BOOOOOMMMMMMMMM!!!!
Çok Çekirdekli Yıldırım Küresi korkunç bir kükremeyle patladı.
Toz ve enkaz her yöne savrularak tüm ziyafet salonunu sarsan bir şok dalgası oluşturdu.
Portalın etrafındaki dengesiz enerji şiddetli bir reaksiyon göstererek patlamayı Ash'in beklentilerinin çok ötesinde güçlendirdi. İblisler tarafından alanı izole etmek için kurulan siyah bariyer bile basınç altındaki bir cam gibi titredi.
Hasiktir...
diye düşündü Ash, gözleri fal taşı gibi açılmış halde sonuçları izlerken. Etki muazzamdı. Büyüyü daha önce hiç test etmemişti; pratik sırasındaki her denemesi ya çökmüş ya da düzgün bir şekilde aktifleşemeden vücudu tarafından geri emilmişti.
Özelliği sayesinde bu başarısızlıkların geri tepmesini hiç yaşamamıştı, bu yüzden ne kadar başarısız olursa olsun denemeye devam etmişti.
Ughh... bu güç 1. çember bir büyü için gerçekten çok fazlaydı.
Büyünün ardındaki fikir teoride basitti; düzinelerce küçük 1. çember yıldırım topu sihir çemberi yaratmış ve bunları bir ağ gibi birbirine bağlayarak senkronize olmaya zorlamıştı.
Her biri farklı bir frekansa ayarlanmıştı ve zamanından önce patlamamaları için doğru deseni ve çıktıyı hesaplamaya günlerini harcamıştı.
Düşük çember büyüleri birleştirmek, yüksek çemberli bir büyü inşa etmekten daha kolaydı ama onları gerçek zamanlı olarak stabilize etmeye çalışırken zorluk katlanarak artıyordu. Tek bir çekirdek bile senkronizasyondan çıksa, tüm yapı çöker veya zamanından önce patlardı.
Bu kadar çok büyü devresini aynı anda örmenin zihinsel yükü muazzamdı. Omni Düşünce olmadan bu tam bir intihar olurdu. Sadece onun etkisi altındayken; zaman yavaşladığında, düşünceler keskinleştiğinde ve berraklık hüküm sürdüğünde bunu başarabilirdi.
Büyünün şekillenmesi ve yapılması sadece birkaç saniye sürmüştü.
Ancak o birkaç saniye, onu tam bir saatlik bir savaş gibi tüketmişti.
Artık Omni Düşünce devre dışı kaldığına göre, şakaklarının arkasında hafif bir zonklama atıyordu.
Ancak şimdi zeka statüsü 150 civarında olduğundan, yeteneği birkaç saniye etkinleştirdikten sonra bile bilincini hala açık tutabiliyordu.
Etkinin bu kadar güçlü olmasının bir başka nedeni... İlkel Çekirdek olmalı. İçerdiği mana bambaşka bir şey.
Toz hala duman gibi havada asılıydı ama yavaş yavaş çökmeye başladı. Keskin taş parçaları ve kırık mobilyalar her yere saçılmış, tavanın büyük parçaları içeri doğru çökmüştü.
Patlama salonun yapısını yarıp geçmiş ve infilak sırasında şarapnel parçaları Ash'in vücudunu parçalamıştı.
Giysileri paramparça olmuştu. Göğsündeki ve kollarındaki açık yaralardan kan damlıyordu. Parmakları doğal olmayan açılarla bükülmüş, kemikleri açığa çıkmıştı. Sağ omzu cansız bir şekilde sarkıyordu. Her nefes alışında acı keskin bir şekilde zonkluyordu.
Sonra—
Sanki zaman geriye sarmış gibi—
Yaralar kapandı.
Kanama durdu.
Derisinin altında yeşilimsi altın rengi bir ışık çiçek açtı. Tendonlar yeniden hizalanıp, kaslar yeniden birleşirken ve kemikler yerine otururken damarları doğal olmayan bir enerjiyle atıyordu.
Yine de... bir daha böyle yaralanmayı göze alamam. Kimsenin yenilenme yeteneğimi bilmesini istemiyorum..
Yerdeki örümcek ağı gibi yayılan çatlaklar, portalın bulunduğu yerdeki devasa bir kratere uzanıyordu. Ash, herhangi bir hareket belirtisine karşı tetikte olarak dumanın içinden gözlerini kıstı. Amacı yarığı yok etmekti; eğer yarık hala oradaysa, hepsi ölmüş demekti.
