Bölüm 138: 27.Kısım – Okunamayan (2)

event 23 Mart 2026
visibility 14 okuma
translate Çevirmen: Sansanson
rate_review Redaktör: Hono
person_add Ekleyen: Sansanson

Herkesin hayatını etkileyen birkaç cümle vardır. Lee Hyunsung da böyle bir cümleye sahipti tabii. Örneğin, Lee Hyunsung üniversite öğrencisiyken hocasından en sık duyduğu sözler şunlardı:

‘Millet, yaratıcı olun!’

‘Başkalarının düşünemeyeceği şeyleri düşünün!’

‘Bu yerden çıkabilecek biri olmalısınız!’

O zamanlar Lee Hyunsung şunu düşünmüştü:

‘Peki bunu nasıl yapacağım?’

Çocukluğundan beri okula gidip, yemek yiyip, sonra uyumaya alışmış Lee Hyunsung için toplumun talepleri ani olmuştu. Şimdiye kadar ona hep nasıl hareket etmesi gerektiği söylenmişti; ancak şimdi, daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya zorlanıyordu.

Yaratıcılık neydi?

Başkalarının düşünemeyeceği bir fikri düşünmek ne demekti?

Neden dünya bir anda ondan böyle şeyler yapmasını isteyen bir yer hâline gelmişti?

O hâlde şimdiye kadar yaptığı şeyler neydi?

Lee Hyunsung üniversite hayatı boyunca savrulup durdu ve sonunda doğal bir şekilde orduya katıldı.

‘Sanırım asker olmaya yatkın bir bünyen var. Lütfen subaylığa başvur.’

O zaman komutanının söylediği bu sözleri işitmeseydi, hayatı şimdi nasıl olurdu? Bunu kimse bilemezdi. Seçmediği geleceği hakkında bildiği hiçbir şey yoktu.

Her hâlükârda, o bir askerdi ve seçimini sorgulamadan yaşamıştı. Toplumu zor bulan biri için ordu nispeten rahattı.

Komutanı, Lee Hyunsung’u subaylık sınavını geçtiği için tebrik etmiş ve şöyle demişti.

‘Teğmen Lee. Emin değilsen, kılavuzda yazanı uygula. En azından sorumluluk sana yüklenmez.’

Tebrik yerine bu sözleri duymuştu. O anı, bir hafta önce yediği öğle yemeği kadar net hatırlıyordu.

Ancak komutanla yeniden karşılaşabilseydi, ona tek bir soru sorardı.

‘Komutanım… şimdi ne yapmalıyım?’

Lee Hyunsung, üzerine doğru gelen cehennem alevlerine baktı ve dudaklarını ısırdı.

‘Bunun için elimde hiçbir talimat yok.’

Askeri yemini haykırmanın kendisi için daha kolay olacağını düşünen Lee Hyunsung bağırdı:

“Jung Heewon-ssi! Lütfen aklını başına topla! Yalvarırım!”

Nasıl ki hizmet yemini askerlerin kalbine ulaşamıyorsa, onun sesi de Jung Heewon’a ulaşamadı.

Hwaruruk!

Cehennem alevleri zemini kaplarken ve enkarnasyonlar acı içinde yanarken, Lee Hyunsung güçlükle bir binanın arkasına saklandı.

“Kuuaack!”

“Yardım edin!”

Lee Hyunsung hiçbirini kurtaramadı. Gözlerinin önünde gerçekleşen ölümlere bakarken, içinde uyuyan ‘adaletin’ aslında sadece bir talimattan ibaret olduğunu bir kez daha fark etti.

Jung Heewon’un silueti, dalgalanan sıcak havanın içinden yaklaşıyordu.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi sana bakıyor.]

Lee Hyunsung, sessiz bakışı hissetti ve dudaklarını ısırdı.

‘Dokja-ssi… Ne yapmalıyım?’

Savaşmalı mıydı? Onu durdurabilir miydi?

Yaklaşan Jung Heewon’a bakarken yumrukları titredi. Bu titremenin ne anlama geldiğini, neden tereddüt ettiğini ve neden buradan kaçamadığını bilmiyordu.

Belki de zor olan dünya değildi. Zor olan, Lee Hyunsung’un kendisiydi.

‘Dokja-ssi… Lütfen bana yol göster!’

Mümkün olmadığını bilmesine rağmen, sanki hava koşulları yüzünden eğitimin iptal edilmesini dileyen bir yedek asker gibi umutsuzca dua etti.

Ve mucizevi bir şekilde, beklediği sesi duydu.

—Lee Hyunsung-ssi.

Kafasında kurduğunu sandı.

—Beni duyabiliyor musun?

Ancak bu bir yanılsama değildi. Etrafına bakındı, sesin geldiği bir kaynak yoktu.

Yani bu ses, kafasının içinden geliyordu.

“Dokja-ssi!”

Bu, düşman tuzağı mıydı?

Yine de, düşmanın oyunu olsa bile buna inanmak istiyordu.

—Kaçarken düşünmeye başlayalım. Öncelikle, iki yol var.

Lee Hyunsung içgüdüsel olarak ayağa fırladı ve koşmaya başladı. Bu bir tuzak değildi. Böyle konuşacak tek bir kişi vardı.

