Yeteneği aktifleştirdi.
[ Hız Aşırtma Aktifleştirildi. ]
Etraftaki hava çatırdadı. Mana şiddetli bir fırtına gibi girdap oluşturarak kılıcına sarıldı. Ayaklarının altındaki taş, aurasının baskısı altında çatladı.
Şövalye başkalarıyla savaşırken bile yönünü değiştirdi, parlayan gözleri bu değişimi fark etmiş gibi kısıldı.
Ray'in dudakları keskin bir sırıtışla kıvrıldı.
Güç damarlarından fışkırdı; saf ve eziciydi. Görüşü ustura keskinliğine ulaştı; şövalyenin duruşundaki her değişim, havadaki mananın hafif uğultusu, ayaklarının altında oluşan çatlaklar... hepsi kristal berraklığındaydı.
Kalp atışları gök gürültüsü gibiydi, hareketlerini besleyen bir savaş davuluydu. Varlığının her zerresi yanıyordu ama bu, kucak açtığı bir ateşti.
Gözlerinin önünde yarı saydam mavi bir ekran titreşti:
**
Güç- 200
Çeviklik- 200
Canlılık- 200
Zeka- 200
Dayanıklılık- 200
Mana- 200
Cazibe- 200
**
Ray dilini şıklattı.
"Tch. Yetenekler bile statları rütbe sınırının ötesine çıkarma kuralını aşamıyor."
Yine de böylesi daha iyiydi.
Önceden, düşük mana rezervleri yüzünden Uzay elementiyle aşılanmış bir Aura Kılıcı oluşturmak neredeyse imkânsızdı.
Ama şimdi?
Şimdi bunu gerçekleştirecek kadar gücü vardı.
Zaman kaybetmedi.
[Titreşim Adımı]
Ray bir ışık patlamasıyla gözden kayboldu.
Ve alevlerle kaplı yıkıcı bir tekme şövalyenin miğferine çarparak zırhlı şövalyeyi havaya uçurdu.
Ama şövalye havada kendi etrafında dönerek kontrolü neredeyse anında geri kazandı. Dışarıya doğru siyah bir aura patladı.
Karşılık verdi.
Karanlık kılıç enerjisinden oluşan hilal şeklinde bir dalga çığlık atarak Ray'e doğru geldi.
Tepki verecek zamanı zar zor bulabildi.
ÇANG!
Kılıcını kullandı, saldırının yükünü emdi ama çarpışmanın şiddeti onu geriye doğru sürükleyip botlarıyla yerde derin yarıklar açmasına neden oldu.
Çarpmanın etkisiyle Ray'in kolları titredi ama en önemlisi, kılıcının üzerinde küçük bir çatlak belirdi.
Hasiktir, bu ustamın hediyesiydi,
Midesi kasıldı. Bu kılıç sadece bir silah değildi; ustasının güveninin bir sembolüydü.
Ama kullanmaktan çekinmedi, eğer ölürsem kılıcın ne faydası olur ki.
Ray gözlerini kapattı ve ustasının ona gösterdiği o tek kılıç hamlesini hatırladı.
Düşmanı şaşırtmak için çok işe yarar, bunu sadece bir kez göstereceğim, iyi izle.
Ray onun sözlerini, duruşunu, hareketlerini hâlâ hatırlıyordu. O zamanlar ustasının gösterdiği hareketi taklit etmişti.
[Aura Kılıcı: Uzay]
Kılıcı ardıl görüntülere bölündü, her bir darbe farklı bir yönden geliyordu.
Şövalye ilkini engelledi.
İkincisini.
Ama üçüncüsü—
ŞRAAAK!!!!
Zırhında derin bir kesik açıldı, siyah metal parçalanarak dağıldı.
Ray saldırıya devam etti.
Kılıcını çevirdi, uzayın kendisi bükülmeye başlarken mana kılıcın etrafında girdap gibi döndü.
Menekşe rengi bir enerji yayı havayı yararak geçti—
GÜM!!
Saldırı hedefini buldu ve şövalyeyi geriye doğru yuvarladı.
Ama işi bitmemişti.
Şövalye kılıcını yere saplayarak hızını kesti. Miğferinin içinden derin bir hırlama yankılandı.
Sonra—
Şövalye gözden kayboldu.
Ray'in gözleri irileşti.
Ne?!
İçgüdüleri ona hareket etmesi için çığlık atıyordu.
Kılıcıyla saldırıyı karşılamak için dönmeye zar zor vakit bulabilmişti ki—
ŞRAAAK!!!
Kılıcı tutan kaslarında acı patlak verdi.
Bedeni havaya uçarak bir sütuna çarptı.
Görüşü titredi. Nefesi boğazında düğümlendi. Dudaklarından kan döküldü.
Kahretsin...!
Şövalye ileri adım attı, kılıcı havadaydı.
Ray kendini hareket etmeye zorladı.
Manası parladı.
[Titreşim Adımı]
Ortadan kayboldu ve şövalyenin hemen yanında belirdi. Uzaysal bükülmeyle yanan kılıcı ileri atıldı.
SAPLANDI!!!
Bıçak şövalyenin böğrünü delip geçti.
Kükredi, aurası şiddetle kabardı.
Ray bırakmadı.
Dişlerini sıkarak kılıcı daha da derine sapladı.
Ama sonra—
Metalik bir yumruk midesine indi.
ÇAT!!!
Kaburgaları kırıldı.
Ray'in nefesi kesildi. Bedeni geriye doğru fırladı, yıkık salon boyunca yuvarlandı.
Uzuvları acı içinde çığlık atıyordu.
Hareket etmeye çalıştı—
Ama şövalye çoktan tepesine dikilmişti.
Kılıcı havadaydı.
Soğuk, ölümcül bir parıltıyla sarılı kılıcı, bir celladın giyotini gibi Ray'in üzerinde asılı duruyordu.
Kılıcın etrafındaki hava bükülüyor, sanki gerçekliğin kendisi onun varlığını reddediyormuş gibi bozuluyordu.
Ray'in kalbi güm güm atıyordu.
İnen kılıcın karanlık çeliğinde kendi yansımasını görebiliyordu.
Çok hızlı—
Çok güçlü—
Çok—
GÜM!!!
Kayan bir yıldız gibi parlayan bir mızrak şövalyenin göğsüne çarptı.
ÇAT!
Şövalye tepki veremeden, ikinci bir saldırı—manayla aşılanmış bir ok—omzunu delip geçerek onu geriye mıhladı.
Sonra üçüncüsü geldi.
Kükreyen bir ateş topu, kıpkırmızı ve kaynayan bir alev fırtınasıyla şövalyeyi yuttu.
GÜM!
Darbenin şiddeti tüm salonu sarstı, taş duvarlarda sarmal çatlaklar oluşturdu.
Yine de bitmemişti.
Saf yıkıcı enerjiyle titreşen kör edici bir ışık küresi, minyatür bir güneş gibi fırladı ve şövalyenin yanan bedenine çarptı.
Ardından son darbe geldi—her biri yoğun, konsantre manayla kaplanmış ustura keskinliğinde bir hançer yağmuru.
Havada ıslık çaldılar ve şövalyenin kömürleşmiş zırhının derinliklerine saplandılar.
Kılıcı elinden kaydı, havada dönerek taş zemine çarptı ve takırdadı.
Ve sonra—
Geriye doğru savruldu, enkazları parçalayarak tüm yapıyı sarsacak bir güçle karşı duvara çarptı.
Hareketsiz bedeninin etrafına toz ve moloz yığıldı.
Takım arkadaşlarına dönerken Ray'in kılıcını tutan elleri sıkılaştı.
Nathealien mızraksız bir şekilde duruyordu, yüzünden terler damlıyordu. Küçümser bir şekilde güldü. "Ne sikime bakıyorsun lan velet?"
Yayını hâlâ elinde tutan Vince gözlerini devirdi. "Tch. Şimdi bize karşı duygusala bağlama."
Irene dudaklarındaki kanı sildi, yüzündeki bitkinlik barizdi. "Hepimizin kozları vardı."
Selene, üzerindeki yorgunluğa rağmen parmaklarının arasında bir hançer çevirerek sırıttı. "Onları erken kullanmak pek ideal değildi ama neyse—" omuz silkti, "—yoksa ölmüş olacaktın."
Lucien hafif bir gülümsemeyle, "İşte bu iyi hissettirdi," dedi.
Ray nefesini verdi, ardından soluksuz bir kıkırdama kopardı.
Ama zihni çoktan çalışmaya başlamıştı, fırsatı kaçıracak biri değildi.
Dişlerini sıktı, kalan son mana damlasını bile hırpalanmış bedenine zorladı.
Mana dışarı taştı.
Kalbi bir savaş davulu gibi güm güm atıyordu.
[Titreşim Adımı]
Bedeni titreşti—
Ama yeterli değildi.
Onunla şövalye arasındaki mesafe hâlâ çok büyüktü. Bedeni çok yavaştı.
Ray'in gözleri keskinleşti.
Tek bir seçeneği kalmıştı.
Riskli, pervasız ve aptalca bir seçenek.
Manası yön değiştirdi, bacaklarına doğru aktı.
Hareket etmek yerine—
Ateşe dönüştü.
Ayaklarının altında alevler patlak verdi.
Ve sonra—
"Patla."
Dışarıya doğru bir şok dalgası patladı ve onu ileriye fırlattı.
Şövalye kıpırdandı, bedeni molozların arasından yükseliyordu.
"Patla."
Ray havada bulanıklaştı, bedeni dumanı yararak ilerledi.
Şövalyenin kafası aniden yukarı kalktı, zümrüt alevli gözleri onunkilerle buluştu.
"Patlama."
Ray mesafeyi kapattı, kılıcı uzayı büken manayla parlıyordu.
Bekleme süresi dolmuştu.
[Titreşim Adımı] x [Aura Kılıcı: Uzay]
Bedeni titreşirken etrafındaki dünya büküldü—
Ve sonra—
Kılıcı şövalyenin parlayan gözünü delip geçti.
Savaş alanında sessiz bir çığlık yankılandı.
Şövalyenin tüm bedeni sarsıldı, yaradan siyah bir sis fışkırdı. Zırhı titredi, saldırının saf gücünden dolayı çatırdıyordu.
Ray dişlerini sıktı ve kılıcı çevirdi.
Henüz değil
Şövalyenin bedeni ileri doğru sendeledi, doğal olmayan bir çığlık havada yankılandı. Kalan gözü saf öfkeyle yanıyordu.
Ölmemişti.
Henüz değil.
Ray'in içgüdüleri parladı.
Şövalyenin yumruğu ileri atıldı, kafasını hedefliyordu.
Ray aniden geriye çekildi, ezici darbeden kıl payı kurtuldu ama kılıcını tutan elleri kaydı.
Şövalyenin eli, kafatasına saplanmış olan kılıcı sımsıkı kavradı.
İnsanlık dışı bir kükremeyle—
Kılıcı söküp çıkardı.
Göz çukurundan karanlık enerji fışkırarak savaş alanına yayıldı.
Ray geriye doğru sendeledi, zihni hızla çalışıyordu.
Ölmüş olması gerekirdi!
Ama şövalye ayaktaydı.
Titrek, parçalanmış—ama hâlâ ayaktaydı.
Ray'in omurgasından aşağı bir ürperti indi.
Sonra, hava değişti.
Ezici bir baskı çöktü; boğucu ve doğal olmayan bir baskı. Şövalyenin parçalanmış bedeni yenilenmeye başladı, zırhındaki çatlaklar kapanıyordu.
Hasiktir.
Ray'in düşünmeye zar zor vakti olmuştu ki—
GÜM!!!!
Şövalye ileri doğru fırladı, elleri çatırdıyan yeşil alevlerle sarılıydı.
Ray yana kaçtı—
Ama yeterince hızlı değildi.
Yanan bir yumruk midesine çarptı ve onu yerden havalandırdı.
Kaburgaları çatırdadı. Boğazına kan doldu.
Daha tepki veremeden, ikinci bir yumruk onu havaya uçurdu.
GÜM!!!~
Ray şiddetle öksürerek bir sütuna çarptı.
Uzuvları acı içinde çığlık atıyordu.
Başı dönüyordu—
Ama duracak zaman yoktu.
Şövalye tekrar saldırdı.
Ray, Ustasının sözlerini hatırlayarak dişlerini sıktı.
[Dinle Ray, sana bir kılıç hamlesi göstereceğim ama bana sadece ölümle burun buruna geldiğinde kullanacağına dair söz vermelisin, anladın mı?]
[Söz veriyorum usta]
Usta, görünüşe göre onu kullanmam gerekecek...
Mana bedenine doldu, damarlarında orman yangını gibi yakıp kavuruyordu.
[Unutma, bedenin hâlâ yeterince güçlü değil, bu yüzden geri tepme yaşayabilirsin; en fazla bir hafta kadar hareket edemezsin... ya da en kötü ihtimalle sakat kalabilirsin.]
Parmakları titredi—sonra yarı çatlamış kılıcının kabzasını sıkıca kavradı.
[Ama yeteneğine güveniyorum, sakat kalmayacaksın.]
[Hiçlik Kesişi]
Kılıcı bükülmüş uzayla titreşti.
Tek bir kesik—yoluna çıkan her şeyi silecek olan.
Şövalye atıldı—
Ray kılıcını savurdu.
ŞİİİİNG!!~
Hiçlik enerjisinden oluşan hilal şeklinde bir yay şövalyenin gövdesini yarıp geçti.
Bir an için, havanın bile nefesi kesildi.
Sonra—
Kara Şövalye saldırının ortasında donakaldı.
Şövalye sendeledi, bedeni ipleri kesilmiş bir kukla gibi titredi. Kalan gözündeki parıltı titreşti, loşlaştı ve ardından kükreyerek geri geldi—son bir meydan okuma dalgası. İleriye doğru yavaş, ağır bir adım attı, sonra bir tane daha.
Ama üçüncü adım asla gelmedi.
Şövalyenin dizleri bükülürken boş, metalik bir inilti yankılandı.
Sonra—
Bedeni parçalandı, Ray'in açtığı yarıktan ikiye bölündü. Yarasından kaçan ruhlar gibi dökülen siyah sis girdap oluşturdu, kıvrıldı ve ardından hiçliğe karışarak yok oldu.
Salona ürkütücü bir sessizlik çöktü.
Bir an kimse konuşmadı.
Ray şövalyenin başında dikiliyor, nefes nefese soluyordu.
Kara Şövalye'nin son kalıntılarının hiçliğe karışarak yok olmasını izledi.
Nathaniel yere yığıldı, huşu ve huzursuzluk arasında bir duyguyla irileşmiş gözlerle Ray'e bakarken parmakları seğiriyordu. "O... gerçekten onu öldürdü," diye mırıldandı, ancak sesinde bir kesinlik yoktu.
Selene alnındaki teri sildi ve titrek bir kahkaha patlattı. "Hahaha... hayatta kaldık," diye mırıldandı ama Irene'nin kolunu sıkışından belliydi ki—bunun tamamen iyi bir şey olduğundan o kadar da emin değildi.
Irene'nin asasını tutuşu eklemleri beyazlayana kadar sıkılaştı. Boğazı kurumuş bir şekilde sertçe yutkundu. "O... o saldırı da neydi?" diye fısıldadı. "O normal değildi."
Vince başını sallayarak sertçe nefesini verdi. "Hayır," diye mırıldandı. "O başka bir şeydi." Gözleri Ray'e kaydı ama bakışlarında ilk kez bir tereddüt vardı.
Ray'in bedeni hâlâ ayaktaydı, muhtemelen Hız Aşırtma yeteneğinin etkisi hâlâ aktif olduğu içindi.
Yeteneğin sayacına baktı,
[2:32]
Onu yarı sürede alt ettim.
Sonunda bitmişti.
Ya da o öyle sanıyordu.
Çünkü şövalyenin bedeni kaybolduğu an—
Havada ürpertici bir fısıltı süzüldü; zar zor duyulan bir mırıltıydı ama kalıntıları sarsacak kadar da ağırdı. Sıcaklık düştü ve Ray'in ayaklarının altındaki zemin titredi.
"Aferin, Ray."
Ses yüksek değildi. Olmasına da gerek yoktu. Omurgasına bir hayaletin pençesi gibi dolanan doğal olmayan bir ağırlık, bir varlık taşıyordu.
"Beklediğime sevindim."
Ray'in nefesi kesildi. İçgüdüleri çığlık atıyordu—tehlike.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!