Gözlerini kapattı, ardından rünlerin kaybolması umuduyla tekrar açtı.
'Lütfen kaybol! Lütfen!'
Fakat rünler sanki onunla alay ediyormuş gibi hafifçe parlayarak hâlâ oradaydı.
Kusur: [Temiz Vicdan].
Kusur Açıklaması: [Yalan söyleyemezsin.]
Sunny bu üç basit kelimeye baktı; sanki ayaklarının dibinde dipsiz bir uçurum açılmış gibi hissediyordu. Genelde açıklamalarında ciddiyetsiz olan Büyü, bu kez açık ve net olmaya karar vermişti. Sadece iki kelime vardı. Ona kaçış yolu bırakmamışlardı.
'Yalan söyleyemem. Yalan söyleyemez miyim? Ben mi? Yalan söyleyemezsem nasıl yaşayacağım?!'
Sunny'nin hayatta kalması tamamen diğer insanları kandırma ve zekâsıyla alt etme yeteneğine bağlıydı. Büyü'nün kendisi bile onu hainliğinden dolayı tebrik etmişti! Yalan söyleme yeteneği olmadan hiçbir şey başaramazdı.
Şundan bahsetmiyordu bile...
Kalbi aniden duracakmış gibi hissetti.
Eğer sadece doğruyu söyleyebiliyorsa, Gerçek İsmini nasıl saklayacaktı? Herhangi biri sadece birkaç masum soru sorarak onu itaatkâr bir köleye dönüştüremez miydi?
"Sikt..."
Sunny bağırıp küfretmek üzereydi ki o anda Büyü tekrar konuştu.
[Uyan, Işıktan Kayıp!]
Siyah boşluk döndü ve kayboldu.
***
Sunny gözlerini açtı.
Polis karakolu kasasının zırhlı tavanı üzerinde asılı duruyordu. Hiç kimse onun estetiğine güzel demezdi ama onun için en görkemli manzaraydı. Gerçek dünyayı ne kadar özlediğini ancak şimdi fark etmişti.
Güvenli ve tanıdıktı. Canavarlar ya da köle tüccarları yoktu... en azından resmî olarak. Sürekli işkenceyle ölme korkusu yoktu.
Burası evdi.
Ayrıca Sunny inanılmaz hissediyordu. Kâbus sırasında kemiklerinin derinliklerine kadar sızan soğuk gitmiş; yaralı bedeninin günbegün katlandığı tüm acıları da beraberinde götürmüştü. Ayakları ve bilekleri ıstırap içinde değildi, sırtı kırbacın ısırığını unutmuştu ve kırık kaburgalarının keskin kenarlarının ciğerlerine daha da derine battığını hissetmeden nefes bile alabiliyordu.
Ne büyük bir ödül!
Ağrının aniden kaybolması, vücuduna nüfuz eden yeni canlılıkla birleşince Sunny neredeyse ağlayacaktı.
'Gerçekten hayatta kaldım.'
Yavaşça aşağı baktı ve ardından nefessiz kalarak donakaldı.
Güçlendirilmiş tıbbi yatağının yanına yerleştirilmiş ucuz bir plastik sandalyede, hayatında gördüğü en güzel kadın oturuyordu.
Kısa, kuzgun siyahı saçları ve buz mavisi gözleri vardı. Kusursuz teni pürüzsüz, esnek ve kar gibi beyazdı. Aslında Sunny, ilk defa kendisi kadar solgun biriyle karşılaşıyordu. Ancak Sunny'nin solgunluğu tuhaf ve sağlıksız görünürken, güzel yabancı kesinlikle çarpıcıydı.
Kadın yirmili yaşlarının sonlarında gibi görünüyordu. Gümüş apoletli lacivert bir üniforma ve siyah deri çizmeler giyiyordu. Üniformasının ceketi rahatça açık bırakılmıştı; altında siyah kolsuz bir tişört görünüyordu.
Şu an kollarını başının üzerine doğru esnetiyordu; açıkça sıkılmış ve uykuluydu. Bu hareket ince kumaşı gerginleşmeye zorlamış ve dolgun göğüslerini kışkırtıcı bir şekilde vurgulamıştı.