Pus dağıldıkça, sonunda sonucu gördü.
Portal gitmişti. Bağlayıcı rünler silinmişti. Girdap gibi dönen mana veya boyutsal dengesizliğe dair hiçbir iz kalmamıştı. Geriye sadece paramparça olmuş yer karoları ve ziyafet salonuna oyulmuş devasa bir delik kalmıştı.
Yok oldu... yıldızlara şükürler olsun.
Ciğerlerinden rahatlamış bir nefes döküldü. Duruşunu hafifçe gevşetti, gerginliği bir anlığına azalırken omuzları düştü.
Ama sonra—
Kraterin merkezine yakın bir yerde duran silüeti görünce gözleri fal taşı gibi açıldı.
Miraak...?
İblis hareketsiz duruyordu.
Zar zor.
Bir zamanlar heybetli olan figürü öne eğilmişti, kolları sanki her biri elli kiloymuş gibi sarkıyordu.
Vücudundaki derin kesiklerden kan fışkırıyordu. Siyah cüppesi yırtılmış, kasları açığa çıkmış ve kavrulmuştu. Elleri titriyordu. Derisi yer yer yanmış, yer yer çatlamıştı.
Boynuzu; yani iblis statüsünün o çarpık siyah sembolü paramparça olmuştu. Kökünden tamamen kırılmıştı. Yaradan sızan iblis kanı, yüzünden aşağı süzülüyordu.
Patlama onu neredeyse paramparça etmişti.
Derisi kabarmış, yanmış ve yabancı mana tarafından bozulmuştu. İlkel Çekirdek'in tam özü, asit gibi üzerine kırbaç misali çarpmıştı.
Ve titriyordu.
Vay anasını...
Bu manzara hem dehşet verici hem de heyecan vericiydi.
Onun bu kadar yaralanacağını hiç düşünmemiştim, bu fırsatı kaçırmayalım..
***
[Amelia Veynar]
Savaş başladıktan sonra Amelia'nın elleri titremişti. Buna alışık değildi. Kalbi herhangi bir savaş narasından daha yüksek sesle çarpıyordu. Gerçek hayat savaşı, arka bahçede Dedesiyle yaptığı antrenman maçına benzemiyordu.
Korkuyordu.
Korku, midesinde sıkıca çöreklenmiş ve saldırmaya hazır bir yılan gibi kıvrılmıştı. Ancak bu kaosun ortasında bile hareket ediyordu.
Sabit ve hızlı olan mızrağı zarafetle dans ediyordu; savaş tecrübesi olduğu için değil, dedesinin onun ruhuna işlediği her bir ders sayesinde. Kas hafızası onun kurtarıcısı olmuştu.
Yine de, iblis Uyku Laneti'ni serbest bıraktığında içgüdüleri donup kaldı.
Zihni boşaldı.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Panik kabardı; ta ki boynundaki kolye ışıkla titreşene kadar.
Koruyucu bir ninni gibi bedenine yumuşak, altın rengi bir parıltı yayıldı. Lanet, rüzgardaki duman gibi kaybolup gitti.
Dedem beni hala koruyor...
Bu düşünce göğsünü o kadar şiddetli bir sıcaklıkla doldurdu ki korkuyu uzaklaştırdı. Ve o andan itibaren hiç tereddüt etmeden savaştı, mızrağı havayı bir amaç uğruna yardı.
İnancına sadık kalarak, kolye ona fırlatılan her laneti engelledi. Hatta bir keresinde onu ikiye bölmeyi amaçlayan bir darbeyi bile emdi.
Savaşın ortasında, yanağına kan sıçramış, göğsü düzensiz nefeslerle inip kalkarken gülümsedi.
Teşekkür ederim, Dedem... Hala beni gözetiyorsun.
Ama umut kırılgan bir şeydir.
İblis portalı açtığı an paramparça oldu.
Arkasındaki uzay kırık bir cam gibi çatladı, karanlık sarmal çizerek saf bir kötülük boşluğuna doğru genişledi.
O daha bunu idrak edemeden, Kıdemli Aurora büyüsünü; bütün bir şehir bloğunu yok edecek kadar güçlü, parlak bir ışını serbest bıraktı.
