[Saharan İmparatorluğu, Valhalla Krallığına savaş ilan etti!]
[Valhalla Krallığı ve Saharan İmparatorluğu arasındaki ilişki 'düşmanca' oldu!]
[İki ülkenin halklarının takas ve faaliyetlerine çeşitli kısıtlamalar getirildi!]
Bu bildirim pencereleri Valhalla'ya ait tüm oyuncularda belirdi. Ancak kafası karışan veya korkan çok az insan vardı. Ares Ordusu Yenilmez Kralın halefini kurtardığı zamandan veya imparatorluğa haraç vermeyi reddettikleri andan itibaren, Valhalla halkı bu olaya zaten hazırdı.
"Savaş istemiyorum!"
Uğultular!
Ares'in güçlü sesi başkentin meydanında yankılandı. Ares'in dış görünüşü, halkın kalbine huşu ve güven ekiyordu.
"Gelecekte, imparatorlukla sonsuz bir savaşa gireceğiz! Bu savaş, birimiz yok olana kadar bitmeyecek!"
Ares savaş tanrısıydı. Savaş alanı onun varoluş nedenini kanıtlıyordu. Kendisini ve ordusunu, ardından da Valhalla'yı savaşlar aracılığıyla geliştirmeyi planlıyordu. Yenilmez Kralın Halefi adayı Oasis'in bir sorusu vardı.
'Bu özgüvenin arkasında ne yatıyor?'
Valhalla'ya katıldıktan sonra Oasis, Valhalla'nın gücünü kavradığında şaşırmıştı. Belto Krallığını özümsedikten sonra Valhalla'nın nüfusu artık 700.000 civarındaydı. Sadece 50.000 asker vardı. 10 milyonluk güçlü bir ordusu olduğu bilinen imparatorlukla aralarındaki ulusal güç farkı tartışılamazdı. Valhalla imparatorlukla olan savaşta hayatta kalamazdı. Sadece birkaç gün kadar kısa bir sürede yok edilebilirdi.
Ares konuşmasından sonra kürsüden indi ve sorgulayan Oasis'e açıkladı.
"Doğrudan komuta ettiğim ordu, bir savaş sırasında %200 daha fazla tecrübe kazanır. Ayrıca Yağma yeteneğim var. Düşmanların veya düşman topraklarının yiyeceklerini, mallarını ve askerlerini alabilirim. Eğer bunu iyi kullanırsam, Valhalla bu savaşta bir dönüm noktası yaratabilecek."
Ares savaş konusunda uzmanlaşmış bir varlıktı. Ordusu sadece güçlü değil, aynı zamanda olağanüstü bir inada sahipti.
"İmparatorluğa düşman olabilecek bir üs. Şey, imparatorluk yerine küçük bir ülkeye karşı savaşarak adım adım büyümek daha ideal olurdu."
Ne yazık ki bu mümkün değildi. Kıtadaki krallıkların çoğu zaten imparatorluğun haraca bağladığı yerlerdi. İmparatorluğa ait herhangi bir şeye dokunurlarsa, o zaman imparatorluğa düşman olurlardı. Bu yüzden, gözünü diktiği ilk yer Tamteçhizat Krallığı olmuştu. Ancak Ares, Grid ile düşman olmak yerine müttefik olmayı seçti.
Oasis ona sordu.
"Yeteneklerinizi anlıyorum. Ancak rakibiniz imparatorluk. Sizi anında yok etmek için büyük bir ordu gönderirlerse, yeteneğinizin hiçbir anlamı kalmaz."
Ares güldü. Bu heyecanlı bir gülüştü.
"Düşünmeden hareket etmem. İmparatorlukla savaşı seçmemin nedeni imparatorluğun istikrarsızlığıdır. İmparatorluk şu anda birkaç fraksiyona bölünmüş durumda ve tek bir yere odaklanma kapasitesine sahip değil."
"Ama Kızıl Şövalyeler..."
Oasis, Kızıl Şövalyelerin estirdiği dehşeti biliyordu. Tek haneli şövalyeler. Aralarında, beşinci şövalye ve üstü farklı bir boyuttaydı. Ares de bu gerçeği biliyordu.
"Kızıl Şövalyeler şu anda korkutucu değil." Ares'in yüzünde anlamlı bir gülümseme vardı. "Birinci ve ikinci şövalyelerin gözetim altında olduğuna dair istihbarat aldım. Dördüncü Şövalyenin yalnızca özel durumlarda ortaya çıktığını tecrübelerimizden biliyoruz, üçüncü ve beşinci şövalyeler de tek başlarına ordumu durduramazlar."
Ares'in kendine güvenmesinin başka bir nedeni daha vardı. İnsanların Saharan İmparatorluğundan Valhalla'ya gitmek için Liberon Ormanından geçmesi gerekiyordu. Burası çok sayıda doppelganger ile doluydu ve Ares zorlu araziye sahip bu bölgeyi sonuna kadar sömürmeyi planlıyordu.
"İmparatorluk ordumun sadece avı olacak. Puhuhut!"
---
"Liberon Ormanı ileride görünüyor."
50.000 kişilik ordu dalgası muhteşemdi. En iyi kısım, bu büyük ordunun en ön safındaki Kızıl Şövalyelerdi. Kızıl Şövalyeler. İmparatorluk gücünü simgeleyen, kıtanın en güçlü şövalyeleri, 50.000 askerin önünde toplanmıştı.
"Hmmm... Düşündüğümden çok daha büyük değil mi?"
Ormanın dışına bakan beyaz saçlı adam Üçüncü Şövalye Lorex'ti. 40 yaşın üzerinde görünüyordu ve beş sütundan biri olan Kyle yanındaydı. Kyle tepeden tırnağa beyazdı. Beyaz saçlar, kaşlar, ten, hatta dudaklar ve gözler bile. Bambaşka bir intiba bırakıyordu.
"Orman tuzaklar ve pusular kurmak için iyi bir yer..."
Kyle, Liberon Ormanını gözlemlemeye başladı. Çalılar sık olduğu ve tek bir hayvan sesi bile duyulmadığı için bu sağduyulu bir hareketti. Lorex güldü. Onda saygılı bir tavırdan eser yoktu.
"Liberon Ormanı sıradan ormanlardan farklıdır. Doppelganger'lar o kadar çok istila etmiştir ki tuzak kurmak zordur."
"Ancak düşmanın açısından bakıldığında, Liberon Ormanı onların bölgesi değil mi? Araziyi çözme ihtimelleri daha yüksek olmaz mı?"
"Hayır. Yakında tecrübe edeceksiniz ama Liberon Ormanının en korkunç yönü yüksek sıcaklığı ve nemidir. Sıradan insanların orada çalışması veya beklemesi neredeyse imkânsızdır. Özellikle de zırhlı askerlerse."
Bu yüzden Lorex ormanın önünde yürüyüşü durdurmuştu. Ormanı normal hızda aşmak yaklaşık 4 saat 30 dakika sürecekti. Lorex, askerlerin orman boyunca yürüyüşe geçmeden önce dayanıklılıklarını toparlamalarının önemli olduğuna karar verdi.
Şak şak şak!
Kyle başını salladı ve güçlü bir şekilde alkışladı. Sonra güldü ve Lorex'i övdü.
"Sör Lorex haklı. Üçüncü Şövalye hakkında pek çok hikâye duydum ve bunun bir nedeni varmış. Düşmanın konumunu iyi kavrıyorsunuz ve dikkatlisiniz. Size hayran kaldım."
"Hah... Bu gerçekten..."
Lorex alaycı bir ifade takındı ve başının arkasını kaşıdı.
Kyle kimdi? Hiçbir başarı elde edememiş olsa da imparatorun lütfunu kazanmış beş sütundan biriydi. Beş sütunun ünü, durmaksızın savaşan Kızıl Şövalyelerden daha yüksekti, bu yüzden Lorex onlardan gerçekten nefret ediyordu. Onları, arkalarında imparator olan kişiler olarak algılıyordu. Mercedes'in yerine Kızıl Şövalyelere Kyle'ın liderlik edeceğini duyduğunda küplere binmişti.
Ama aslında ne olmuştu? Kyle alçakgönüllüydü ve Kızıl Şövalyelere nasıl saygı duyacağını biliyordu. Bu savaşın başkomutanı olarak atanmasına rağmen, tüm yetkiyi Lorex'e devretmiş ve Kızıl Şövalyelere karşı zarif davranmıştı.
'Gerçekten de, beş sütunun doğrudan bir deneyimi yok. Majesteleri yüzünden bu kadar yükseğe çıkarıldılar.'
Mercedes'in değiştirilmesi imparatorun iradesiydi ve Kyle sadece imparatorun emrini yerine getiriyordu.
'Limit tetikte olmamı söylüyor. Gardımı indirmeyeceğim, ama ondan nefret etmekle de uğraşmayacağım.'
Öhöm öhöm, Lorex orduya emir vermeden önce öksürdü.
"Mola bitti! Ormana giriyoruz!"
---
"Geliyorlar."
Liberon Ormanı. Belto Krallığına ait olduğu zamanlarda tamamen terk edilmiş bir topraktı. Ancak Ares, Belto Krallığını ele geçirdikten sonra imparatorlukla bir savaş yapmayı düşündüğü andan itibaren Liberon Ormanını önemli bir üs olarak gördü. Diğer neden ise, tüm Valhalla askerlerinin ormanın sıcaklığına uyum sağlamak için 'İklim Uyumu' yeteneğine sahip olmasıydı.
Kesinlikle öyle. Ares'in askerleri Liberon Ormanının sıcaklığına uyum sağlamışlardı. Buna ek olarak, eğitim yoluyla ormanın arazisini de kavrayabilmişlerdi.
"Kızıl Şövalyelerin düşmanın varlığını tespit etme yeteneği en iyisidir. Ormanın derinliklerine inmelerini bekleyin. Onları görür görmez saldırın."
Ares askerlere emretti ve onlar da sessizce başlarını salladılar. Tüm Liberon Ormanında konuşlanmışlardı. Düşmana nerede olduklarını belli edecek tek bir ses bile çıkaramazlardı.
"Şimdi!"
"Waaahhhhhhhh!"
Liberon Ormanının arka kısımları. 50.000 kişilik imparatorluk ordusu, ormanda üç saatten fazla ilerledikleri için şimdiden bitkin düşmüştü. Bu noktada, Ares önderliğindeki 50.000 kişilik devasa Ares Ordusu çalılıkların arasından fırladı ve oklar ya da kılıçlarla saldırdı. İmparatorluk ordusu başa çıkamadı.
"B-Bu da ne?"
"D...düşman! Kuaaaak!"
"Pusu...!"
İmparatorluk ordusu sıcak ormanda ilerlemekten bitkin düşmüştü. Bir pusu ihtimalini hesaba katmadan ilerlemişlerdi ve Valhalla'nın sürpriz saldırısı karşısında çaresizdiler. İmparatorluk askerleri griye dönerken Valhalla askerleri altından ışık sütunlarıyla sarıldı. Bu bir seviye atlama sinyaliydi ve daha şiddetli bir saldırının habercisiydi.
"Hızınızı kesmeyin!"
Ares her saldırdığında, Valhalla ordusunun morali ve statları artıyordu. Valhalla ordusunun gerçek zamanlı olarak güçlenmesi nedeniyle imparatorluk ordusunun kafa karışıklığı daha da arttı.
"H-Hıg...!"
"Kuaaaack!"
Beklenmedik bir pusu vardı ve düşmanlar savaştıkça daha mı güçleniyordu? Yere yığılan silah arkadaşlarının sayısı arttıkça imparatorluk ordusunun korkusu da artıyordu.
O sırada.
"Areeees!"
Üçüncü Şövalye Lorex, Ares'e doğru atıldı. Geçmişte Ares ile savaşmış ve kazanmıştı. Eskisi gibi Ares'i beş hamlede alt edebileceğini düşünüyordu.
"Bu sefer kelleni alacağım!"
Bu hatayı karşılıksız bırakamazdı! Askerlerin kaybını hatırladıkça öfkelenen Lorex, büyük baltasını yarım ay şeklinde savurarak Ares'e doğru sıçradı. Geçmişte Ares 10.000 askere komuta ediyordu ve bu saldırıya karşı savunma yapamayarak ciddi bir yara almıştı. Ancak Ares şu anda 50.000 kişilik bir orduya liderlik ediyordu. Bu da statlarında %25'lik bir artışa neden olmuştu! Buna ek olarak, saldırı ve savunmasında da ayrı bir küçük artış vardı.
"Öncekinden farklıyım!"
Peeeeeong!
"Ne?"
Lorex'in baltası durdurulmuş muydu? Lorex irkilmişti. Birkaç ay önce baltasının tek bir darbesiyle yere serilen adamın şimdi böyle bir güç sergileyebileceğine inanamıyordu. Lorex baltasını art arda savurdu.
"Bakalım bunu durdurabilecek misin!"
"Vay canına, bu çok iğrenç değil mi?"
Sadece tek bir darbeyi savuşturmaktan bile Ares'in sağ eli uyuşmuştu. Kendini savunma konusunda zerre güveni yoktu. Ares aceleyle baltadan sıyrıldı ve işi Scott ile Luck'a bıraktı.
"Şu canavarı oyalayın!"
"İkimiz birden saldırıyoruz!"
Peeng!
Luck enerjik bir şekilde yanıt verdi! Küçük kalkanı Lorex'in başının arkasına çarparak agroyu Ares'in üzerinden aldı. Sonra sıra Scott'ın kılıcındaydı. Her ikisi de üst düzey yetenekler kullandı.
"Böyle aptalca şeyler!"
Bu, Lorex'in can barında tek bir çizik bile bırakmamıştı. Üçüncü Şövalye. Birinci ve ikinci şövalyelere kıyasla zayıftı ama oyuncuların başa çıkabileceği bir seviyede değildi.
Kwajak!
Kwa kwa kwa kwang!
Lorex'in savurduğu balta, Scott ve Luck'ın bedenlerini aynı anda havaya uçurdu. Ancak Ares Ordusu geri adım atmadı. Lorex'in hareketleri öngördükleri sınırlar içindeydi.
"Hep birlikte savuşturun!"
Ares Ordusunun üst düzey oyuncuları Scott ve Luck'a yardım etmeye başladı. Üçüncü aşama düzinelerce kullanıcı aynı anda saldırdığı için Lorex zapt edilmişti.
"Şu pislikler! Sör Lorex'e yardım edin!"
Orduyla meşgul olan Beşinci Şövalye ve diğer Kızıl Şövalyeler gecikmeli de olsa Lorex'e yardım etmeye çalıştı. Ares bu manzarayı gördü ve bağırdı.
"Şimdi! Tuzağı etkinleştirin!"
"...!!"
Kızıl Şövalyelerin gözleri fal taşı gibi açıldı. Zemin aniden çöktü ve büyük bir çukur tarafından yutuldular. Ares karnını tuttu ve yukarıdan onlara bakarak kahkaha attı.
"Puhahat! Sizi geri zekâlılar~ Sizin gibi canavarlara karşı hazırlıksız olacak değildim... hah!"
Ares çığlık attı. Askerlerine kazdırdığı 20 metre derinliğindeki çukur. Tamamlanması iki hafta süren devasa çukurdan Beşinci Şövalye sıçrayıp çıkmıştı. Bu akıl almaz bir fiziksel yetenekti.
"Hey, bu kadarı da hile ama!?"
Durum kötüydü. Kızıl Şövalyeler kapana kısılmışken mümkün olduğunca çok düşman askeri öldürmeye çalışan Ares, Beşinci Şövalyenin fiziksel yeteneklerinin beklentilerini aşması karşısında hüsrana uğramıştı. Ares tehlikeyi sezdiği an.
Peng!
Pepepepeok!
İmparatorluk ordusundan art arda büyük patlama sesleri duyuldu. Kızıl Şövalyelerin, Ares'in ve savaş alanındaki diğer herkesin gözleri o yöne döndü.
"Bu da ne...?"
Gökten kızıl yıldırımlar düştü. Zırhlı askerlerin bedenlerini delip geçerek imparatorluğun askeri kampını yarıp geçmişti.
"Bir iblis kral mı ortaya çıktı...?"
Siyah alevler ormandaki tüm imparatorluk kampını yuttu. Sürekli bir alan hasarı vardı ve yüzlerce asker durmaksızın yok oluyordu. Bu inanılmaz bir saldırı gücüydü.
"N-Ne? Mana kısıtlaması olmayan bir canavar mı?"
Ne tür manyak bir yaratık böyle yetenekleri sınırsızca kullanarak koca bir orduyu katledebilirdi ki? Ares yutkundu. Liberon Ormanında böyle bir patron canavarın uyuduğunu hiç düşünmemişti.
"Ares! Ordumuzun bu işe karışmasına izin veremeyiz! Geri çekilmeliyiz!"
Scott kargaşada Lorex'ten kurtulup bağırdı. Gizemli canavarın imparatorluk güçlerini biçtikten sonra buraya ulaşmasını bekliyordu. Ares için de durum aynıydı. Canavarın görüntüsünü ordu tarafından gizlendiği için gözleriyle doğrulayamıyordu ama onun sıradan bir şey olmadığını tahmin edebiliyordu.
"Tamamen geri çekiliyoruz! Geri çekilin!"
Lorex ve Kızıl Şövalyeler kendi ordularını kontrol altına almaya çalışmakla meşguldü. Şimdi geri çekilme zamanıydı. Ares hiç tereddüt etmeden emri verip atını döndürdüğü an.
"Ben Temel Saldırı Kralıyım."
İmparatorluk ordusunu yarıp geçen kimliği belirsiz canavar ortaya çıktı ve kendisini 'Temel Saldırı Kralı' olarak tanıttı.
```

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!