Büyülenmiş olan Sunny, kadının sol kolunda bir omuz apoleti olduğu gerçeğini neredeyse gözden kaçırıyordu. Üzerinde üç yıldız vardı.
'Üç yıldız, ha,' diye düşündü dikkati dağılarak. 'Üç yıldız Yükselmiş demek... ha... evet. Bekle. Bir Yükselmiş mi?!'
Ancak Sunny bu kelimenin anlamını tam olarak sindiremeden, kadının da ona baktığını fark etti.
"Neye bakıyorsun?" dedi kadın, sesinde gram mizah yoktu.
Sunny utanarak birkaç kez gözlerini kırptı ve hemen bir bahane buldu. Ardından ağzını açtı ve cevap verdi:
"Göğüslerine."
Bir saniye sonra, mutlak bir dehşetle gözü fal taşı gibi açıldı.
Çünkü bu kelimeleri söylemeyi hiç ama hiç planlamamıştı! Ağzı kendi kendine hareket etmişti!
Zihnini aniden bir dehşet dalgası boğdu.
Kadın, gözlerinde tehlikeli bir parıltıyla yavaşça gülümsedi. Sonra hiçbir uyarıda bulunmadan elini kaldırdı ve Sunny'nin yüzüne bir tokat patlattı.
Sunny'nin tüm vücudu döndü. Onu yerinde tutan bağlar olmasaydı muhtemelen yataktan uçup giderdi. Hatta bir anlığına yıldızları bile gördü.
Fakat bu yine de ucuz atlatılmış sayılırdı. Bir Yükselmiş, kadın bir Yükselmiş'ti! Bir parmak şıklatmasıyla kafasını koparabilirdi. Neden bunca insan varken bu kadar güçlü birini gücendirmek zorundaydı ki?!
Bu sırada kadın boğazını temizledi ve kollarını kavuşturdu.
"Şimdi uyandın mı?"
Sunny uyuşmuş yanağını tuttu ve dikkatlice başını salladı.
"Güzel. Sana bir tavsiye vereyim: aklına gelen her şeyi öylece söyleme. Özellikle de kızlara. Daha önce hiç kız görmemiş gibisin."
'Teşekkür ederim! Kesinlikle söylemeyeceğim!' diye geçirdi içinden Sunny.
Ancak bunun yerine ağzı kendi kendine hareket etti ve şöyle dedi:
"Pek çok kez gördüm... ama senin kadar güzelini hiç görmedim."
Sonra irkilerek geri çekildi, yüzü ıstakoz gibi kızarmıştı.
Kadın birkaç saniye ona baktı ve ardından kahkahayı bastı.
"Görünüşe göre pek fazla Uyanmış ile tanışmamışsın. Uyanmış standartlarına göre ben ortalamanın altındayım."
Sunny şüpheyle ona baktı.
Kadın başını iki yana salladı.
"Ruh çekirdeği geliştikçe beden tüm kusurlarından arınır. Bu yüzden, özellikle daha güçlü olanlar arasında çekici olmayan bir Uyanmış bulmak zordur. Yeterince uzun yaşarsan, sen de bir çiçek çocuğa dönüşebilirsin."
Sonra onu iyice süzdü ve ekledi:
"Şey... belki. Her neyse, madem uyandın; yaşayanların diyarına tekrar hoş geldin. İlk Kâbus'undan sağ çıktığın için tebrikler Uyuyan Sunless."
***
Uyuyan Sunless.
En azından kış gündönümüne kadar geçecek kısa süre boyunca insanlar ona bu şekilde hitap edecekti; sonrasında ya Rüya Diyarı'ndan bir Uyanmış olarak dönecek ya da hiç dönmeyecekti.
İsminden önce bir unvanın olması garip hissettiriyordu. Eskiden Sunny'ye nadiren ismiyle hitap edilirdi. İnsanlar genelde ona "hey bücür", "serseri", "velet" veya "hey sen!" gibi şeyler söylerdi. Ama şimdi bir unvanı bile vardı.
Uyuyan Sunless...
