Bölüm 5: 1. Kısım – Ücretli Servise Geçiş (4)

event 15 Mart 2026
visibility 28 okuma
translate Çevirmen: Sansanson
person_add Ekleyen: Sansanson

İçimde bir kahkaha yükseldi. Gerçek olduğundan emin olmak için gözlerimi birkaç kez ovuşturdum. Dosyanın uzantısı TXT idi. Yani o kişinin... Gönderdiği hediye romanının bir kopyası mıydı?

[Özel bir nitelik elde ettin.]

[Özel yetenek slotu aktifleşti.]

Dosyayı açtıktan sonra bir mesaj duydum.

Dünya gerçekten de ‘Hayatta Kalma Yolları’na dönüştüyse bu hiç de şaşırtıcı değildi. ‘Hayatta Kalma Yolları’nda herkes kendine özel yeteneklere ve niteliklere sahipti.

İçimden sessizce ‘nitelik penceresi’ dedim. Sonuçta elde ettiğim niteliği bilmem gerekiyordu.

[Nitelik Pencereni açamazsın.]

Ne? Bir kez daha ‘Nitelik Penceresi’ desem de sonuç aynıydı. Saçmaydı. Böyle bir şey var mıydı ki?

Nitelik penceresini kullanamıyorsam hangi niteliklerim ve yeteneklerim olduğunu bilemezdim. Kendini ve düşmanı tanımak kişiyi güçlü kılar. Fakat şu durumda düşmanı bırak kendimi bile bilemiyordum.

Bir süre boşluğa baktıktan sonra pes ettim ve yazarın gönderdiği dosyayı okumaya karar verdim.

[Özel niteliğin sayesinde okuma hızın arttı.]

Ne olduğunu bilmediğim özel nitelik sayesinde Hayatta Kalma Yollarının ilk kısmını okumam bir dakikadan kısa sürmüştü. Sonra buldum.

Parmağımın durduğu yer romanın başında, ana karakterin ‘aksiyona’ girdiği tren sahnesiydi.

「 İnsanların, 3707. Vagonun arka kapısına toplandığını gördü. Elinde tuttuğu çakmağın taşı soğuktu.

'Bu hayatta hiçbir hata yapmayacağım. Hedefime ulaşmak için hiçbir yöntemden çekinmeyeceğim.'

İnsanların yüzlerine korku açıkça kazınmıştı. O korkmuş yüzlere soğuk bir kayıtsızlıkla bakarken en ufak bir pişmanlık hissetmedi.

'Bir an içinde her şey bitecek.'

Bir an sonra, parmak uçlarından hafif bir tıslamayla alev yükseldi. Ve ardından her şey başladı.」

Sırtımdan aşağı bir ürperti hissettim, cümleleri tekrar ve tekrar okudum. Ürpermemin sebebini hemen anladım.

“...3707.”

Bindiğim vagonun numarasını kontrol ettim—[3807]. Şu anda bulunduğum vagon ana karakterin olduğu vagonun tam da arkasındaydı. Ellerim hafifçe titredi.

...Bekle bir dakika. Normalde bu vagonda kaç kişi hayatta kalıyordu?

「 3807. Vagonun yarı saydam camlarından içeri baktı.

'Onlar için artık çok geç. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Zaten ne yaparsam yapayım, o vagondan yalnızca iki kişi hayatta kalacak.'」

Sadece iki kişi. Bu iki kişi hariç herkesin öldüğü anlamına geliyor ve ben de bu kişilerin kim olduğunu çoktan biliyorum. Kafamı kaldırdım ve boş boş Yoo Sangah’a baktım. Belki bu kadın ölecek.

...Ve ben de.

“Dokja-ssi, bunu durdurmamız gerekmez mi?”

Yoo Sangah’ın işaret ettiği yerden bir inleme sesi geliyordu, bir şeyler oluyordu.

Genç bir adam, yaşlı kadının önünde eğilmişti.

“Siktir. Zaten bugün kötü hissediyorum bir de şu yaşlı kadın inleyip duruyor! Susmayacak mısın?”

