Hiçbir şey bilmiyorum...
Evet, kelimenin tam anlamıyla muazzam bir ölüm performansı sergilemesine rağmen Ash düşman hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Şu an elinde olan tek şey gözlemlerinden çıkardığı birkaç tahminden ibaretti ve onlar bile belirsiz hissettiriyordu.
Bunlardan herhangi birinin doğru mu yoksa yanlış tahminlerden ibaret mi olduğunu söyleyemezdi.
Bilinmeyen kisvesine bürünmüş, Hayalet zırhıyla sarmalanmış, kapüşonunun yüzünün büyük bir kısmına gölgeler düşürdüğü ve maskesinin de geri kalan o küçük kısmı gizlediği Ash, yeraltı şehrinin kubbesinin en tepesinde duruyordu.
Ya da daha doğrusu, bir örümceğin tavana tutunduğu gibi tek eliyle oraya tutunuyordu.
Mutlak Gizlenme onu tamamen sarmalamıştı, varlığına dair tek bir iz bile dışarı sızmıyordu.
Bu avantajlı noktadan, şehri bütünüyle görebiliyordu. Pencerelerden ve fenerlerden ışıklar parıldıyor, sokaklar damarlar gibi dallanıp budaklanıyor ve cüceler çok aşağılarda hayatlarına devam ediyordu.
Bu manzara en azından onu etkilemeliydi ama tek hissettiği şey arkasını dönüp gitme dürtüsüydü. Bu yerden defolup gitmekten başka hiçbir şey istemiyordu.
Evet, elinden gelseydi, tek bir şey olmasaydı... şimdiye kadar çoktan merkez şehre doğru yola çıkmış olurdu.
Onu yakacağım... o piçi...
Sırf bu düşünce bile onu buraya demirlemeye yetiyordu.
Bu düşünce, bedenini yiyip bitiren alevlerden bile daha sıcak yanıyordu. Buna ister küçük hesaplar ister çocukça deyin, Ash'in umurunda değildi.
O; üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin her bir saygısızlığı, her bir yarayı ve her bir aşağılanmayı hatırlayan bir adamdı. Eğer birisi ona haksızlık ederse, borç ödenene kadar bu anıyı canlı tutardı.
Eğer Melissia'yı o anki hâlinde bulup intikamını almış saymasaydı, bir zamanlar ona çektirdiği acıların aynısını ona da çektirirdi.
Her bir borcu teker teker hatırlıyordu. İstikrar Rünü'nü aldığında Gölge Fareleri'ni yeryüzünden silmeye, Ejderha Kıtası'ndaki Sınav Alanı'nı yaratanı yok etmeye yemin etmişti ve Solareth'in adı bile hafızasına derinden kazınmıştı.
Henüz bu kinlerinin hiçbiri için harekete geçmemişti ama o gün gelecekti.
Tekboynuzlu ölümden kurtulmuş olabilirdi ama bu onların onun intikamından güvende oldukları anlamına gelmiyordu. Bir hesabı kapatmanın tek yolu öldürmek değildi.
Ama bu sefer...
O iblisi kesinlikle yakacağım...
Ve bunun gerçekleşmesi için, iblisin insanları kontrol etmek adına suyu kirlettiği kaynağı bulması gerekiyordu.
Kar'ın X-ışını görüşü sayesinde, yeraltı şehri boyunca uzanan su tedarik noktalarının ağını bulmak kolaydı. Ash bir uçtan başladı ve herhangi bir bozulma belirtisi olup olmadığını kontrol ederek tek tek hepsini gezdi. Saatler bu şekilde geçti.
Ancak her konumda, hiçbir şey yoktu. Ne tuhaf bir mana, ne şeytani bir varlık, ne de gizlenmiş kalıntılar vardı.
Sonunda şehrin ana girişinden çok uzaktaki son su tedarik noktasına ulaştı. Orasını baştan aşağı taradı; bakışları her bir boru ve rezervuarın üzerinde oyalandı.
Yine de hiçbir şey yoktu.
Burada hiçbir şey yok... varsayımım yanlış mıydı?
Olasılığı tarttı. Eğer sudan değilse, yiyecekten olabilir mi? Fakat suyun aksine yiyeceğin tek bir kaynağı yoktur. Sayısız evden, dükkândan ve depodan gelir. Hepsini araştırmak çok fazla zaman alırdı...
Keşke bir tür istihbarat toplayıcı bir—
Bekle...
Eğer bende ondan yoksa, o zaman sadece onu yaratabilirim, değil mi?
Hâlâ bir yetenek yuvası kalmıştı. Eğer bir şekilde bilgi toplama yeteneği yaratabilirse, başarı şansı küçük bile olsa, ona tam da ihtiyacı olan şeyi verebilirdi.
Hiç tereddüt etmeden hareket ederek o devasa su tankının arkasına süzüldü. Yakınlarda küçük bir kulübe vardı; büyük ihtimalle su sistemine bakım yapan işçiler için bir dinlenme yeri ya da depolama alanıydı.
Ash içeri girdi, kapıyı arkasından usulca kapattı. Kulübe loş, tozlu ve sessizdi; kullanılmamaktan dolayı havası bayattı.
Etrafta kimsenin olmadığından emin olunca yavaşça nefes verdi, zihnini boşalttı ve kendi ruh alanına adım attı.
Kar ile birlikte içeri giren Ash, net bir sesle konuştu,
"Yetenek Yaratımı..."
Tanıdık siyah beyaz pencere önünde belirirken, Ash bilgi toplayan bir yetenek için art arda fikirler üretmeye başladı. Çoğu, ya yetersiz açıklamadan ya da yaratılma ihtimalinin yerlerde sürünmesinden dolayı anında reddedilmişti.
"Tüm rünlerimi kullanarak bilgi toplamak için bir yetenek yarat."
[Yetersiz açıklama]
"... Rünü'nü kullanarak bir yetenek yarat."
[Yetersiz açıklama]
"Yarat..."
[Çok düşük olasılık nedeniyle yetenek yaratımı başarısız oldu]
"Yarat..."
[Başarısız]
"Yarat..."
[Başarısız]
"Yarat..."
[Başarısız]
Ash ne denerse denesin sonuç hep aynıydı. Her deneme başarısız oluyor, yaratılma şansı %0,1 gibi saçma derecede düşük bir oranda kilitli kalıyordu. Bu, sahip olmaya değer herhangi bir yetenek yaratmak için fazlasıyla düşüktü.
Rün cephaneliğine baktığında bu sonuç hiç de sürpriz değildi. Doğrudan bilgi toplamayla ilgili tek bir Rüne bile sahip değildi. Bilgi Rünü işe yarayabilirdi... belki... ama Ash bundan hiç emin değildi.
İhtiyacı olan şey bir taşıyıcıydı; serbestçe hareket edebilen, fark edilmeden her yerde var olabilen ve yine de dinleyecek, bilgi toplayacak ve ona ulaştıracak kadar bilinçli olan bir şey.
Böyle bir şey var mıydı ki?
Aklına bir tane bile gelmiyordu. Böyle bir şeyin var olduğunu bile sanmıyordu.
...Yoksa var mıydı?
Ash bilmiyordu, bu konu hakkında daha fazla düşünecek zamanı da yoktu çünkü hiçbir uyarı olmadan aniden ruh alanından dışarı fırlatıldı.
-GÜM!!!!
Kahretsin!!!
Duyuları hızla gerçekliğe döndü ve kendini alevlerle çevrili buldu. Sıcaklık havayı yalıyordu ve yangının kükremesi sağır ediciydi. Bu sefer yanan sadece kendi bedeni değildi; etrafındaki her şey ateşler içindeydi.
Yukarıdaki su tankı parçalanarak havaya uçmuş, bükülmüş metal ve parçalanmış taşlar etrafa saçılmıştı.
Şok dalgası yakındaki her şeyi yerle bir etmişti. Bedeni çoktan iyileşiyordu ve kıyafetinin yırtılan kumaşı kendi kendini onarmaya başlamıştı.
Düşünceleri daha yerine bile oturamadan...
-GÜM!!!
Yakınlarda sağır edici bir patlama daha meydana geldi; çarpmanın şiddeti ona bir koçbaşı gibi vurdu ve onu enkazın üzerinden savurdu.
Siktiğimin cüceleri!!!!!
Ne olduğunu şimdiden tahmin edebiliyordu. Birisi su kaynağının yakınında bir davetsiz misafiri (kendisini) fark etmiş olmalı ve en hızlı çözümün tüm alanı yok etmek olduğuna karar vermişti.
Bu cücelerin tarzıydı: Önce ateş et, soruları sonra sor.
Ash neden patlamaya yakalandığını çok iyi biliyordu. Ruh alanına girdiğinde sadece bilinci oraya çekiliyor, fiziksel bedeni ise gerçek dünyada kalıyordu.
Cücelerin bakış açısına göre o sadece orada sessizce dikiliyor ve kim bilir ne yapıyordu; bu da onu birincil hedef hâline getirmişti.
Ve yine de...
Mutlak Gizlenme aktifti... sikeyim böyle işi, beni nasıl görebildiler ki?
Şansını daha fazla zorlamak istemeyen ve artık cücelerin onu hangi yönden izlediğinin farkında olan Ash, hiç tereddüt etmeden ışınlanıp uzaklaştı.
Dünya yer değiştirdi ve bir sonraki an şehrin ortasındaki karanlık bir sokağın derinliklerinde duruyordu.
Kıyafetleri kendi kendini onarmayı tamamlarken duvara yaslandı ve derin, sakinleştirici nefesler aldı.
Ne manyak bir şehir... gerçekten...
Ve Ash, bu cümleyi daha uzun, çok uzun bir süre tekrarlayacağını bilmiyordu.
Çünkü aradan henüz bir dakika bile geçmemişti ki...
-GÜM!!!!!!!
Bir başka patlama havayı yararak geçti, sağır edici şiddeti onu iliklerine kadar sarstı.
Lanet olsun... buralarda insanlar var, evler var, nasıl yapabilirler—
-GÜM!!!!
-GÜM!!!
Düşünceleri amansız bir yıkım kükremesinden başka bir şeyin içinde boğulup kalmadı. Tüm bölge kaosa sürüklenmişti; cücelerin fırlattığı füzeler saf bir yok oluştan başka hiçbir şey taşımıyordu.
Saniyeler içinde, birkaç kilometrelik yarıçap içindeki her ev toza ve parçalanmış taşlara dönüşmüştü. Aynı kader insanların da başına gelmişti. Kan, yeri koyu renkli lekelerle boyamış; yaşlı ve gençlerin bedenleri parçalanmış ve etrafa saçılmış bir hâlde yatıyordu. Çocuklar, yaşlılar... kimseye acınmamıştı.
Ash olan biteni izlerken gözleri titredi. Delirdiler mi? Yoksa... bu iblisin işi mi?
Neye inanacağından emin değildi. Eğer cüceler gerçekten delirmiş olsalar, kendi insanlarına hiç tereddüt etmeden saldırsalar, bu mantığın ötesinde bir delilik olurdu. Ama içgüdüleri ona durumun böyle olmadığını söylüyordu.
Eğer kendi iradeleriyle hareket etmiyorlarsa, o zaman bu saldırılar bir şekilde iblisle bağlantılı olmalıydı.
Ash devasa bir moloz yığınının altında kıpırdamadan durdu. Bir anda ışınlanıp gidebilirdi ama yapmamayı seçti. Eğer siperinden şimdi çıkarsa, ona doğru bir başka yaylım ateşinin gelip gelmeyeceğini kestirmek imkânsızdı.
Fakat zihnini kavuran çeşitli sorular vardı ve bunlardan biri de şuydu...
Beni nasıl hissediyor? Ya da daha doğrusu... beni nasıl görüyor?
Her şeyden daha endişe verici olan da buydu. Gizlenmesi mutlaktı; tıpkı yeteneğin adının belirttiği gibi, Mutlak Gizlenme. Onu daha önce hiç yarı yolda bırakmamıştı. Bu, yetenek aktifken başka bir varlığın onun yerini tam olarak tespit edebildiği ilk andı.
Bedeni onarımını tamamlayıp kıyafetleri tekrar birbirine dikilirken, Ash yavaşça molozların altından sürünerek çıktı. Etrafına saçılmış cücelerin cansız bedenlerini görmezden geldi, açık alana çıkana kadar kırık uzuvların ve ezilmiş zırhların üzerinden geçti.
Ve sonra onu gördü.
...Ah! Kahretsin... bu bir kâbus...
Ve o an, keşke onu hiç görmemiş olmayı diledi.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!