Aslında doğru terim "Düş Gören"di. Fakat insanların, Kâbus Büyüsü bulaşmış olanlar için kendi kelimeleri vardı. İlk Kâbus'unu yeni bitirmiş Taşıyıcılara, Büyü ile olan etkileşimleri nedeniyle Uyuyanlar deniyordu.
Temel olarak, ruhu Büyü'ye girdiğinde bedeni derin bir uykuya dalacaktı. Bu uyku günler, haftalar, hatta aylar boyunca devam edecekti; yani Rüya Diyarı'ndan kaçması ne kadar sürerse. "Uyuyan" terimi de buradan geliyordu.
Kaçıp bir Uyanmış olduğunda, gündüzleri hayatını normal bir şekilde yaşayacak ve her uykuya daldığında Rüya Diyarı'na geri dönecekti. Uyanmışlar, hem Büyü hem de insanlar tarafından aynı şekilde adlandırılıyordu. Bu kelime bazen tüm Taşıyıcılar için genel bir terim olarak da kullanılırdı.
Ardından, İkinci Kâbus'a girmeye karar verir ve hayatta kalmayı başarırsa, bir Yükselmiş olurdu; insanlar onlara Usta derdi. Ustalar Rüya Diyarı'na istedikleri gibi girip çıkabilirlerdi. Hatta bazıları oraya bir daha hiç dönmemeyi seçerdi. Dahası, sadece ruh olarak değil, fiziksel olarak da dünyalar arasında seyahat ederlerdi.
Ve sonra, Ustaların üzerinde Azizler vardı; Üçüncü Kâbus'u fetheden ve kendilerine Aşkın deme hakkını kazananlar. Onlar yarı tanrılar kadar güçlüydüler ve hatta onlardan çok daha nadirdiler. Sadece gerçek dünya ile Rüya Diyarı arasında seyahat etmekle kalmaz, aynı zamanda başkalarını da yanlarında götürebilirlerdi.
Ama Ustalara dönecek olursak...
Güzel kadın ayağa kalktı ve güçlendirilmiş tıbbi yatağa yaklaştı. Pratik hareketlerle Sunny'yi yerinde tutan bağları çözmeye başladı.
"Ben Yükselmiş Jet. Bana Usta Jet diyebilirsin. Kâbus'un nedeniyle son üç gündür nöbetteydim."
'Doğru ya... ben uykuya dalmadan önce, polis bana durumumu izlemek için birkaç saat içinde bir Uyanmış'ın geleceğini söylemişti. Eğer... eğer ben ölürsem Kâbus Yaratığını öldürüp içeri sızmasını engelleyeceğini söylemişti.
Sunny, her türlü gerçeğin ağzından döküleceğinden dehşete düşerek ağzını açmak istemiyordu. Ancak öğrenmesi gereken bazı şeyler vardı.
"Usta Jet? Bir sorum var."
"Sor."
"Neden bir Usta nöbete kalsın ki? Bu sizin... seviyenizin altında değil mi?"
Jet ona karanlık bir bakış attı.
"Göründüğünden daha zekisin. Son zamanlarda bu sektörde pek çok Geçit açıldı. Yerel Uyanmışların çoğu ya yaralı ya da temizlikle meşgul. Ya da ölü. Kış gündönümüne yakın zamanlarda hep böyle olur."
Son kelepçeyi de açtı ve bir adım geri çekildi.
“Ayrıca benim gibi doğrudan hükümet için çalışan fazla Uyanmış yok. Bu, seçebileceğimiz en az kârlı ve en az gösterişli meslek. Sen servet ve şöhreti bırakıp, uzun mesailerle ve ölüm riskiyle dolu bir göreve, sadece vicdan ve görev duygusuyla başlar mıydın?”
Sunny gurur okşayıcı bir şey söylemek istedi. Bunun yerine, doğrudan Usta Jet'in gözlerinin içine baktı ve sırıttı.
"Elbette hayır. Ben aptal değilim!"
'Lanet olasıca Kusur! Lanet olsun!'
Jet idadesiz bir şekilde ona baktı. Sunny tekrar tokat yiyeceğini düşündü.
Ama bunun yerine Jet gülümsedi.
"Gördün mü, haklıymışım. Gerçekten de zekisin."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!