Bölüm 4: 1.Kısım – Ücretli Servise Geçiş (3)

event 15 Mart 2026
visibility 42 okuma
translate Çevirmen: Sansanson
person_add Ekleyen: Sansanson

İnsanlar dokkaebi kaybolduktan sonra farklı davranmaya başladı. Bazıları polisi aramaya çalışırken bazıları trenden çıkmaya çalışıyordu. Yoo Sangah polisi aramaya çalışanlardandı.

“Polis, polis cevap vermiyor! Ne, ne yapmalı...”

“Sakin ol Yoo Sangah-ssi” dedim, Yoo Sangah’ın odağı kaybolmuş gözlerine bakarak.

“Yoo Sangah-ssi. Geliştirme ekibinin yaptığı oyunu hiç oynadın mı? Dünya’nın yok olduğu ve sadece birkaç kişinin hayatta kaldığı bir oyun.”

“Huh? Ne diyor...”

“Düşünsene. Şu an bir oyunun içindeyiz.”

Yoo Sangah sessizce dudaklarını yaladı.

“Oyun...”

“Sadece sana söylediğim her şeyi tereddüt etmeden yap. Anladın mı?”

“A-Anladım. Ne yapmalıyım?”

“Yerinde dur.”

Sonunda nefesimi kontrol edebildim. Olanları hazmetmem için biraz zamana ihtiyacım vardı.

[Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu]

Sadece romanda geçen olaylar güzümün önünde gerçekleşiyordu.

「 Boynuzları anten gibi uzanan bir dokkaebi. 」

「 Cesetler vagonun içinde çöp gibi dağıldı. 」

「 Kan içinde, korkudan titreyen bir ofis çalışanı. 」

「 Yaşlı bir kadın koltuğunda inliyor. 」

Her sahneyi dikkatlice izledim. Matrix’teki Neo gibi, gerçeklikten şüphe eden Neo gibi. Gözlemleme, sorgulama ve sonunda ikna olma... kabul etmeliyim. Neden bilmiyorum ama şüphesiz ‘Hayatta Kalma Yolları’ gerçekliğin ta kendisi olmuştu.

Biraz düşüneyim... Bu dünyada hayatta kalmak için ne yapmam gerekiyor?

“Hadi, millet! Oturun ve sakince bir nefes alın.”

Biri Dokkaebi gittikten tam beş dakika sonra öne çıktı. Kısa saçlı, ortalama bir erkekten bir baş kadar uzun olan kalıplı bir adamdı.

“Sakinleştiniz mi? Lütfen durun ve biraz dediklerimi dinleyin.”

Ağlama ve arama sesleri durdu. Herkesin gözleri adama odaklanmıştı. Adam ağzını tekrar açtı.

“Bildiğiniz üzere, ulusal felaket durumlarında, küçük karmaşalar büyük kayıplara yol açabilir. Bu yüzden kontrolü ele alıyorum.”

“Ne, sen de kimsin?”

“Ulusal bir felaket mi? Ne diyorsun?”

Bazı insanlar ‘ulusal felaket’ kelimesini bir süre hazmedemedi. Daha sonra genç adam cüzdanından hükûmete ait bir kart çıkardı.

“Şu an 6502. birimde görev yapan Kore ordusuna bağlı bir teğmenim.”

Bazı insanların yüzü aydınlandı.

“Bir asker, o bir asker.”

Yine de rahatlamak için çok erkendi.

“Az önce birimimden bir mesaj aldım.”

İnsanlar askerin telefonunun etrafına dolaştı. Yakın olduğumdan zorlanmadan içeriği okuyabildim.

–A seviye bir ulusal felaket meydana geldi. Tüm birlikler derhal toplansın.

Etrafımdaki yutkunma seslerini duyabiliyordum.

Bu bir ulusal felaket durumuydu. Şaşırmadım çünkü zaten böyle bir şeyi bekliyordum. Aslında başka bir şeye şaşırmıştım. Ordu teğmeni Lee Hyunsung...

‘Lee Hyunsung’ bu adamdı. Kim olduğunu biliyordum. Bu onu ilk görüşümdü ama ismi zihnimde hemen belirdi. O, Hayatta Kalma Yolları’nın baş yan karakterlerinden biriydi.

「 Çelik Kılıç Lee Hyunsung. 」

Romandan bir karakter ortaya çıkmıştı. Şimdi durumu gerçekten de kabullenmek zorundaydım.

“Asker-nim! Neler oluyor?”

“Birimime ulaşmaya çalışıyorum ama...”

“Mavi Saray! Mavi Saray ne yapıyor? Lütfen hemen başkanla görüşün.!”

“Üzgünüm. Ben sadece sıradan bir askerim başkanla görüşme yetkim yok.”

“O zaman neden kontrolü alıyorsun?”

“Tüm vatandaşların iyiliği için...”

Lee Hyunsung’un saçma soruları sakince cevapladığını görünce romandaki açıklamaların yanlış olmadığını fark ettim. Yine de Lee Hyunsung orijinalinde de böyle mi ortaya çıkıyordu? Bu karmaşık sorular hakkında düşünürken tuhaf bir şey hissettim. Hayatta Kalma Yolları’nın tek okuyucusu olarak söyleyebilirim ki Lee Hyunsung’un ilk çıkışı böyle değildi. Romanda ortaya çıkması ilk senaryonun sonunda olmalıydı.

...O zaman şu an ne oluyordu? Kafam karışmıştı. Hayatta Kalma Yollarını tekrar okuyabilseydim daha fazlasını öğrenebilirdim.

“Başbakan konuşma yapıyor! Gerçekten de ulusal seviye bir felaketmiş!”

Herkes telefonunu birinin ağlamasına çevirdi. Yoo Sangah ekranını bana döndürdü.

“...Dokja-ssi, şuna bak.”

Görmek için aratmaya gerek yoktu. Tüm sitelerdeki ilk video ‘Başbakanın Konuşmasıydı.’ Elbette videonun içeriğini zaten biliyordum.

–Tüm vatandaşlarıma sesleniyorum, tanımlanmamış bir terörist grubu aralarında Seul de olmak üzere, sayısı bilinmeyen çeşitli bölgelerde eylemlerini sürdürüyor.

Konuşmanın içeriği basitti. Hükûmet elinden gelen tüm imkanlarla teröristlerle savaşacak ama hiçbir müzakere olmayacaktı. Böylece herkes güvenle hayatına devam edebilirdi...

Romanı okuduğumda o kadar dikkat etmemiştim ama şimdi bu sözleri duymak beni biraz şoke etmişti. Terörizm... Evet, böylesi daha iyi olurdu.

“Ama başkan nerede? Neden başbakan konuşmayı yapıyor?"

“Başkan çoktan ölmüş”

“Ne, gerçekten mi?”

“Emin değilim ama Naver¹ yorum—”

“Siktir, kesin yalandır o!”

Elbette, yalan olmadığını biliyordum.

“Uwaaaack! Ne?”

İnsanlar her yerde ateş sesi duyulduğunda telefonlarını düşürdüler. Sesler telefonlardan geliyordu. Chiiik, yüksek bir ses vardı, bir de kanla kaplı bir ekran. Bir süre sonra insanlar ne olduğunu anlayınca nefeslerini tuttular.

“Başbakan...”

Başbakan öldü. Kafası canlı yayında patlamıştı. Ekran sessizliğe bürünmeden önce birkaç el daha ateş sesi duyuldu. Ekranda beliren sonraki şey bir dokkaebiydi.

[Millet, çoktan söyledim. Bu ‘terörizm’ gibi bir oyun değil.]

Herkes o kadar şok olmuştu ki açık kalan ağızları yüzünden aptal japon balıklarına benzemişlerdi.

[Hâlen anlamıyor musunuz? Böyle olmayacak. Olanlar hâlâ bir oyuna mı benziyor?]

Ses tonundaki sakinlik çok huzursuz hissettirdi. İstemsizce yumruğumu sıktım.

[Haha, verilere göre bu ülkedeki insanlar oyunlarda çok iyi. Bu yüzden neden zorluk seviyesini yükseltmiyoruz?]

Biiiip.

Havada büyük bir zamanlayıcı belirdi. Aynı anda hızlıca azalmaya başladı.

[Kalan süre 10 dakika düşürülmüştür.]

[Geriye 10 dakika kalmıştır.]

[Gelecek 5 dakika içerisinde ilk öldürme gerçekleşmezse vagondaki herkes öldürülecektir.]

“N-Ne oluyor? Şaka mı bu?”

“Az önceki mesajı duymadın mı? Hey, duymadın mı?”

“Asker-nim! Şimdi ne yapacağız? Polis gelmeyecek mi?”

“Hepiniz sakin olun beni dinle—“

Dokkaebinin kullandığı sözler vagonda öyle bir karmaşaya yol açmıştı ki bunu Lee Hyunsung bile düzeltemezdi. Yoo Sangah’ın yakamı sıkıca tuttuğunu hissedebiliyordum.

Yine de durumun garipliğini kabullenemiyordum. Lee Hyunsung, bir yan karakter, çoktan ortaya çıktı. O zaman neden ‘O’ hâlen ortalıklarda yoktu? Bildiğime göre onu şimdiye kadar görmüş olmam gerekirdi.

“O-orada bir katliam var.”

3907 numaralı vagon koridor penceresinden görülebiliyordu. Vagondaki katilin cildi beyazdı.

“Buraya gelmelerini engellemeliyiz! Kimseyi içeri almayın!”

İnsanlar demirden kapıyı sıkıca tuttular ama bu gereksizdi. Düşman en başından beri orada değildi.

[Senaryo tamamlanana kadar vagona giriş-çıkış sınırlandırılmıştır.]

Mesajla birlikte insanlar görünmez bir bariyere çarpmış gibi demir kapıdan geriye atıldılar.

“N-ne oluyor?”

Bir kez daha dokkaebinin sesi duyuldu.

[Haha, bazı yerler eğlenceliyken bazıları daha başlamamış. Tamam, bu özel bir servis olsa da size 5 dakika içinde hiçbir şey olmazsa ne olacağını göstereceğim.]

Metroda kocaman bir ekran belirdi. Ekranda beliren yer bir okuldu. Mavi okul forması giyen kızlar korkuyla titriyorlardı. Bir çocuk tırnaklarını yerken mırıldandı.

“Bu Daepong’un okul forması değil mi?”

Biip biip biip biip

Uğursuz bir biip sesi duyuldu.

Ardından lise öğrencileri çığlık atmaya başladı.

[Verilen zaman tükenmiştir.]

[Ücretli ödeme başlayacaktır.]

Duyuru bittikten sonra ön sırada oturan liseli kızların kafası patladı. Sonra tekrar ve tekrar... daha da fazla kafa patladı. Kızlar çığlık atıp pencerelere ve kapılara koştular.

“Ahh, uh, nasıl—?”

Temizlik aletleri kırılsa da, tırnaklar kopsa da kapılar açılmadı. Kimse dışarı çıkamadı. Liseli kızların kafası patlamaya devam etti. Sonra bir kız, arkadaşına sarıldı. İnleyerek ölen arkadaşına. Bir süre sonra ekranda geriye kalan tek şey etrafına bakınan son liseli kızdı.

[#Bay 23515 kanalı. Daepong Kız Lisesi, ikinci sınıf B şubesi hayatta kalan: Lee Jihye.]

Ekrandaki kız kayboldu. Ardından Dokkaebi konuştu.

[Nasıldı? İlginç miydi?]

Dokkaebi yüzünde bir gülümsemeyle sordu ama insanlar artık ekrana bakmıyorlardı. Göz göze gelen insanlar gittikçe birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.

“Siktir! Ne oluyor?”

Yoo Sangah bile kolumu bırakmıştı, ama uzaklaşmamıştı. İki elim de serbest kalınca telefonuma döndüm.

Neden hâlâ ‘o adam’ ortaya çıkmamıştı? Romandan bildiğim şeyler ve bilmediklerim birbirine karışmıştı. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu Hayatta Kalma Yolları’nı okumaktı.

Ama romanı nereden bulabilirdim ki? Roman yasal olarak paylaşılacak kadar popüler değildi... Hayır, bekle bir dakika.

[1 Ek]

Telefonumda bildirimi görünce bir anlığına sersemledim.

Belki de... Hayır?

Gelen maili açtığımda aklım karmakarışıktı. Yazar tarafından gönderilen ekin adı şuydu:

[Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.TXT]

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: