Bölüm 18: 4.Kısım – İkiyüzlülüğün Sınırı (3)

event 16 Mart 2026
visibility 19 okuma
translate Çevirmen: Sansanson
rate_review Redaktör: Hono
person_add Ekleyen: Sansanson

Cheon Inho araya girmiş olsa da takımyıldızları ödül senaryosu istemedi.
Başka bir deyişle, bu onunla uğraşmak için iyi bir zaman değildi.

Yarım gün civarı Geumho İstasyonundaki durumu kavramaya odaklandım. Ana bilgileri veren Lee Hyunsung’du.

“Şu anda Geumho İstasyonunda 86 kişi var. Ah, galiba Dokja-ssi ile 87 oluyor.”

“Düşündüğümden daha az.”

“Evet. Senaryo ortaya çıktığında sadece istasyona yakın olanlar ve trendekiler hayatta kaldı. Herkes söylemese de muhtemelen ilk senaryoda...”

Devamında ne diyeceğini anlamak için duymaya gerek yoktu. İnsanların yüz ifadelerinden anlayabiliyordum. Hayatta kalanlar birinin hayatını elinden almıştı.
Buradakilerin hepsi birer katildi.

“Şu anda Geumho İstasyonu iki gruba ayrılmış durumda. Daha doğru söylemek gerekirse bir grup ve diğerleri.”

Lee Hyunsung insanlara karanlık bir ifadeyle baktı.

Demir borular veya başka aletlerle silahlanmış adamlar vardı. Hangi tarafın sözünün geçtiği ortadaydı.

“Bana inanın! Grup lideri çok sıkı çalışıyor, herkes yakında kurtulacak.” Hankyung Grubunun en küçük oğlu Han Myungoh haykırdı.

“Hyung-nim haklı. Millet, umudunuzu kaybetmeyin. Biz liderlik edeceğiz.” Han Myungoh’u sahiplenen ve grubu gerçekte yöneten Cheon Inho’ydu. Onlar ‘ana akım grup’tu.

“Anne, sıkıldım... telefondan oyun oynayamaz mıyım?”

“Bekle biraz. Kurtarma ekibi yakında gelecek.”

“Hükümet harekete geçecek. Bir ülkeyi yıkmak o kadar kolay bir şey değil.”

Ana akım grup tarafından korunup hayatta kalmaya çalışanlar ise ‘dışlanmış grup’tu.
Katil olabilecek iradeleri yoktu. Yüzlercesi bir araya gelse bile yine güçsüzler ve güçlüler diye ayrılırlardı. Belki de katil olduklarını bile düşünmüyorlardı. Hepsi bunun kaçınılmaz olduğuna inanmıştı. Lee Hyunsung ana akım grubun insanları kışkırtmasını izleyerek, “Yiyecek dağıtımı ana grup tarafından belirleniyor. Bölgedeki marketler ve restoranlar çoktan soyuldu... şu anda tüketilebilecek yiyecekler neredeyse tükendi,” dedi.

“Anlıyorum."

“İşte bu yüzden ana akımdan bazı insanlar yiyecek toplamak için yer üstüne gönderildi. Getirdiğin Heewon-ssi de onlarla birlikte gitmişti.”

“Heewon-ssi?”

“Ah, Dokja-ssi’nin kurtardığı kadının adı.”

Metro bankında yatan kadına baktım. Parlak ışığın altında güzelliği belli oluyordu. Yüksek elmacık kemikleri ve nazik yüz hatları, onun sık sık güzel olduğu söylenen biri olduğunu gösteriyordu. Maymun’un akciğerleri sayesinde rengi bu sabaha göre daha parlaktı.

“Geri dönmeyen tek kişi Heewon-ssi miydi?”

“Hayır. Aslında bu sabah birkaç kişi dışarı çıktı ama sadece dışlanmış gruptan olanlar dönmedi.”