Genç adam girişe yaslanmış bir öğrenciydi. İnceydi ve saçları da boyalıydı. Adı formasında yazılıydı—Kim Namwoon. Bildiğim bir isimdi.

「 O vagonda sadece Lee Hyunsung ve Kim Namwoon hayatta kalacak. Çok da önemli değil. Zaten ihtiyacım olanlar sadece onlar. 」

“Sana sus demedim mi?” Gergin Kim Namwoon yaşlı kadının yakasını tuttu.
Yaşlı kadının güçsüz bacakları titrerken Kim Namwoon elini kaldırdı.

Çat. Çat.

Normalde birileri durdurmak için öne çıkardı fakat kimse kıpırdamadı.

Tokatların yumruğa dönüşmesi uzun sürmemişti.

“K-Kurtarın beni. Kurtarın..!”

Sert bir yumruğun ete çarpma sesini duyabiliyordum.

Kim Namwoon’un etrafındaki bazı adamlar tereddüt etse de kimse bir şey yapmadı.

Şaşırtıcı bir şekilde ilk hareket eden Han Myungoh’du.

“Genç adam, yaşlı birine böyle davranamazsın..!”

Cevap olarak aldığı tek şey küçümseme dolu bir sesti.

“Ahjussi, ölmek mi istiyorsun?”

“... Ne?”

“Ne kadar da kalın kafalısın. Bulunduğumuz durumu hala anlayamadın mı?”

“Ne saçmalıyorsun lan sen, terbiyesiz piç?!”

Kim Namwoon, lanet savuran Han Myungoh’a güldü. Trenin tavanını parmağıyla göstererek konuştu.

“Şunu görmüyor musun?”

Tavanda, hologram bir ekran oynuyordu.

[A-Acı bana!]

[Aaaaack!]

[Öl! Öl!]

Sadece trendeki vagon ya da Daepong Lisesi değil. Bu, ülkenin dört bir yanından insanların öldüğü bir canlı yayındı. Kim Namwoon konuşmaya devam etti,

“Hâlâ anlamıyor musunuz? Ordu bizi kurtarmaya gelmeyecek, birileri ölmeli.”

“N-Ne diyorsun...?”

“Ölmesi için birini seçmeliyiz.”

Han Myungoh cevaplayamadı. Açıkta kalan bileğindeki kıllar dikleşmişti.

“Elbette ne düşündüğünü biliyorum. Yaşamak için kendi ülkenin vatandaşlarını öldürmek zorunda kalmak. Bu sadece orospu çocuklarının yapacağı bir şey. Fakat şu an bulunduğumuz durum kontrolümüzün dışında. Kontrolümüzün çok ötesinde. Öldürmezsek öleceğiz. Kim bizi suçlayabilir ki? Ahlaki değerleriniz yüzünden kendinizi mi öldüreceksiniz?”

“Ş-Şey...”

“Dikkatli düşün. Bildiğin dünya sona erdi.”

Han Myungoh’un omuzları titredi. Sadece Han Myungoh değil, diğerlerinin de gözlerinde çatlaklar okunuyordu. Bu belli belirsiz ahlak değerlerinin çöküşünün bir resmiydi. Kim Namwoon o çatlağa bir taş atmıştı sadece.

“Yeni dünya yeni kanunlar gerektirir.”

Kim Namwoon, Hayatta Kalma Yolları’nın dünyasına en hızlı adapte olan kişiydi. Arkasına döndü ve yaşlı kadına vurmaya devam etti.

Bu sefer onu kimse durdurmadı— Han Myungoh, diğer adam... hatta Lee Hyunsung bile. Boş bakışlarla havaya bakan askerin yumrukları titriyordu. Belki o da bir karar vermişti.

“Lanet... öldürmek zormuş. Öylece izleyecek misiniz? Geride kalmak mı istiyorsunuz?”

İnsanlar Kim Namwoon’un sözleriyle titredi. Yüzlerindeki ifadeyi anlamak ucuz bir romanın cümlelerini okumak kadar kolaydı.

「 5 dakika içinde hiç kimse öldürülmezse vagondaki herkes ölecek. 」
İnsanların gözlerindeki duygular değişiyordu.
「 Yaşlı kadın ölmezse beş dakika içinde öleceğiz... 」

O an yüzlerinde bir canlının gösterebileceği en ilkel duygu vardı.

“Evet, bu piç doğru söylüyor, yapmazsak hepimiz öleceğiz.”

İlk adam Kim Namwoon’a doğru koştu. Düşüp kıvrılan yaşlı kadına bir tekme attı.

“Unuttunuz mu? Birisi ölsün ki biz yaşayalım!”

“Ah, siktir... bilmiyorum.”

Önce biri sonra hepsi. Yaşlı kadından uzakta olan insanlar; Oyalanan adam, olan biteni çeken üniversite öğrencisi, çocuğun annesi ve Han Myungoh... hepsi yaşlı kadını üzerine çullandı, ölmesi için.

“Öl! Öl hemen!”

Ölüm için asist almaya çalışan muhafızlar gibiydiler. Suçluyu kimin öldürdüğü anlaşılmasın diye aynı anda kaldıracı indiren muhafızlar, onlar yaşlı kadını pasif olarak yumruklayan ve vuran kişilerdi.

...Ve olan her şeyi izliyordum. Sanki başka bir dünyada olan bir şeyi izliyormuş gibiydim. İsmini bilmediğim yaşlı kadın ölecek olanlardandı. Orijinal hikâyede yaşlı kadın ölmüştü. Yani...ölümünü izlemek bir günah değildi.

Aynı anda Yoo Sangah ayağa kalktı.

“Öleceksin.” Refleks olarak onu tuttum.

“Sana kıpırdama demiştim.”

Tuttuğum kol titriyordu. Yoo Sangah titremesini saklamak için yumruklarını sıktı.

“Biliyorum, biliyorum...!"

“Yoo Sangah-ssi, şimdi gidersen öleceksin.”

Yoo Sangah’ın gözleri korkuyla titriyordu. Yine de... fark ettim. Hikâyenin türü değişse de bazı insanlar yine de parlıyordu.

“Yoo Sangah-ssi, otur.”

Yine de hikâyeyi değiştirebilecek kişi Yoo Sangah değildi. Yoo Sangah bu dünyanın ana karakteri değildi.

“Huh? Ama—”

“Bu seferlik dediğimi yap.”

Yoo Sangah’ı zorla yerine oturttuktan sonra derin bir nefes aldım ve arkamı döndüm. Sırtımı dikleştirdim ve nefesimi verdiğim gibi titredim, yavaşça bileklerimi gevşettim. Aslında ortaya çıkmak için biraz erkendi, planım da bu değildi.

“...Dokja-ssi?

İnsanlara bakarken cevap vermedim, yaşlı kadına saldıran insanlara bakarken. İnsanlardan veya Kim Namwoon’dan korktuğum için ya da insanlık dışı davranışlarına onay vermediğim için yerimden kalkmamıştım.

Sadece bekliyordum. Harekete geçmem gereken anı.

Böylece...

Kwaaang!

Şimdi.

“Ah! Ne?”

Bir patlama kulaklarımı doldurdu ve tren sallandı. Vagonun sağ ön köşesinden dumanlar yükselmeye başlamışken insanlar ağlamaya başladı. O başlamıştı.

Sağ ayağımı olabildiğince yere sert basarak çığlık atan insanların yanından geçip yaşlı kadının yanına doğru oturdum.

“Ne? Ağhh!”

Çarpıştığım Kim Namwoon çığlık atarak yere düştü. İlk bakışta yaşlı kadını kurtarıyormuş gibi görünsem de amacım bu değildi.

Neredeydi? Hızlıca etrafa baktım. Biri patlama yüzünden yaşlı kadının üzerine düşmüştü. Bu cehennemin ortasında ağlayan bir çocuk... Az önce böcek toplama ağını tutan çocuktu.

“Bir saniye lütfen.”

Çocuktan ağı aldım. Elimi ağa attığım anda bir çekirgenin kabuğu parmak uçlarıma dokundu. Birini aldım ve çocuğun eline koydum.

“Millet, durun. Yaşlı kadını öldürürseniz de yaşayamayacaksınız.”

Sesim ani patlamanın getirdiği sessizlik sebebiyle şaşırtıcı bir şekilde netti. Birer birer insanlar bana bakmaya başladı.

“Yaşlı kadını öldürdünüz diyelim, sonra?” Şaşırmış ifadeleri iyiye işaretti. Biraz daha devam ettim.

“Yaşlı kadının ölümü dokkaebinin ‘ilk öldürme’ dediği şey olarak kabul edilecek ve biraz zaman kazandıracak. Peki ya sonra?”

“Ah...”

“Dokkaebinin dediği doğruysa hepiniz bir şey öldürmek zorundasınız. Yani, yaşlı kadından sonra kimi öldüreceksiniz? Yanınızda oturan kişiyi mi?”

Düşüncelere dalan insanlar birden birbirlerinden uzaklaştılar. Gözlerinde korku vardı. Aslında, herkes biliyordu... Yaşlı kadın sadece bir başlangıçtı. Kim Namwoon tereddütlü havayı fark etti.

“Haha, Ne hakkında endişeleniyorsunuz? O zaman sonra onu öldürün! Korkaklar. Kendi sıranız için endişelenmeyin. Herkesin şansı eşit!”

Kim Namwoon’un böyle bir şey diyeceğini tahmin etmiştim. Hafif bir el hareketiyle sözünü kestim.

“Böyle bir kumara gerek yok. Katil olmadan da kurtulmanız için bir yol var.”

“Ne?”

“N-Nedir?”

Heyecanlanan insanlar yüzünden Kim Namwoon’un ifadesi bozulmuştu.

“Unuttunuz mu? Senaryoyu tamamlama koşulu ‘bir insanı’ öldürmek değildi.”

Bazıları hâlen şaşkınken bazıları bir şeyler fark etmişti.

[Bir ya da daha fazla canlıyı öldür.]

Evet, en başından beri senaryonun içeriğinde ‘insan’ kelimesi asla geçmemişti. Bir ya da daha fazla canlıyı öldür...

Başka bir değişle herhangi bir can olurdu. Kıvrak zekalı biri elimdeki böcek toplama ağına doğru bağırdı.

“Böcekler, böcekler.”

Sürü çekirgeleri¹ ve çekirgeler toplama ağında zıplıyorlardı. Onlara bakan insanların gözleri parladı.

Elimi içeriye soktum ve bir çekirge aldım. Önceden gördüğüm tombul olandı.

“B-Bana ver! Hemen!”

“Sadece bir tane! Bir tane yeter!”

Yaklaşan insanları görünce yavaşça geriledim.

Tam şu anda yüzümde beliren gülümsemeyle yaşlı kadını öldürmeye çalışan patlayıcı çılgınlığa bakıyordum. Nefes kesici bir durum olsa da neden kalbim böyle neşeyle atıyordu?

“İster misiniz?”

Bir hayvanı kışkırtan eğitmenmiş gibi ağı salladım.

Birkaç sabırsız insan üzerime atladı.

“Alın o zaman.”

Elimdeki çekirgeyi ezdim.

[İlk öldürme başarımını elde ettin!]

[Ek ödül olarak 100 jeton kazandın.]

Aynı anda elimdeki ağı yaşlı kadının ve kalabalığın toplandığı tarafın tam tersine olabildiğince sert bir şekilde attım.

“Bu delilik.”

Çekirgeler ortaya saçıldı ve özgürlük için olabilecek en iyi biçimde zıpladılar.

______________________________________

Bölüm Sonu Notları:

*¹ İkisi de aynı tür olmasına rağmen sürü çekirgeleri uygun koşullarda sürü moduna geçerler.

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: