-HUUMMM!!!!!!
...Bu da ne sikim böyle..?
Ash'ten yayılan ve şimdiye dek karşılaştığı her şeyden daha uçsuz bucaksız olan o varlığı hissederken aklından bunlar geçti Roan'ın. Bedeni, iliklerine kadar işleyen ve içgüdülerinin ona kaçmasını haykırmasına neden olan bu kadim gücün baskısı altında titremeye başladı.
Nasıl..?
Yine de o bir suikastçıydı. Her türlü işkenceye dayanacak şekilde eğitilmişti ve bu eğitimin bir parçası da insanın iradesini kırabilecek o doğaüstü korkuya karşı direnmekti. Kalbi delicesine atıyordu ama üzerine çöken bu fırtınaya karşı iradesiyle direnerek zihnini toparlamaya zorladı kendini.
Bedeni içgüdüsel olarak tepki verdi, hançerleri tam zamanında engellemek için havaya kalktı. Ash aniden ortaya çıkmış, kılıcı ağır bir darbeyle çoktan inmeye başlamıştı.
Saldırı tuhaf bir ağırlık taşıyordu. Sadece güç değildi bu, daha derin bir şeydi; sanki darbenin kendisi dağların baskısıyla üzerine çöküyordu.
Bıçaklar çarpıştığında, Roan'ın kemikleri darbenin etkisiyle sarsıldı, içi ezildi ve kollarından şiddetli bir acı dalgası geçti. Saldırıyı savuşturmayı başarmıştı, ama zar zor.
Nefes almasına bile fırsat kalmadan, Ash tekrar ortadan kayboldu. Roan'ın hisleri keskinleşti; kendi etrafında dönerken Gölge Aurası ile kaplı hançerleriyle, dönüşünün verdiği ivmeyi de kullanarak tüm gücüyle arkasında beliren Ash'e karşı misilleme yaptı.
Fakat gözleri orada duran şeye takıldığında, gözbebekleri tabak gibi açıldı.
Ne...?
Orada Ash yoktu.
Bunun yerine, havada süzülen, yüzeyi tehlikeli bir şekilde etrafa savrulan dallarla kaynayan bir yıldırım küresi vardı. Bazıları mor renkte yanarken, diğerleri ölümün dokunaçları gibi doğaüstü bir siyahlıktaydı.
Aniden, Roan'ın arkasında başka bir varlık belirdi.
Hassiktir!!
Hançeri çoktan yıldırım topuna doğru ilerliyordu ve Ash'in Kadim Aurasının boğucu baskısı altında zayıf düşen bedeni, korkunun o tam ve soğuk pençesini sonunda iliklerinde hissetti.
Bunu durdurmalıyım....
---
Onu yakaladım....
Ash, Roan'ın yakınında belirirken düşünceleri sakindi. Daha bir dakika önce onu sadece kılıç ustalığıyla geri püskürtmekte zorlanıyordu. Şimdi ise kendine koyduğu kısıtlamaları kaldırdıktan sonra, emektar suikastçıyı çoktan köşeye sıkıştırmıştı.
Roan'ın önünde çatırdıyan küre, içine ufak bir miktar ölüm manası sıkıştırdığı bir yıldırım büyüsünün, yani sonsuz bir pratiğin sonucuydu. Kusursuz değildi, iki elementin kaba bir birleşimiydi sadece.
Ash uzun zamandır gerçek bir birleşimin peşindeydi ama henüz başaramamıştı. Yine de yıldırım ve ölüm beklenmedik bir uyum göstermiş, kısmen de olsa onları bir araya getirmesine olanak tanımıştı.
Sonuç kararsızdı ama kesinlikle ölümcüldü.
Siyah Yıldırım Topu, sıradan bir yıldırım topu büyüsünden çok daha büyük bir güç barındırıyor, içinde öldürücü bir özellik taşıyordu.
Yaşayan bir varlığın hayatına gerçekten son vermek için birkaç katı koşul gerekse de, büyünün tehlikesi inkar edilemezdi.
Şimdi, küre önden yaklaşırken ve kendi kılıcı arkadan çapraz bir kesikle yukarı doğru savrulurken, Roan tamamen köşeye sıkışmıştı.
Zaman yavaşlamış gibiydi.
Mutlak Zihin altında hareket eden Ash için zaman zaten sürünme hızına inmişti. Her şeyi net bir şekilde görebiliyordu. Roan'ın hançeri neredeyse kürenin üzerindeydi, ancak Ash onu patlatmadı. Eğer şimdi patlarsa, Roan hayatta kalabilirdi. Eğer birleşim tam olsaydı, seçimi bu yönde olurdu ama şu anki haliyle işi bitirmek için kılıcına ihtiyacı vardı.
Fakat o uzayan anın içinde, beklenmedik bir şey oldu.
Roan'ın bedeni, Ash'in gözlerini kısmasına neden olacak bir şekilde hareket etti. Bir eli yıldırım topuna doğru itilirken, denge için ayağını yere bastırdı ve diğer kolunu Ash'e doğru kaydırdı.
Ash ilk başta bunun kılıç darbesini savuşturmak için olduğunu düşündü ama hayır. Suikastçı, kolunu Ash'in kılıcı ile kendi bedeni arasına sokuyordu.
Ve sonra aniden ayaklarının altındaki gölge kıpırdanıp canlandı. Ayağını sardı ve şiddetli bir çekişle onu havaya fırlattı.
Bu fırlatma o kadar güçlüydü ki, hem hançerleri hem de Tutulma yıldırım topunu ve bedenini kıl payı ıskaladı. Havada dönen ve dengesi bozulan Roan'ın hareketleri üzerinde hiçbir kontrolü yoktu. Dikkatle izleyen Ash, yıkıcı yaratımlarının hareket etmesini diledi.
Tutulma'yı havada olan Roan'a doğru fırlattı ve aynı zamanda tamamlanmamış siyah yıldırım topunu da peşinden yönlendirdi.
Tutulma ilk önce ulaştı, keskin ucu havayı büyük bir hızla yardı ama Roan başını hafifçe eğerek ondan kaçınmayı başardı. Kılıç tehlikeli bir şekilde yakınından geçti, yanağının hemen yanındaki boşluğu sıyırıp gitti ve odak noktası anında üzerine doğru fırlayan yıldırım topuna kaydı.
O kısacık anda, havada bir duruş alıyormuş gibi kendini sabitledi, bir şey için gücünü topluyordu. Kasları gerildi, hançerleri hafifçe parladı ve bir karşı saldırı başlatmaya hazırlandığı çok açıktı.
Ancak o harekete geçemeden, Ash arkasında belirdi. Pratik bir rahatlıkla Tutulma'yı yakalayarak bedenini havada döndürdü ve Roan'a tekme atarak onu doğrudan yıldırım topuna doğru fırlattı.
Bu Roan'ın beklediği en son şeydi.
-GÜM!!!!
Patlama yankılandı, havanın kendisini titretti. Hırpalanmış bir figür patlamanın etkisiyle şiddetle fırlatıldı ve yere çakılmadan önce çaresizce kendi etrafında döndü.
-KÜT!!
Ash hafifçe yere indi ve hareketsiz yatan bedene doğru yürümeye başladı. Adımları sakin, yavaş ve temkinliydi. Acele etmesine gerek yoktu. Hâlâ daha fazlasını test etmek istiyordu ve savaş henüz bitmemişti.
Suikastçının bedeni, yüzüstü yere yapışmış halde hareketsiz yatıyordu. Hiçbir nefes alma sesi gelmiyor, hiçbir yaşam belirtisi hissedilmiyordu. Kan yavaşça yaralarından sızıp toprağa yayılıyordu. Bazı yaralar derin ve pürüzlüydü, diğerleri ise bakması hoş olmayan, çarpık ve tuhaf siyah yanıklar taşıyordu.
Ama Ash kimdi? Böylesine basit bir numaraya aldanacak biri değildi. Kendisi de aldatma sanatında ustalaşmıştı ve bunun ne kadar kolay kullanılabileceğini herkesten iyi biliyordu. Ona göre, bu numara işe yaramak için fazla basitti.
Cesede yaklaştığı an, Roan'ın bedeni gölgelerin içinde eridi ve doğrudan Ash'in kalbini hedef alan bir hançer darbesiyle yukarı doğru atıldı. Bunu başından beri bekleyen Ash, kılıcını kaldırdı ve hiçbir çaba sarf etmeden darbeyi savuşturdu.
-ÇANG!!!
---
Bana ne oluyor amına koyayım....?
Roan hayatında ilk defa bastıramadığı bir huzursuzluk hissetti. Başlangıçta Ash'e saldırdığında, her şey beklediği gibiydi. İstatistikleri ve yetenekleri arasındaki fark göz önüne alındığında, ortaya çıkan sonuçta olağandışı hiçbir şey yoktu.
Fakat o kadim varlık Ash'in bedeninden taştığı an, her şey değişti.
En rahatsız edici kısım, Ash'in aniden büyü kullanmasıydı. Sadece bu da değil, kılıç ustalığı kesin, rafine ve eziciydi. Sadece temel hareketler olsa bile.
Roan, Ash'in bir büyücü olduğuna ve bedenindeki ile kılıcındaki gücün elde ettiği mirastan kaynaklandığına kendini ikna etti. Belki de ona canlıları depolayabilen o tuhaf eseri veren de aynı mirastı.
Eğer Ash'i öldürebilirse, her şey onun olacaktı.
Yine de karşısındaki gerçeklik çok sertti. Ash'in onu köşeye sıkıştırma girişiminden kurtulmayı başarmış olsa da, o kararsız yıldırım topunun darbesini tam olarak yemişti. Neden olduğu hasar şimdi bedenine ağırlık yapıyor, onu ağır şekilde yaralı bırakıyordu.
Ve tüm bunlar sadece birkaç saniye içinde olup bitmişti.
-ÇANG!
-ÇANG!!
....Hay sikeyim, tamamen blöfmüş....
Roan hayal kırıklığıyla dişlerini sıktı. Bir suikastçı savaşta duygularının yüzeye çıkmasına asla izin vermeyecek şekilde eğitilirdi, ama bu kez öfkesi zapt edilemeyecek kadar harlı yanıyordu. Tüm mekanı sarsan o altın aura bir numaradan ibaretti. Ash'in gücünü zerre kadar artırmamıştı.
Başta artırdığını sanmıştı, ama Ash ile daha fazla darbe tokuşturdukça farkına varmıştı.
O boğucu baskı, sadece yargı yeteneğini bulandırmak, ezici bir güç yanılsaması yaratmak içindi. Sadece bir dikkat dağıtmacaydı.
Ve bu yüzden Roan aslında kaçınabileceği yaralar almıştı. O sahte dehşet hissi olmasaydı, düzgün bir şekilde tepki verirdi ve dövüş bu noktaya gelmezdi.
Aşağılanma hissi derindi. Hala kendisinden daha zayıf olduğuna inandığı biri tarafından kandırılmak ve bu kadar kötü yaralanmak katlanılamazdı.
Öfkesi taşıyordu. Bütün hiddeti öldürme niyetine döküldü ve hançerlerinin aurası daha karanlık, daha keskin, daha şiddetli bir hal aldı.
"Gölge Hançer Sanatı... Birinci Form!"
Hançerleri ve tüm bedeni bir hız kasırgasıyla hareket ediyor, havada soluk silüetler bırakıyordu.
Saldırıların çoğu Ash tarafından savuşturulmuş ya da engellenmişti ama yine de birçok darbe hedefini buluyor, etini yarıyor ve vücudunda delikler açıyordu. Her yara gözle görülür bir hızla iyileşiyordu ama bu sürekli yenilenme bile Roan'ın amansız saldırısının keskin acısını silemiyordu.
Ama Roan durmadı.
Geniş bir yetenek yelpazesine sahip değildi, toplamda sadece iki tane vardı ve her ikisini de yetenek kitapları sayesinde elde etmişti. Onun tarzı basitçe buydu. Çok sayıda teknik biriktirmeyi ya da çeşitli yeteneklerle deney yapmayı asla umursamazdı. Sadece gerçekten işe yarar olanı, kendine mükemmel şekilde uyanı tutardı. Ve şu an, onlardan birini çağırıyordu.
[Kan Borcu]
Aktifleştiği an, Ash'in bedenine acımasız bir lanet yayıldı. Hedefi bulan her darbe, yaralarını durmaksızın kanamaya zorluyor, düşman ölene kadar kan akışı durmayı reddediyordu. Yetenek kendini sürdürmek için sürekli Roan'ın manasını tüketiyordu, ancak ona sabit bir enerji akışı sağlayan bir eseri vardı. Bu sayede, tükenme korkusu olmadan bu yeteneği saatlerce aktif tutabilirdi.
Hançerleri Ash'i defalarca deşerken, her yaradan kızıl kanlar fışkırıyordu. Kesikler hızla kapanıyor, et yeniden birleşiyordu, ancak tam da son deri tabakası oluşmak üzereyken tekrar yarılıyordu. Yeteneğin görünmez gücü onu parçalıyor, Ash ne kadar hızlı yenilenirse yenilensin kanın kontrolsüzce dökülmesine neden oluyordu.
..Evet, ben de tam olarak bundan bahsediyordum...
Durmak bilmeyen kan akışını izlerken Roan'ın gözleri keskin bir ışıkla parladı.
Ash ise sakinliğini korudu. Yaralarına dönüp bakmadı bile, çünkü içindeki Yaşam Rünü'nün desteği sayesinde kanının sonsuz olduğunu biliyordu. Kanama için endişelenmek yerine tüm odağı, Roan'ın ritmini okumak ve onu her saniye daha da zorlayan saldırı yağmurunu kesmek üzerindeydi.
Sonra, bir anda, Ash olduğu yerden kayboldu. Bedeni gözden yitti ve onun yerine, aynı anda düzinelerce çatırdıyan yıldırım küresi belirdi. Havayı tehlikeli bir uğultuyla doldurarak şiddetle şiştiler ve hiç gecikmeden patladılar.
-GÜM!!
-GÜM!!
-GÜM!!
Patlamalar birbiri ardına kükredi, izole alanı sarsarak kör edici bir ışık ve sağır edici bir gök gürültüsüne boğdu.
****

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!