Bu da ne.....?
Önünde, her biri bir Kankurdu'nun neredeyse iki katı büyüklüğünde on devasa ceset yatıyordu. Bedenleri parçalanmış ve cansızdı ancak auralarının kalıntıları bir yangından sonraki duman gibi hâlâ havaya asılı duruyordu. Hiç şüphe yoktu... hepsi Lord rütbe yaratıklardı.
Ama bu Ash ve Ray'e verilen av değil miydi? Bu Lordları alt etmesi gerekenler onlar değil miydi? O zaman neden şimdiden burada bu kadar temiz bir şekilde katledilmiş hâlde yatıyorlardı? Onları kim öldürmüştü?
Ash'in verecek bir cevabı yoktu.
Ancak tuhaf bir şekilde, omurgasından aşağı sürünen ürpertinin ardındaki neden cesetlerin kendisi değildi. Çok daha korkunç bir şey dikkatini oraya demirlemişti; on ölü Lordun görüntüsünü bile gölgede bırakan bir şey. Yığılmış kalıntılarının hemen üzerinde, sanki gerçekliğin kendisi yarılmış gibi ince bir kırık parlıyordu.
Bir uzay çatlağı.....
İlk bakışta sıradan görünebilirdi. Ne de olsa bu bölgede zindan kırılmaları meydana gelmişti ve bu tür durumlarda uzaydaki çatlaklar olağandışı bir şey değildi. Ancak Ash ona ne kadar uzun süre bakarsa, bunun normal olmadığı da o kadar netleşiyordu.
Hayır... zindan kırıldıktan sonra dünyayla birleşiyor. Bu yüzden bir kırılmadan sonra bile her bir canavarın tek tek öldürülmesi gerekiyor... ve bölgenin topografyası da değişiyor ki bunu eski hâline getirmek epey zor...
Daha önce hiç böyle bir şeye şahit olmamıştı.
Çatlaklar portallar oluşturmak veya bilinmeyen zindanlara çıkmak için var olabilirdi ancak varış noktalarını her zaman gizlerlerdi. Ötesinde ne olduğu asla gösterilmezdi. Oysa bu çatlak, sanki başka bir dünya doğrudan Akumia'ya bağlanmış gibi gerçeğini açıkça gözler önüne seriyordu.
Ash, çatlağın ötesinde, canlı çimenleri, havası, hatta masmavi gökyüzüyle birlikte güzel bir güneş ışığı olan harika bir manzara görebiliyordu; epey huzurlu görünüyordu.
Ama....
İçinden sızan şey kanını dondurmuştu. Bir irade, bir aura, o kadar ezici bir varlıktı ki sadece yakınında durmak bile içgüdülerinin dehşetle alevlenmesine neden oluyordu. Teni karıncalandı, kasları gerildi ve düşünceleri ağırlaştı. O yarığın ötesinde her ne yatıyorsa onun yüzleşebileceği bir şey değildi; ne şimdi ne de asla.
Ray bile bir anda ezilirdi.
Bu Yarı İlahi bir canavar... veya belki de İlahi.....
[Y/N: Yarı İlahi - Ex rütbe, İlahi - Tanrı rütbesi]
Ash hareket etmeye cesaret edemedi. Mutlak Gizlenme aktif olsa da nefes almak bile dikkati üzerine çekecekmiş gibi hissettiriyordu. Baskı, göğsünün içinde tıkırdayan sessiz kelimelerle üzerine çöküyordu.
Hareket et ve öl. Nefes al ve öl.
Siktir siktir siktir siktir siktir siktir... bu nasıl lanet olası bir şanstır.....
Korkusunun onu tamamen parçalamasını engelleyen tek şey yarığın boyutuydu. Yeni doğmuş bir bebeğin kafasından zar zor daha büyük olan bu yarık, herhangi bir şeyin içinden geçmesi için çok küçüktü. Ancak bu durum daha da korkutucu soruları beraberinde getiriyordu. Bu yırtık nasıl ortaya çıkmıştı? Böyle bir çatlağa ne sebep olabilirdi? Ve daha da önemlisi, diğer taraftaki varlık on Lordu içinden bile geçmeden nasıl öldürmüştü?
Cevap yoktu, sadece dehşet vardı.
Sonra, kendini düşünmeye zorlarken idrak zihnine süzüldü.
Yani canavar sürüsüne bizi öldürmeleri emredilmemişti... Kaçıyorlardı. Önce Lordlar katledilmiş olmalıydı ve diğerleri o ezici aurayı hissettiklerinde tüm mantıklarını kaybetmişlerdi. Çatlağın ardındaki bu iğrençlikten kaçmak için çaresizce, umutsuzca koşmuşlardı..... Sürüye sebep olan şey buydu.
Ash de aynı yolu kat ettiği için gerçeği çok daha net biliyordu. Burası ile Ray'in beklediği yer arasındaki mesafe, canavarların başlangıçtaki patlamanın sesini duyması için çok fazlaydı. Bu da yaratıkların patlamadan çok daha önce kaçmaya başladığı anlamına geliyordu. Ses nihayet onlara ulaştığında sadece paniklerini artırmış ve dalgayı onun yönüne doğru itmişti.
Bakışlarını sıkıca çatlağa kilitlemiş bir hâlde, dikkatli adımlarla yavaş yavaş geri çekilmeye başlarken göğsü sıkıştı. En ufak bir ses çıkarmasına bile izin vermedi. Vücudundaki her sinir hücresi, bunun şimdiye kadar karşılaştığı en büyük tehdit olduğunu ve buna mutlak bir dikkatten daha azıyla yaklaşmanın ölüm anlamına geleceğini haykırıyordu.
Sadece yeterince mesafe kazandığında ışınlanmayı kullanmaya cesaret edebildi. Göz açıp kapayıncaya kadar bedeni titreşerek kayboldu ve daha güvenli bir yerde yeniden ortaya çıktı. Vardığı an ağır bir şekilde yere yığıldı, o ana dek tüm bu süre boyunca nefesini tuttuğunu ancak o zaman fark etti. Havayı yutarken ciğerleri yanıyor, soğuk terden sırılsıklam olan eşofmanı üzerine yapışıyor ve her bir kası durmaksızın titriyordu.
İlahi bir varlık böyle mi hissettiriyor.....?
Bilmiyordu. Bilmek bile istemiyordu.
Ama bu soru beynini kemiriyordu. Çatlağın ardındaki varlık gerçekten İlahi veya Yarı İlahi miydi? Öyle olduğuna inanıyordu çünkü onun huzurunda kendini tamamen güçsüz hissetmişti, yine de aklında başka bir düşünce dolanıyordu. Ya o İlahi bir varlık değil de tamamen başka bir şeyse? Belki de ruh saldırılarında uzmanlaşmış, sadece baskıyla ezip geçen eşsiz bir canavardı.
Hayır... kesinlikle en az Yarı İlahi düzeydeydi.
Hükümdarların ve Azizlerin ezici ağırlığını, Solareth'in boğucu baskısını, Kadim Ejderhaların korkutucu ihtişamını ve İnsan Azizlerinin bunaltıcı varlığını hatırladı. Ancak tüm bunlarla kıyaslandığında, az önce hissettiği şey SSS rütbe bir varlığın aurası değildi.
Çok daha ötesinde bir şeydi.
Onu daha da huzursuz eden bir detay daha vardı. Normalde, ilksel çekirdeği sayesinde SSS rütbe bir gücün aurasına dayanabilirdi ama bu kez... böyle bir şey olmamıştı. Çekirdeği tepki vermemiş, savunması yükselmemişti. Sanki hiçbir direnişi tanımayan bir varlığın karşısında tamamen savunmasız bırakılmış gibiydi.
Düşünceleri dalgalanıp sonsuz bir döngüde dönüp dururken göğsü inip kalkıyor, nefesleri giderek ağırlaşıyordu..... Şimdi ne yapmalıyım.....?
***
Uzun bir süre düşündükten sonra Ash nihayet Ray'in olduğu yere dönmeye karar verdi. Buradaki görevinin çatlağın ardında pusuda bekleyen varlıkla hiçbir ilgisi yoktu. Sadece canavarları öldürmesi gerekiyordu ve onun da tam olarak yapacağı şey buydu. Çatlak ve ötesinde yatan her neyse, onun icabına bakmaları için İnsan Azizleri'ne ve Fısıldayan'a bırakılacaktı.
Lanet akademi, beni buraya gerçekten de ölmeye göndermişler...
Akademiye lanet okusa da, derinlerde bir yerde bunun onların suçu olmadığını biliyordu. Çatlak, dünyanın etrafındaki uzay kararsız hâle geldiği için oluşmuş olmalıydı ve bunun üzerine aynı anda elli zindan kırılması da eklenince, böyle bir şeyin yırtılarak açılması kaçınılmazdı.
Ancak bu nedenin dışında, Ash içini kemiren başka bir şey daha hissediyordu....
Ölüm korkusu.
Ölüm Rünü'nü elde ettiğinden beri bu korkudan tamamen arınmıştı. Ancak şimdi, sadece bu varlığın mevcudiyetini hissederek o aynı soğuk dehşet ona geri dönmüştü. Kalbi cesaretten değil, tehlikeyi fısıldayan derin bir içgüdüden dolayı delice atıyordu.
Beni öldürebilir...
Eğer bir şey onu gerçekten öldürebilirse, belki de yaşam ve ölümle doğrudan yüzleşmekten bir aydınlanma bulabilirdi. Ama kendini böyle bir deliliğin içine atacak kadar pervasız değildi.
Sanki şimdi gidecekmişim gibi. Aydınlanmanın canı cehenneme. Sadece normal bir şekilde antrenman yapacağım...
Ash ölümün peşinden koşacak kadar deli değildi. Birçok yönden küçük hesaplar yapan biriydi; eğer bir şey onu ilgilendirmiyorsa, ondan uzak dururdu. Belki de bu onu bir korkak yapıyordu.
Ölümün karşısında herkes korkaklaşır. Bunda utanılacak bir şey yok. Tehlikeden kaçınılabiliyorsa, kaçınılmalıdır. Eğer kazanılacak hiçbir şey yoksa kim isteyerek ölümü arar ki... Bana bir sebep, gerçek bir motivasyon verin, o zaman o şeyle savaşırım...
Ama belki de böyle düşünmemeliydi.
Çünkü bazen, insanın kendi kalbinin içinde bile söylediği sözlerin gerçeğe dönüşme gibi bir huyu vardı.
Ash savaş alanının ortasına geri ışınlandığında, önündeki manzara acımasızdı. Alfa ve Vahşi yaratıklar çoktan katledilmiş, geriye sadece Zirve canavarlar kalmıştı.
Özellikle de Kanmantarları.
Görünüşe göre ayak takımını çoktan temizlemiş...
Ash yere saçılmış sayısız cesede bir göz attı, sonra bakışlarını yükselen Kanmantarlarına karşı savaşa kilitlenmiş olan Ray'e çevirdi.
Sadece etrafta zıplayıp kafalarındaki küreleri parçalamaya çalışıyor... Gerçi görünüşe bakılırsa şimdiden üç tanesini indirmiş...
Ash'in içinde, keskin bir öfke sızısıyla karışan bir rekabet duygusu kabardı. O varlığın karşısında kendini ne kadar güçsüz hissettiğine öfkeliydi ve şimdi bu hayal kırıklığını açığa çıkaracak bir şeye ihtiyacı vardı. Bu canavarlar bunun için mükemmeldi.
Tutulma'yı kavrayışını sıkılaştıran Ash, sahip olduğu her şeyle ileri atıldı...
Ve alev alev yanan bir kuyrukluyıldız gibi, Zirve yaratıklarından birine çarptı.
-GÜM!!!

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!