“Geri dönmediler mi?”

“Evet.” Lee Hyunsung yüzü yeniden hüzünlendi. Neler olduğunu kabaca anladığını düşünüyordu. Lee Hyunsung’un omzunu tuttum. Ona dokunduğum anda kesin olarak anladım; o gerçekten çelik kılıçtı ve gücü yakında 10 seviyenin üstüne çıkacaktı.

“N-Neden sen...?”

“Lee Hyunsung-ssi, iyi bir teklif almış olmalısın ama kabul etmedin.”

“Ah, aslında...” Tarafsız bakacak olursam, Lee Hyunsung’un savaş gücü Bang Cheolsoo’dan daha yüksekti. Cheon Inho’nun onu istememesi mümkün değildi. “Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama içimde bir his kabul etmemi söyledi. Ahlak ve etik hakkında pek bir şey bilmiyorum ama...” Lee Hyunsung utanmış gibi başını kaşıdı. “Bir şeylerin ters gittiğini hissettim.”

Ters gittiğini...

Tam bir cevap olmasa da doğru olduğunu hissediyordum. Aslına bakarsak Lee Hyunsung aynı Lee Hyunsung’tu.

“Sen hep böyle kal.”

Böylelikle ona inanmaya devam edebilirdim.
Bir yerden gelen sevimli bir ses duyunca arkama baktım ve Yoo Sangah ile Lee Gilyoung’un bana baktığını gördüm. Yüzleri, anne kuşu bekleyen yavru kuşlar gibiydi; bu beni güldürdü.

“Şimdi aklıma geldi; çoktan akşam oldu, acıkmadınız mı? Şunları teker teker alın.” Market poşetinden yiyecekleri birer birer verdim.

“Ah. Gerçekten mi? Alabilir miyim?”

“Bu seferlik bedava. Ama sonraki sefer ücretini ödemelisin.”

“Huh? N-Ne kadar...?”

“Hepinizin jetonu yok mu? Bir tanesi için 10 jeton.”

“A-Aslında...”

Yoo Sangah’ın ve Lee Hyunsung’un yüzleri şaşkına döndü. Sanki dediklerimi beklemiyor gibiydiler.

“Tabii ki ödeyeceğim. Bedava şeylere ihtiyacım yok.” Beklenmedik bir şekilde konuşan kişi bankta yatan kadındı. Bilincini geri kazanmıştı.

“Ben Jung Heewon. Bu sabahki yardımın için teşekkür ederim.”

“Önemli değil.” Onun sadece tatlı biri olduğunu düşünmüştüm ancak bu sadece benim ön yargımdı.

“Yoo Sangah-ssi, Lee Hyunsung-ssi. Millet, uyanın artık. Şu an böyle bir ifade takınmanın zamanı değil. Bu yiyecekleri hayatını tehlikeye atarak topladı. Siz bedava almayı mı umuyordunuz?” Tereddütsüz konuşan yüzde neredeyse hiçbir ifade yoktu.

“Ah...” Yoo Sangah’ın yüzü anlamış gibi kızardı.

“Çok dar görüşlüydüm, özür dilerim. Elbette ödemeliyiz... doğru olan bu zaten. Ben de bedavayı sevmem. Başkalarına bağımlı olmaktan nefret ederim.”

“Ben de Yoo Sangah-ssi gibi düşünüyorum. Şu andan itibaren jetonla ödeyeceğim.”

Beklenmedik tepki karşısında biraz şaşırmıştım. Sonuçta kıyamet olması tek tip insan olduğu anlamına gelmiyordu.

“Israr ederseniz... anlarım. Herkes jetonların nasıl takas edileceğini biliyor mu?”
diye cevap verdim.

“Evet. Birkaç gün önce öğrendim. Birbirimizin işaret parmağına dokunacağız ve...”

“Takas etmek istediğin miktarı gireceksin."

Jung Heewon’dan başlayarak Yoo Sangah ve Lee Hyunsung da yiyecek karşılığında 10 jeton ödedi. Direnmeleri düşündüğümden daha fazla olmadığı için şanslıydım. Bunu sadece biraz jeton kazanmak için yapmıyordum. Başta kararım sert gözükse de insanlar yakında haklı olduğumu anlayacaklardı.

[Lee Gilyoung sana 20 jeton ödedi.]

“Huh? 10 jeton fazla verdin?”

“Bugün verdiğin çikolatanın fiyatı bu.”

Lee Gilyong’un konuşurken ki ifadesi gayet iyiydi. Belki de yeni dünyaya en hızlı uyum sağlayan yetişkin biri değil, bir çocuktu. Çocuklar için sağduyuyu kırmak daha kolaydı.

“Dokja-ssi, bizimle kalacak mısın?”

“Ah, aslında..."

“Dokja-ssi.” Bana seslenen Lee Hyunsung değildi.

Arkama baktım ve ana akımdan Cheon Inho’yu gördüm. Evet, yakın zamanda geri döneceğini tahmin etmiştim.

“Biraz konuşabilir miyiz?”

Bang Cheolsoo birkaç dişini kaybetmişti ve Cheon Inho’nun arkasından bana bakıyordu. Başını çevirmeden önce uzun uzun bana baktı. Aptal herif.

“Tamamdır, hadi konuşalım.”

Başımı salladım ve Cheon Inho memnun bir ifadeyle konuştu,

“O hâlde geri kalanlar bir dakikalığına burayı boşaltabilir mi? Dokja-ssi ile yalnız konuşmak istiyorum.”

“Ah, o...”

“Hayır, gitmenize gerek yok.
Dinleyebilirsiniz.”

Sözlerim üzerine Cheon Inho gözleri seğirdi. Lee Hyunsung geri çekilmek üzereyken durdu.

“Hmmm, öyle mi? Şey... umurumda değil.”

Dinlemelerinde sorun yokmuş gibi konuştu. Cheon Inho bankın üstünü sildi ve oturdu. Cheoldoo Grubundan adamlar her iki tarafında belirdi ve ona bir sigara ile çakmak uzattılar. Çok film izlemişler.

“Detaylarla uğraşmayı sevmeyen birine benziyorsun, o yüzden sadede geleceğim.”

“Dinliyorum.”

“Grubumuza katıl!” Şaşırtmayan bir teklifti.

“Sana grubumuzda yüksek bir pozisyon teklif edebilirim. Grubu seninle birlikte yönetmek istiyorum.”

“Neden ben?”

“Nedenini bilmen gerekmiyor mu?” Cheon Inho yaralı Cheoldoo Grubu üyelerine doğru baktı.

“Dokja-ssi, insanları canavarlardan kurtaran bir kahraman. Bir kahramanın böyle bir yere ihtiyacı olur.”

Bu ilginç bir düşünce tarzıydı. Varlığımı kendi yararına kullanacaktı.

“Reddedersem ne olur?”

“Reddetmek mi? Ne kadar ilginç. Bunu hiç düşünmemiştim.” Cheon Inho sigara dumanını bana doğru üfledi.

“Dokja-ssi, bu bir iyilik değil. Bunu yapmak senin görevin. Buradaki zavallı insanları görmüyor musun?”

İnsanlar, bu tarafa doğru perişan yüzlerle bakıyordu. Ağlayan çocuklar ve tükenmiş yaşlılar vardı.

“Büyük bir olay değil zaten. Hayatta kalmak için birlikte çalışmamızı söylüyorum. Dokja-ssi bunun için gücün yok mu?”

“Tam olarak ne istiyorsun?”

“Tetikçi olacak birine ihtiyacım var.”

Tetikçi?

“Birkaç gün önceye kadar bu işi yapan birisi vardı. Tek başına yemek getiriyor ve tünellerde avlanıyordu. Daha doğrusu, biz bunu tek taraflı olarak aldık.”

Sormama gerek yoktu. Anlattığı Yoo Joonhyuk’un hikâyesiydi.

“Sonra dün gece aniden gitti.”

“Yani onun yerine geçecek birine mi ihtiyacın var?”

“Bence gücün Cheolsoo-ssi ile kanıtlandı.”

Lee Hyunsung Ve Jung Heewon’un gözleri büyüdü. Artık olan biteni fark etmişlerdi.

“Bu, Dokja-ssi için kötü değil. Sen insanların kahramanısın ve bizimle birlikte grubun lideri olacaksın. Herkes seni sevecek ve ayrıca...”

Sözünü kestim, “Üzgünüm ama kimseden sorumlu olamam. Grubunuza katılmak istemiyorum.”

“Hrmm. Öyle mi?”

“Her şeyden önce, grubu yönetme şeklin bana uymuyor.”

Cheoldoo Grubunun sağlıklı adamlarına ve dışlanmış grubun hasta görünümlü üyelerine baktım. Özellikle Jung Heewon, Cheon Inho’ya kırk yıllık düşmanıymış gibi bakıyordu.

“Öyleyse sorun yok. Yine de kararını değiştirirsen ben her zaman buradayım."

“Değiştirmeyeceğim.”

“Haha, göreceğiz.”

Cheon Inho’nun ne dediğini anlamam çok uzun sürmedi. Cheon Inho’nun grubundaki adamlar çekildiğinde dışlanmış gruptan insanlar sanki bekliyorlarmış gibi yaklaştılar ve beni tutup bağırmaya başladılar.

“Hey, söylenti doğru mu?”

“Gerçekten yemeği tekeline mi alıyorsun?”

“Herkesle paylaşabilecek kadar varken hepsini kendin mi yiyeceksin?”

“Hepimiz burada kalıyoruz neden sadece sende var?”

“Yemeği Inho-ssi’ye bırak. Eşit bir şekilde dağıtır.”

Neler döndüğünü anladım. İnsanların arkasından Cheon Inho’nun gülümseyen yüzünü görebiliyordum. Dudakları kıpırdıyordu.

‘Seçimini yap."

Yemeği verip kahraman mı olacaktım, yoksa tekelime alıp kötü adam mı?

Kahraman olmayı seçersem, Cheon Inho’nun tuzağına düşerdim. Yiyecekler dağıtıldıktan sonra grup üyeleriyle avlanmam gerekecekti ve bir gün sırtımdan bıçaklanacaktım. Öte yandan yiyecekleri tekelime alırsam grubun içinde yalnız kalırdım.

[Birkaç takımyıldızının gözlerin parıldıyor.]

[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı homurdanıyor.]

İnsanlar heyecanlandığı gibi Cheon Inho öne çıktı.

“Ahh, millet. Sakin olun. Yanlış anladınız galiba. Kim Dokja-ssi öyle biri değil.” Bu da neydi? Bir tuzak mı?

“Kim Dokja-ssi bizimle çalışmaya karar verdi. Bugün getirdiği yiyecek ana akım gruba verilecek ve eşit bir şekilde paylaştırılacak. Ayrıca bizimle çalışmaya devam edeceğine söz verdi—”

Elbette onu seçeceğimi sanmıştı. Daha fazla tahammül edemedim.

“Yeter.”

Kısa bir süre endişelendim. Yoo Joonghyuk olsa ne yapardı? Ah, işte bu. Cevap zaten şu an burada olmamasıydı. Ve ben de Yoo Joonghyuk değildim.

“Tabii ki, yiyecekleri dağıtacağım.”

Cheon Inho’nun dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Fakat insanlar sonuna kadar dinlemeliler.

“Ama bedava değil.”

Yoo Joonghyuk’un aksine ilerlemek için her şeyi feda etmezdim. Kimsenin sorumluluğunu üstlenmezdim. Yiyeceği de verirdim ama bedava değil. İnsanlar dediklerimi anlamamış gibi şaşkınlık içindeydiler.

“B-Bekle bir dakika, bedava değil mi?”

“Söylüyorum ya. Yiyecekleri tekelime almak gibi bir niyetim yok. Yiyecekleri Cheon Inho’nun grubuna da vermeyeceğim. Ben yardım kuruluşu değilim ve onlara da güvenmiyorum.” Cheon Inho’ya doğru güldüm.

“Sizinle bir anlaşma yapacağım ve yiyecekleri makul bir fiyata satacağım.”

“S-Satmak mı?”

“Ne...?

“Uh, Ne kadar... para istiyorsun?”

Uzaktan Chron Inho’nun yüzünün sertleştiğini görebiliyordum. Göz göze geldiğimizde güldüm.

“Hayır, sadece jeton kabul ediyorum.”

________________________________________

Bir süre sonra dışlanmış gruptan tanıdıklarım geri döndüler.

“Şey... Dokja-ssi. Doğru bir karar mı verdin?”

“Ayyyy, hayatta bedava bir şey mi var?
Dokja-ssi iyi söyledin. Ben rahatladım.” Jung Heewon, Lee Hyunsung’un endişesini görmezden geldi. ‘Takas’ ilanını yaptıktan sonra birçok kişi bana sırtını döndü. Belki de hayal kırıklığına uğramışlardı.

“Heewon-ssi’ye katılıyorum. Buradaki insanlar ana akım grubuna karşı çok uysal.”

“Aynen. Orospu çocukları... Geumho İstasyonu şu anda onların kontrolünde. İnsanlar sığır gibi muamele görüyor ve bazen bir mezbahaya götürülüyor. Bu sabah bana olanlar gibi.”

Jung Heewon’un vücudu titredi. Aslında yiyeceği tekeline anlan ben değil ana akım gruptu. ‘Adil Dağıtım’ adı altında yiyecekleri tekeline aldılar ve evcilleştirilmiş insanlara verdiler. İnsanlar, birinin onları koruduğuna inandıklarında en zayıf hâllerindeydi.
Otoritenin ele geçirdiği tek taraflı ilişkide insanlar onlara bel bağlamaya başladı.

“Bence de. Bu yüzden Dokja-ssi’nin bugünkü açıklamasının çok önemliydi.
İnsanların kendi başlarına bir şeyler yapma iradesine sahip olması gerekir. Ama...” Lee Hyunsung yiyeceklere doğru baktı. “Bir tanesi bile satılmadı. Tanesi 50 jeton, fiyat çok pahalı değil mi? Neden bize verdiğin gibi 10 jeton yapmıyorsun...?”

Böyle düşünmek mantıksız değildi. İnsanlar sadece ana akım gruba baktıklarından hiç buralı olmamışlardı. İnsanların hâlâ zamana ihtiyacı vardı.

Sakince cevap verdim, “Biraz daha bekleyelim.”

Gece oldu. Yerden aralıklı olarak dev canavarların sesleri geliyordu ve insanlar sık sık kabuslar görüyordu.

Lee Gilyoung ve Yoo Sangah ilk uykuya dalanlardı, Jung Heewon ise uyukluyordu. Lee Hyunsung konuştu. “Dokja-ssi de uyumalı. Ben nöbet tutacağım.”

“Yok. Sorun değil. Sen önce uyuyabilirsin.”

“Ama yorgun olacaksın.”

“Yapacak işlerim var.”

“Yapacak işlerin?”

Lee Hyunsung’un arkasına işaret ettim. Şaşırtıcı bir şekilde bir değil birden fazla insanın gölgesi vardı.

“Hâlâ... yiyeceği takas ediyor musun?”

Sonunda insanlar gelmeye başlamıştı.

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: