"Ben Orien, İblis Kralı'nın ilk doğan çocuğuyum. Ve sonsuz karanlığın gelecekteki hükümdarıyım."
....
....
Bunu duyan Solareth hiçbir tepki vermedi.
Sakinliğini koruyordu, iblisin gerçek formuna bakarken ifadesi sabitti. Sesi alçak ama sarsılmaz bir tonda tekrar sordu, "Kızımı öldürenleri tanıyor musun?"
Solareth bunu sorsa da, net bir cevap alma ihtimalinin düşük olduğunu zaten biliyordu. En fazla, iblis onu kolayca öldürebileceğine inanarak ağzından bir şeyler kaçıracak kadar kibirliyse bir şeyler duyabilirdi.
Kalbi buz gibiydi ama derinlerde bir yerde, belki bir şeyler öğrenebileceğine dair bir umut kıvılcımı hâlâ yanıp sönüyordu; ne de olsa karşısındaki kişi muhtemelen iblis diyarında eşsiz biriydi.
Fakat sonra olanlar, Solareth'in yüzüne ilk kez şaşkınlık getirdi.
"Ondan mı bahsediyorsun?" diye sordu Orien, küçük bir tekboynuzun cansız bedenini çağırırken. Bir zamanlar beyaz olan kürkü artık birkaç yerinden siyaha boyanmıştı, narin başını üç küçük boynuz süslüyordu. Gözleri kapalıydı ve cansız bedeni, hafifçe karanlık enerjiyle titreşen cam benzeri bir kaba mühürlenmişti.
"NASIL??" Solareth kızının cansız bedenini görünce titredi. İnanamayarak sesi çatladı.
Bu nasıl mümkün olabilir? Bedenini doğaya geri döndürdüğümden emindim..... o zaman onda nasıl olabilir?
Korunmuş bedenini görmesiyle göğsüne dolan öfkeden kanı kaynadı; hem mantığını hem de gururunu paramparça eden bir manzaraydı bu.
Ne zaman bir tekboynuz ölse, eğer ölüm doğal yollardansa bedeni doğaya döner, dünyanın özüne karışırdı. Fakat eğer hayatını başka biri almışsa bedeni kalırdı ve ancak uzun ve kutsal bir ritüel aracılığıyla diğer tekboynuzlar onu doğaya döndürebilirdi. Bu, eski çağlardan beri bozulmayan, onların varoluş kanunuydu.
Ancak şimdi, bizzat doğaya iade ettiği bedeni kendi gözleriyle görüyordu. Sadece bu manzara bile neyin gerçek olduğuna dair inancını, yaşam ve ölüme dair tüm anlayışını sarsmaya yetiyordu.
"O NASIL SENDE OLABİLİR?" diye bağırdı Solareth, gerçi saldırmadı. Öfkesi şiddetle kabardı ama mantığı hâlâ onu tutuyordu. Ruhu kan için çığlık atsa bile önce cevaplar istiyordu.
"İşte bu ifade daha iyi," dedi Orien tuhaf bir memnuniyetle. "Hiç korku göstermemen beni rahatsız etmişti ama bu bakış... evet, bu sana yakışıyor."
"Sadece. Cevap. Ver."
Solareth kelimeleri zorla ağzından çıkardı, aurası şiddetle alevlenerek tüm alana baskı yaptı. Gücü havada dalgalanırken altlarındaki arazi inledi.
Auraları havada çarpıştı, birbirine sürtünerek ezildi, ancak ikisi de diğerine üstünlük sağlayamadı. Çıkmaz, vadiyi görünmez bir fırtına gibi doldurdu, merkezinde duran iki varlığın ağırlığını taşıyamıyormuş gibi uzayın kendisi titredi.
İrade savaşında Solareth'i bastıramayacağını gören Orien'in gülümsemesi daha da genişledi, gözleri zevkle parladı.
"Sonunda, benimle dövüşebilecek biri. Güzel. Çok güzel. Soruna gelince..."
"Bedenine sahibim çünkü doğaya dönmeden önce onu ben aldım. Anlarsın ya, eğer kızın yaşayıp büyüseydi, sırf varlığı bile akıl almaz bir şeyi ortaya çıkaracaktı."
Sesi sakindi, neredeyse sıradandı ama yine de sanki dünyanın kendisi gerçeği taşımakta zorlanıyormuş gibi her bir kelime havayı ağırlaştıran bir ağırlık taşıyordu.
"Bunu sadece hem Kral'ın hem de Kraliçe'nin özelliklerini taşıdığı için söylediğimi düşünebilirsin ama hayır. Ölmesinin nedeni bu değildi. Bu yüzden öldürülmedi. Asıl neden zihniydi. Bu özellikler sadece birer araçtı, içinde gerçekten yatan şeyi şekillendirmek için kullanabileceği bir ortamdı."
"Sanırım onun gerçekten ne kadar özel olduğunu sen bile hiçbir zaman fark etmedin."
"Elbette, onun hakkında tüm bunları nasıl bildiğimi açıklamayacağım... babası olarak senin bile asla anlayamadığın şeyleri."
Orien yavaşça öne çıktı, sesi karanlıkta yankılandı. Elinin bir hareketiyle bedeni bir kez daha sakladı, kap bir gölge dalgalanmasında kayboldu.
"Bunu başka bir şekilde düşün, Solareth. Yas tutan, çocuğunun ölümü üzerine öfkeden deliye dönmüş bir baba. Sence böyle bir baba etrafında olup bitenleri görebilecek berraklığa sahip olabilir miydi?" Başını hafifçe yana yatırdı, sırıtan yüzü karardı. "Cevap hayır. Kendin bir illüzyon ustası olmana rağmen öylesine tükenmiştin ki, senden daha zayıf birinin numarasını fark edemedin."
"Bedeninin alındığını görmedin, hem de tam gözünün önünde olmasına rağmen. Bunu ancak şimdi fark ettin. Böylesi bir güce ulaştıktan sonra hâlâ duygularının seni gerçeğe karşı kör etmesine izin vermen hem eğlenceli hem de çıldırtıcı değil mi?"
Birkaç adım ötede durdu, bakışları Solareth'inkilerle kilitlenirken sesi sessizliğe gömüldü. Aralarındaki o durgunluk boğucuydu, söylenmemiş kelimelerle ağırlaşmıştı.
Solareth'in gözleri sakin ve soğuk kaldı ama bu durgunluğun altında, derinlere gömülmüş sayısız duygu çalkalanıyor ve kıvranıyordu. Kalbindeki fırtına yüzüne yansımıyordu ama gölgesi sessizliğinde asılı kalmıştı.
Fakat Orien'in gözleri derin ve ürkütücüydü, sanki karanlığın ta kendisi içlerinde yaşıyormuş gibi zulümle dolup taşıyordu.
"Hiçbir şey söyleme. 'Nasıl cüret edersin' ya da 'gebertirim seni' tarzı şeyler duymak istemiyorum. Bu çok sıkıcı."
Başını hafifçe yana yatırdı, dudaklarında çarpık bir sırıtış belirdi. "Ama sana tüm bunları neden anlattığımı biliyor musun? Çünkü sen de öleceksin."
-GÜM!!!!
---
Bundan sonraki dövüşleri bulanık bir şekilde geçti; çelik, büyü ve dünyayı sarsan bir gücün fırtınasıydı bu. Çarpışma günlerce, belki de haftalarca sürdü; gerçi savaşlarının o zamansız boşluğunda gerçekte ne kadar zaman geçtiğini söylemek imkânsızdı.
Yine de, ne kadar savaşırlarsa savaşsınlar, bir gerçek acı verici bir şekilde netleşti; Orien ve Solareth birbirine eşitti.
Alanları bile birbirini yok ediyordu. İkisi de çevre üzerinde kontrol kuramıyordu. Eğer Orien dünyayı kendi iradesine göre bükmeye çalışırsa, Solareth'in iradesiyle çarpışıyor ve geri itiliyordu. Eğer Solareth gerçekliği şekillendirmeye yeltenirse, Orien'in varlığı bunu reddediyordu.
Ve her ikisi de alanlarıyla tamamen birleşmeye çalıştıklarında, ortaya çıkan o dalgalanma savaş alanını paramparça etmekle ve ikisini birden aşağıdaki derinliklerde öfkeyle esen kaotik mana fırtınasına sürüklemekle tehdit ediyordu.
İkisi de bu riski almaya istekli değildi. Hiçbir Aziz bunu yapmamıştı ve ikisinin de ilk olmaya niyeti yoktu. Bu yüzden alanlarını sınırlandırdılar, onları yalnızca savaş alanını güçlendirecek kadar yaydılar ve böylece mücadeleleri altında zeminin parçalanmayacağından emin oldular.
-ÇANG!!
-ÇANG!!!
İşte bu kısıtlama, savaşı daha da tehlikeli bir hale getiriyordu. Azizler devasa mana rezervlerine sahipti ve burada, havanın kendisinin bile manayla dolup taştığı bu yerde, Solareth kendini sonsuz bir şekilde yenileyebilirdi. Ancak Orien için durum böyle olmamalıydı.
Mantıken, iblisin şimdiye kadar çoktan tökezlemiş olması gerekirdi. Ama onun yerine, gücünün sınırı olmayan bir canavar gibi savaştı; iblis enerjisi bir an bile sönmeden, durmaksızın kükrüyordu. Bedeni, sanki sonsuz iblis enerjisine sahipmiş gibi hiçbir enerji tükenmesi belirtisi göstermiyordu.
Solareth, disiplin ve kontrol konusundaki üstünlüğüne rağmen, bu bitmek bilmeyen savaşın ağırlığını hissetmeye başlamıştı. Ölümlüler arasındaki tanrıların bile sınırları vardı ve onunkiler de yaklaşmaktaydı.