Yanlış kullanıldığı takdirde... buradaki herkesi öldürecek kadar güçlü bir büyüydü bu.
Fakat iblis kılını bile kıpırdatmadı. Saldırıyı, sanki bir çocuk oyunundan ibaretmiş gibi zahmetsizce savuşturdu. Büyüyü neredeyse tembelce engelleme şekli onun kanını dondurmuştu. İblis sanki onlarla oynuyor, kaosun tadını çıkarıyor gibiydi.
İblisi çevreleyen bu duygu onu dehşete düşürmüştü,
Eğlence.
Neşe.
Mutluluk.
Açgözlülük.
Bundan zevk alıyordu, onlarla oynuyordu.
Tıpkı rüyadaki gibi.
Portallar açılacak... Canavarlar gelecek... Herkes ölecek.
Zihni panik içinde çığlık atarken korku kalbini mengene gibi sıktı ve içgüdüsel olarak bir adım geri çekildi.
Bakışları Aurora'ya kaydı; bir zamanlar korkusuz olan o yüzün gözlerinde şimdi çaresizlik yüzüyordu.
O bile umudunu kaybetmişti.
Kıdemli Aurora bile... korkuyor.
Yani, ölecek miyim...? Bu düşünce, Amelia'nın göğsünde çalan bir çan gibi yankılandı.
Dudakları titredi.
Gözlerinin kenarlarına yaşlar battı ama çenesini sıktı ve hıçkırıklarını yuttu.
Ölümü öyle kolayca kabullenmeyeceğim. Son nefesime kadar savaşacağım. Tıpkı Dedemin hikayelerindeki gibi... Kahraman her zaman acı sona kadar savaşır... Ve en nihayetinde, her şey kaybedilmiş gibi göründüğünde, her zaman yeni bir umut yeşerir...
Düşüncelerini bitiremeden, takip edemeyeceği kadar hızlı bir yıldırım çizgisi yanından geçip gitti.
O da neydi...?
Ardından, etrafındaki dünya kulakları sağır eden bir patlamayla infilak etti.
BOOOOOOMMMMMMM!!!
Patlama yeri doğrudan göklerden inen bir gök gürültüsü gibi sarsmıştı. Amelia yüzünü koruyarak tökezledi. Göklerden yağan bir kıyamet hükmü gibi toz ve enkaz yağıyordu.
Ama o güvendeydi.
Kolye tarafından çağrılan bir bariyer etrafını sarmıştı. Şok dalgası bariyerin üzerinden çarpan bir gelgit gibi aşıp geçti.
O bir insan mıydı...?
Gerçekten bir umut mu gelmişti..?
Göğsünde ufacık bir umut kıvılcımı yanarken içgüdüsel olarak mızrağını tutuşunu sıkılaştırdı. O kadar küçüktü ki, neredeyse fark edilmiyordu ama oradaydı; tıpkı etrafındakilerin kalplerinde de büyüdüğü gibi.
Toz her şeyi yutmuş, görüşünü bulanıklaştırmış, bütün dünyayı yutmuştu. Ama sonra, pus kalkmaya başladığında, sisten çıkan ilk figür oradaki herkesin bakışlarını yakaladı; Zerak'ınkiler de dahil tüm gözler ona kilitlendi.
Bu Miraak'tı.
Vücudu darmadağındı; hırpalanmış ve kan içindeydi, kıyafetleri yırtılmış ve kavrulmuştu. Patlamaya o kadar yakındı ki tüm gücünü göğüslemişti. Titremeler bedenini sarsıyordu, gerçi bunların öfkeden mi yoksa yorgunluktan mı olduğunu söylemek zordu.
Yüzü acıyla buruşmuştu ama gözlerinde sönmeyi reddeden bir ateş vardı.
Onun bu kırık dökük ama boyun eğmez halini görmek herkesin kalbinin bir anlığına durmasına neden oldu.
"B-bunu k-kim yapabilir ki..." diye mırıldandı ikinci sınıf bir öğrenci, inançsızlıktan sesi incelmişti.
"B-belki de eğitmenler gelmiştir..." diye kekeledi bir diğeri, olan bitene anlam vermeye çalışarak.
"Evet, evet, kesin," diye fısıldadı üçüncüsü, kelimelerine umut sızıyordu.
Ama Amelia gerçeğin farkındaydı.
Rüyayı hatırlıyordu. Bariyer neredeyse kırılamazdı. Hiçbir eğitmen bu kadar kolay giremezdi. Bu da demek oluyordu ki—
Onlar değillerdi...
Patlamanın olduğu yöne baktı. Toz bulutu hala dağılıyordu ama ruhunun derinliklerinde bir şey, birinin geldiğini biliyordu.
Neden bilmiyorum... ama ilk defa, bundan sağ çıkabilecekmişim gibi hissediyorum...
Aurora'nın düşünceleri kaosun içinde yankılandı. Hissediyorum... hayatta kalma şansı... Yıldızlarla olan bağlantısı onun yaklaşan ölüm tehdidini sezmesini sağlardı ama şimdi garip, kırılgan bir yaşam kıvılcımı vardı.
Eğer müdahale eden kişi olmasaydı, Aurora ölmüş olacağını biliyordu.
Dehşetle karışık bir minnettarlık duygusu bütün benliğini sardı. Yardımlarına kimin geldiğinden emin değildi ama onu kurtarmışlardı; şimdilik.
Miraak'ın paramparça olmuş formunu izlerken Elysia'nın bakışları sertleşti.
"O piç..." Elysia tozun içinde ilerlerken dişlerini gıcırdattı. "O kadar güçlüydü de... savaşmıyor muydu bile? Bu iş bittiğinde onu yakasından sürükleyeceğim."
Hızla Ash'in kaybolduğu yere göz attı. Aniden ortadan kaybolması, ardından gelen patlama; hepsi işlemek için çok hızlıydı. Onun yerinde seçebildiği tek şey, havada dans eden ve çatırdıyan küçük yıldırım kavisleriydi.
Bir büyücü o kadar hızlı hareket edebilir mi ki...?
Sırıttı.
Her neyse. Önce benim de havalı bir giriş yapmam lazım. Bütün ihtişamı kendine saklamasına izin vermeyeceğim.
Toz bulutundan yararlanan Elysia, Zerak'a doğru hareket etti
Sen onun icabına bak, Ash. Ben de bunu halledeceğim.
Toz bulutu çökmeye başlıyordu ama Amelia bunu, iblislerin duygularındaki değişimi hissedebiliyordu.
Neşe gitmişti.
Eğlence gitmişti.
Geriye kalan tek şey Öfke'ydi. Nefret ve....Korku.
Gözleri kısıldı; tek bir yöne dik dik bakıyordu.
Bir şey yaklaşıyordu.
İlerideki gölgeler yer değiştirdi, daha da karardı, içindeki figür netleşmeye başladı. Toz inceldikçe, ölümcül bir sakinlikle iblise doğru koşan bir çocuk gördü.
Vücudunun etrafında yıldırımlar kavisler çizerek çatırdıyor, her iki elinde de her biri düzinelerce daha küçük kaotik küreyle dolu ikiz yıldırım küreleri toplanıyordu.
Yüz ifadesi soğuk, neredeyse hissizdi; gözleri dünyaya ürkütücü bir kayıtsızlıkla bakıyordu.
Kalbinin teklemesine neden olan bir zarafetle hareket ediyordu, insanları çeken alışılmadık bir karizması vardı.
Ash...?
Onu gözlerini üzerine diktiği an tanımıştı. Karşılaştıkları ilk andan itibaren onda farklı bir şeyler olduğunu sezmişti. O eşsizdi. Duyguları yoktu, sadece aurasında tam olarak adlandıramadığı boş, oyuk bir alan vardı.
Ama o sonuncu sırada değil miydi...?
Bu düşünce zihninde asılı kaldı, her zaman bildiği Ash imajıyla şimdi iblise doğru koşan bu güçlü, soğukkanlı ve ilk tanıştığı o çocuktan tamamen tanınmaz haldeki kişiyi bağdaştırmaya çalışırken kalbi güm güm atıyordu.
Zihni hızla çalışıyordu ve Amelia ilk defa belirsizliğin ve huşunun çekimini hissetti.
***
Yazar Notu: Evet, biliyorum... işler planlanandan biraz daha fazla uzadı 😅 Ama artık hazırlık aşaması bitti; sonraki bölümler tamamen topyekun savaşlar olacak. Kendinizi hazırlayın. Başlama zamanı geldi. ⚔️

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!