerde kendi adını çabucak buldu. Akademi'nin başarılı olma ihtimalini ondan daha düşük gördüğü tek Uyuyan kör kızdı. Meğerse adı Cassia'ymış.
Ancak kargaşa sadece bir sıralamanın sonucu olamayacak kadar gürültülüydü. Meraklanarak bakışlarını yukarı çevirdi. Uyuyanlar huzursuzlanıyordu.
"Nasıl... bu nasıl olabilir?!"
"Hayal görmüyorum, değil mi?"
"O nasıl bir canavar?!"
Caster ikinci sıraya yerleştirilmişti. Ve onun hemen üstünde, gümüş saçlı kızın portresi açıkça görülebiliyordu.
Sağında iki basit metin satırı görüntüleniyordu:
"İsim: Nephis"
"Gerçek İsim: Değişen Yıldız"

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!