Bir alanı sürdürmek hem mana hem de irade tüketirdi. Sürekli zihinsel bir güç gerektirirdi ki bu da mana kadar kolay yenilenemezdi. Bedeni havadaki bitmek bilmeyen enerji akışını soğuruyordu ama zihni uyuşmaya başlamış, gerilimin ağırlığı altında ezilmişti.
Solareth Hükümdar Kademesi'nin zirvesinde olmasına rağmen, henüz kendi zirvesine bile ulaşmamış olan Orien'e üstünlük sağlayamıyordu.
{Y/N: Hükümdar - Aziz}
Ve bana Ash'i hatırlatıyor...
Bu düşünce davetsizce yüzeye çıktı. Solareth nedenini bilmiyordu ama Orien'in kılıç ve büyüyü harmanlayışı, Ash'e dair kısacık bir anıyı canlandırmıştı; gerçi bu, savaş tarafından yutulmadan önce sadece kısacık bir an sürmüştü.
-GÜM!!!
Sağır edici bir çarpışma yankılandı ve her iki dövüşçü de duman ve toza bulanmış bedenleriyle geri çekildiler. Ağır ağır nefes alıyorlardı, göğüsleri inip kalkıyordu.
Solareth, gerilim iblisin hareket edişinde kendini gösterse de, Orien'in etrafındaki o aynı saf iblis gücünü hâlâ hissediyordu.
Orien bile bu kadar uzun süre savaşmanın gerilimini hissediyordu.
Sadece uslu dur, seni iğrenç ucube...
{GEBER...!!!}
Kapa çeneni...
Solareth içinden küfretti. Zihnini tırmalayan bu ses iblis kalbinin ta kendisiydi; o bitmek bilmeyen çarpışmanın altında mührü zayıflıyordu.
Onu bağlı tutmak için, bedeni dinlenmek için çığlık atarken bile manasının bir kısmını mührü güçlendirmeye yönlendirmek zorundaydı.
Her an onu daha da zayıflatıyordu. Ortam manayla yoğunlaşmıştı, ancak yavaşlayan zihni bunu yeterince hızlı soğuramıyordu. O sonsuz akış, titreyen ellerin arasından dökülen su gibi yanından akıp gidiyordu.
Eğer böyle devam ederse öleceğim... Ama ölemem... böyle değil... Burada düşmeme izin veremem. Çocuğumu doğaya geri döndürmeliyim. Ölümünden sonra bile bu iblislerin onu kirletmesine izin vermeyeceğim...
Bu düşünce kararlılığını biledi. Günlerdir hazırlanıyor, planı şekillenirken zaman kolluyordu.
"Görünüşe göre beni öldürecek kadar güçlü değilsin, ha?" diye alay etti Solareth, sesi sakindi ama acı bir kararlılıkla damlıyordu. Kızının bedenini ilk gördüğünde kabaran öfke artık sürekli bir yakıta dönüşmüş, kontrolünü paramparça etmesine izin vermek yerine onu daha da keskinleştirmişti.
Aralarındaki gücün birbirine denk olduğunu ve ikisinin de diğerini öylece ezip geçemeyeceğini çoktan anlamıştı.
Fakat bu bilgi onu sadece, işi kendi yöntemiyle bitirme konusunda daha kararlı hale getirmişti.
Orien cevap vermedi. Nefesini düzene soktu, gülümsemesi yüzüne geri yerleşti. Ardından, bir sonraki an bedeni bulanıklaştı ve dövüş yeniden başladı.
-GÜM!!!
-GÜM!!
-GÜM!!
Pekâlâ... onu kaotik mananın içine ışınlamanın zamanı geldi...
Plan tehlikeliydi ama tek şansı buydu. Eğer Orien'i kaotik mana fırtınasının içine girmeye zorlayabilirse, iblis sırf dayanabilmek için enerjisinin neredeyse tamamını yakmak zorunda kalacaktı. Orien seviyesindeki birini ışınlamak, rızaları olsa bile zaten imkânsıza yakındı. Onay olmadan, zorluk mantık sınırlarının ötesinde katlanıyor ve Solareth'in bedeniyle çekirdeğindeki hasar devasa oluyordu. Bu eylem onda kalan neredeyse her şeyi tüketecek, gücünü elinden alacaktı ama bu ödemeye hazır olduğu bir bedeldi.
Bu aynı zamanda, enerjisini tükettikten sonra gücünün geri dönmesi için biraz zaman kazanabilmek adına iblis kalbinin mührüne sürekli enerji aktarmasının da nedeniydi.
Nefesini düzene soktu, iradesini topladı, büyüyü dokudu ve tüm benliğini uzayı büken o gücün tek bir darbesine odakladı. Etrafındaki hava titredi, oluşum şekillenmeye başlarken gerçekliğin sınırları sarsılıyordu.
Fakat tam onu serbest bırakmaya hazırlanırken—
Bu da ne sikim böyle!!!!

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!