Aydınlık.
Gözlerini araladığında Ray'in gördüğü ilk şey buydu. Kör edici, steril bir ışık görüşüne sızarak onu gözlerini kısmaya zorladı.
Gözlerini kırptı—bir, iki kez—her hareketi sisin içinde zar zor ilerliyormuş gibi ağır geliyordu. Dünya yeniden bir araya dikildi; bulanık, parçalanmış, gerçeğe tutunmaya çalışan bir rüya gibi.
Bedeni sessizlik içinde çığlık atıyordu. Her bir siniri sanki paramparça edilmiş, ardından ateş ve tellerle yeniden birleştirilmiş gibi hissettiriyordu.
"...Ah."
İnilti dudaklarından döküldü; kuru, çatlak, çiğ. Dudakları çatlamıştı. Boğazı, çifte güneşin altında kavrulmuş bir çöl gibi kupkuruydu.
Doğrulmaya çalıştı ama kaburgalarından ve omurgasından geçen acı, doğrudan akciğerlerine saplanan yıldırımdan bir mızrak gibiydi.
"Bu pek akıllıca değil," diye bir ses geldi; yumuşak, sakin ama inkar edilemez derecede kararlı.
Yatağın başucunda bir kadın duruyordu. Orta yaşlıydı, beyaz ve yeşil renkli şifacı cübbesine bürünmüştü. Gözlerinde, ölümle burun buruna gelen çok fazla insan görmüş birinin pratik sakinliği vardı.
"Hayatta olduğun için şanslısın. Gidip müdüre haber vereyim, uyandığında ilk ona bildirilmesini istemişti," dedi ve arkasını dönüp aceleyle odadan çıktı.
Kadının bu ani acelesi, göğsünde bir kafa karışıklığı dalgası bıraktı.
Yüzünü buruşturarak başını yavaşça çevirdi ve camdan dışarı baktı. İşte oradaydı; tanıdık avlu, yükselen kuleler, sabah ışığının altında salınan eğitim alanları.
Burası... Akademi mi?
Ama... ben zindandaydım.
Hatıralar zihnini tırmaladı.
Doğru ya... o iblis... Kontrolümü kaybettim. Öfke her şeyi yuttu. Ondan sonrasını... hatırlamıyorum.
Onu ben mi öldürdüm? Görevi ben mi tamamladım? Yoksa... başka biri mi?
Sessizlik hiçbir şeye cevap vermedi.
Ray bir iç çekerek her şeyin netleşmesi umuduyla durum penceresini açtı.
Bunun yerine, bir dizi sistem mesajı önünde bir hüküm gibi açıldı:
***
[Görev: C-Seviye Zindanı Temizle ~Buzdiş Mağarası~]
[Tamamlandı]
[Ödüller Oluşturuluyor....]
[UYARI!!!!!!!]
[Büyük bir yük nedeniyle Konağın Bedeni ve çekirdeği çöküyor]
[UYARI!!!!!!!]
[UYARI!!!!!!!]
[Konağın durumu kritikleşiyor.....]
[Acil durum protokolü başlatılıyor...]
[Ödüller değiştiriliyor.....]
[Ödül: 10.000 sistem puanı]
[Konağın bedenini ve çekirdeğini stabilize edip tedavi etmek için Sistem puanları tüketiliyor.....]
[....]
[....]
[Sakatlık durumu kaldırılıyor.....]
[Tahmini iyileşme süresi: 1 ay]
**
Ray, inanamama ve dehşet arasında bir yerde nefesi kesilmiş halde parlayan metne bakakaldı.
"Acil durum protokolü mü?"
"Sakatlık durumu… kaldırıldı mı?"
Bu da ne sikim böyle... bedenime ne oldu ki?
Sistem… beni kurtarmak için ödüllerimi mi değiştirdi?
Bakışları ellerine kaydı. Şimdi iyi görünüyorlardı; kesik yoktu, kan yoktu, soğuk yanığı yoktu... ama bir şeyler yanlış hissettiriyordu.
Sanki kendisinin ödünç alınmış bir versiyonu gibiydi; kadim ve soğuk bir şey tarafından birbirine dikilmişti.
"Sakatlık durumu…"
Kelimeler bir mağaradaki yankı gibi tekrarlandı.
Sakat kalmıştım. Gerçekten. Aşırı Yükleme ve Hiçlik kesişinin etkisi beni sakat bırakmış olmalı...
Midesine bir yumru oturdu.
Bu, hasarın şifacıların düzeltebileceğinin ötesinde olduğu anlamına geliyordu. İksirlerin ve iyileştirme büyülerinin ötesinde.
Ancak mesajların sonu bu değildi,
***
[Konağın yakınında #%@$^# tespit edildi...]
[Kader ağında olağandışı dalgalanmalar kaydedildi.]
[Kaydedilen bilgilere göre.....konağın kaderindeki değişimin arkasındaki neden bilinmeyen bireydir...]
[Kimlik tespiti deneniyor...]
[...]
[Başarısız. %%#$#$% tarafından müdahale tespit edildi. Kimlik tespiti engellendi.]
[Sistemi geçersiz kılma işlemine geçiliyor... bilgiler konağa vaktinden önce açıklanıyor..]
[Birey, senin için olan rünleri aldı.]
[Bu durum doğal düzeni bozdu.]
[Yabancı bir rün sistemin kimlik tespit protokolünü baskılıyor. Kimlik tespiti hala imkansız]
[Eğer konak kaderini geri almak ve dünyanın dengesini sağlamak istiyorsa—]
[—Bilinmeyen bireyi öldür.]
**
[Görev Oluşturuldu: Kader Bozucu'yu Öldür]
[Süre Sınırı: Yok]
[Ödül: ???]
***
Ray, hala gözlerinin önünde süzülen parlayan metne boş boş baktı.
Kader Bozucu'yu Öldür.
Hareketsizce asılı kaldı; kesin bir dille. Taşa kazınmış bir hüküm gibi.
Gözünü bile kırpmadı.
Rünler.
Kelime, aniden yüksek sesle söylenen unutulmuş bir isim gibi kafatasında yankılandı.
Hayır. Bu doğru olamazdı.
Rünler gerçek değildi. Onlar kamp ateşleri etrafında anlatılan eski hikayelerin ve uyku vakti masallarının parçaları olan efsanelerdi. Kadim tanrıların geride bıraktığı güç işaretleri; çocukları korkutmak ya da onlara hayalini kuracakları bir şeyler vermek için uydurulmuş masallardı.
Çocukken bunlarla dalga geçtiğini hatırlıyordu.
Nefesi boğazında düğümlendi.
Fakat sistem doğruyu söylüyorsa… o rünler gerçekse… ve onun için yaratılmışlarsa—
O zaman birisi sadece bir ödülü almamıştı. Ruhunun bir parçası olması gereken şeyi çalmışlardı.
Peki o kişi kimdi…
Takım üyeleri ve iblisten başka biri mi vardı?
Zindan ayazından daha soğuk bir ürperti omurgasından aşağı yayıldı. Odayı, kendi kalp atışının bile fazla yüksek, fazla yavaş hissedilmesine neden olan ağır bir sessizlik doldurdu. Düşünceleri dönüp duruyor, cevapsız bir şekilde tekrar tekrar aynı sorunun etrafında dolanıyordu.
Nefes alamıyordu. Kalbi göğsünde gümbürdüyordu, her atış bir öncekinden daha ağırdı.
Nasıl? Neden?
Tırtıklı bir bıçak gibi kaburgalarını yarıp geçen acı saplanmasını görmezden gelerek tekrar doğrulmaya çalıştı.
Altındaki terden nemlenmiş çarşaflar hışırdadı. Eli, sanki onu daha fazlasını vermeye, açıklamaya, haklı çıkarmaya zorlayabilirmiş gibi sistem penceresine doğru uzandı.
Ama başka hiçbir şey yoktu.
Sadece sessizlik.
Ve o kahrolası tek bir satır:
Senin için olan rünleri aldılar.
Elleri kucağına düştü, parmakları yavaşça kıvrılıp yumruk halini aldı.
Çenesindeki kaslar ağrımaya başlayana kadar dişlerini sıktığını fark etmemişti. Ağzına kan tadı geldi; dilini ısırmış olmalıydı.
Mitler. Hikayeler. Yalanlar.
Hepsi gerçekti.
Ve biri onun kaderini çalmıştı.
Gözleri yaşlardan değil, öfkeden bulanıklaştı. Göğsünde, tüm bedenini onu zapt edemeyecek kadar küçük hissettiren sessiz, büyüyen bir çığlık sıkışıp kalmıştı.
Bir şeyleri kırmak istiyordu.
Camı parçalamak. Gerçeği duvarlardan söküp almak. Onu toprağa bağlayacak bir şeye, herhangi bir şeye ihtiyacı vardı; ama sahip olduğu tek şey sessizlik ve çalınmış bir gerçekti.
Ancak o daha kıpırdayamadan—
Kapı çarpılarak açıldı.
Ses, keskin ve ani bir gök gürültüsü gibi zihninde patladı.
Ray irkilerek kasıldı, içgüdüsel olarak orada olmayan bir silah için elini beline attı.
Müdür kapı eşiğinde duruyordu.
Gözleri avını bulan bir şahin gibi Ray'e kilitlenmişti; yakıcı, soğuk, öfkeli.
"Sen. O zindanda ne bok yedin?"
Ray onun bu öfkeli halini görünce irkildi.
"U-Ustam... d-dinleyin, benim suçum değildi..."
Kendini savunmaya çalıştı ama—
Kafasının tepesine bir yumruk indi.
GÜM!!!
"Benim suçum değildiymiş, siktir lan oradan piç. Sana öğrettiğim hamleyi kaç kez kullandığını duydum..."
"O tek seferlik kullanılacak bir hamleydi, ama sen... kaç kez kullandın lan... on kereden fazla amına koyayım."
"Sakat kalmaman bir mucize..."
Yani, bir bakıma sakat kalmıştım...
Kafasının tepesine bir yumruk daha indi.
GÜM!!!
"Neden cevap vermiyorsun velet..."
"Ö-Özür dilerim, Ustam..."
"Siktir lan oradan ne özrü. Tam üç haftadır baygınsın..."
Nichole uzun süre Ray'e azar çekmeye devam etti, bu sırada yumruğuyla defalarca kafasına vurarak kafasının şişmesine neden oldu.
Ancak koca bir saatin ardından durdu.
"Seni o zindana sokmak için ne kadar gururumu ayaklar altına almak zorunda kaldım biliyor musun?"
Ray gözlerini kırpıştırdı. "Bir saniye, ne?"
Bu doğruydu.
Ray zindana girmeden önce onunla konuştuktan sonra Nichole, Ray'in baskına katılmasına izin vermesi için Demirkale'nin şehir liderinden ricada bulunmak zorunda kalmıştı.
İsteseydi Aziz yetkisini kullanabilirdi ama Demirkale Şehir Lideri onun çocukluk arkadaşıydı. Rütbesini kullansaydı bile adam, bir çocuğun kendi seviyesinden iki seviye yukarıdaki bir zindana girmesine izin vermezdi.
Nichole de bunu istemiyordu. Kim kendi öğrencisinin bilerek bu kadar tehlikeli bir yere girmesine izin verirdi ki? Ancak Ray'in sesini, inadını ve tonundaki kararlılığın ağırlığını duyduktan sonra bunu kabul etmişti.
Ray bakışlarını yere indirdi. "...Diğerleri iyi mi? İblis nasıl öldü? Bir saattir zılgıtını dinliyorum."
"Seni nankör velet..." diye mırıldandı Nichole ama sonra yumuşadı.
Ray bilincini kaybettikten sonra bilinmeyen bir şahıs ortaya çıkmış ve iblisle çatışmaya girmişti.
Birçok açıdan tuhaf biriydi... her yaralandığında bedeni kendi kendini iyileştiriyordu. Ray'den daha zayıftı ancak her nasılsa saldırıları daha derine işliyor, daha sert vuruyor ve fiziksel gücünün çok ötesinde bir ağırlık taşıyordu.
Antik bir aura yayıyordu; insana ta derinlerden korku hissettiren türden bir şey. Ancak bu güç aurası değildi... öyle olsaydı, savaş hiç zorlanmadan biterdi.
Ve yine de, sonunda o bilinmeyen kişi kolunu feda ederek iblisi öldürmüştü. İşin en korkutucu yanı fedakarlık değildi; sonrasında yaptığı şeydi. Kopmuş uzvunu almış ve kendi etine sıradan bir aletmiş gibi muamele ederek onu yeniden yerine takmıştı.
İşin en tuhaf yanıysa... hem büyü hem de kılıç kullanmıştı.
Ray kaşlarını çattı. "Bu... imkansız."
"Kesinlikle," dedi Nichole. "Herkes şoka girmişti."
Ama farklı sebeplerden dolayı…
Nichole her şeyi paylaşmamıştı. Çaktırmadığından çok daha fazlasını biliyordu.
İblislerin bu dünyayı bilinmeyen bir yerden istila etmeye başladığını biliyordu. Başlangıçta bu üstü kapalıydı; düşük seviyeli zindan kırılmaları yoluyla gerçekleşen ufak tefek akınlar.
Alarm verdirmeye bile yetmeyecek, içeri sızan bir avuç yaratık.
Ancak sonrasında dalgalar büyüdü.
Daha önce hiç kaydedilmemiş, haritalanmamış, izlenmeyen, sanki bir gecede ortaya çıkmış zindanlardan akın akın gelmeye başladılar.
Ve bu zindan kırılmaları… normal değillerdi.
Tipik olarak bir zindan sadece uzun bir süre ihmal edildikten sonra kırılırdı. Bu yavaş, öngörülebilir ve önlenebilir bir süreçti; müdahale etmek için her zaman vakit olurdu.
Fakat bu yenileri o kurala uymuyordu.
Ortaya çıktıkları an çöküyorlardı; iblislerin onları durduracak hiçbir şey olmadan içinden akın edebilmesi için bir geçit yararak açılıyorlardı.
Sanki bir şey, ya da birisi, gerçeklik dokusunu zorla yırtıyordu.
Doğal yasaları tamamen atlayarak, boyutlar arasında özgürce seyahat etmenin bir yolunu keşfetmişler gibiydi.
Ve bu artık sadece bir istila değildi.
Birleşmeye başlıyorlardı. Dağınık tehditler olarak değil, organize bir güç olarak.
Hâlâ bilinmeyen bir yerde bir üs inşa ediyorlardı.
Ve aralarında... belli bir iblis vardı.
Nichole diğer Yedi Aziz'in yanında onunla bir kez savaşmıştı.
O zaman bile zeminlerini zar zor koruyabilmişlerdi.
O iblis de hem kılıç hem de büyü kullanmıştı.
Yani Nichole gerçeği biliyordu.
İkisini de kullanabilen iblisler vardı.
Başka bir dünyadan gelen çift sınıflı canavarlar.
İblis Kralı'nın Oğlu olduğu söylenen o iblis.
***

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!