Jung Heewon onu arkadan kovalasa da artık korkmuyordu. Nefesi düzeldi, yeni emirleri kabul etmeye hazırdı. Nefesi ağırlaştıkça kasları gerildi.

—Birinci yol, Jung Heewon’u öldürmek.

“…Bu tanıdık gelen bir seçenek.”

Kim Dokja her zaman böyleydi. İlk tanıştıkları günden beri...

Her zaman en güvenli ve en acımasız çözümü önce söylerdi. Ve ekip üyeleri de her zaman bunu reddederdi.

“İkinci yol da böyle kaçmaya devam etmek mi?”

—…Evet.

“O zaman her zamanki gibi üçüncü yolu seçeceğim.”

Kim Dokja’nın çözümü her zaman üçüncü cevaptı. Her zaman üçüncü bir ihtimali düşünen biriydi.

Kim Dokja işte buydu.

Bu yüzden Lee Hyunsung ona inanıyordu. Ama…

—Lee Hyunsung-ssi. Bu sefer, üçüncü bir seçenek yok.

____________________________________________

Elbette üçüncü bir yöntemim vardı. Sadece doğru anı beklemem gerekiyordu.

[Bilge Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama etkinleştirildi.]

[Birinci Şahıs Yan Karakter Bakış Açısı şu anda tamamlanmamış.]

Jung Heewon, Cehennem Alevi Ateşlemesi’ni kullanıyordu. Durum gerçekten vahimdi. Eh, gerçi karşısında kim olsa farklı olmazdı.

“…Neden hep böylesin?”

Lee Hyunsung, hırıltılı nefesler alarak haykırdı. Birinci şahıs bakış açısı sayesinde cehennem alevlerinin sıcaklığını iliklerime kadar hissedebiliyordum. Jung Heewon, sanki tüm Seul’u bir ateş denizine çevirmek istermişçesine kılıcını savuruyordu.

Aslında, açık konuşmak gerekirse, sunduğum birinci ve ikinci yöntemlerin sonucu aynıydı. Lee Hyunsung ya Jung Heewon’u öldürmek zorundaydı ya da kaçmak. Kaçarsa, Jung Heewon’un manası tükenir ve ölürdü. Yani sonuçta birinin ölmesi gerekiyordu.

Lanet ‘Nirvana’ senaryosu buydu.

“Heewon-ssi’yi öldüreyim mi? Bu tavsiyeyi vermek için mi geldin?”

Jung Heewon yaklaşıyordu. Müttefikken fark edilmiyordu ancak düşman olduktan sonra artık emindim. Yıkımın Yargıcı Jung Heewon güçlüydü. Yargı Vakti’ni kullanmasa bile Şeytan Katli’ne sahipti. Üstelik Uriel’in stigması Cehennem Alevi Ateşlemesi de vardı. Grubumun en güçlü üyelerinden biriydi.

Çılgına dönmüş Jung Heewon’u öldürmeden bastırmak neredeyse imkânsızdı.

“Bu seçeneği kabul edemem.”

Bu cesaret de nereden gelmişti böyle?

Lee Hyunsung, Jung Heewon’a doğru koşmaya başladı.

—Bir dakika, Lee Hyunsung-ssi!

“Jung Heewon-ssi! Kendine gel!”

Lee Hyunsung durmadı. Bana, devlete ve kılavuzlara inanmış olmasına öfke duyarcasına ileri atıldı. Muazzam Dağ İtişi ile Cehennem Alevi Ateşlemesi çarpıştı.

Ancak bir dağı itebilecek avuçlar bile başmeleğin alevlerini yarıp geçmekte zorlandı. Saf beyaz ışık sağ kolunu eritmeye başladı.

“Jung Heewon-ssi!”

Lee Hyunsung acı ve çaresizlikle haykırdı. Sağ kolunu kaybedince sol kolunu uzattı.

—Lee Hyunsung-ssi, kaçarsan en azından biriniz hayatta kalabilir!

“İstemiyorum.”

—Kaçarsan kimse seni suçlamaz.

“İstemiyorum!”

—Beni kılavuz olarak görmüyor muydun? Lütfen beni dinle!

“Böyle bir kılavuza inanmıyorum!”

Lee Hyunsung’un cevabı beklenmedikti. Ancak aynı zamanda tam da Lee Hyunsung’a yakışır bir cevaptı.

İnsanlar çelişkilerden ibaretti. Kılavuzları en çok izleyen kişi, aslında onlardan en çok nefret edendi. Sisteme herkesten fazla boyun eğen ancak aynı zamanda en yaratıcı olan oydu.

Bu çelişkiyi aştığı an, onun hikâyesi başlayacaktı.

“Sonuç kötü olsa bile vazgeçemem! Burada ölmem gerekse bile!”

Ne kadar dayanıklı olursa olsun, Shin Yoosung’u bile eriten Cehennem Alevi Ateşlemesi’ne karşı koyması mantıksızdı. Sol kolu, ardından sağ bacağı erimeye başladı.

Yine de Lee Hyunsung direniyordu. Alevlere uçan bir güve gibi Jung Heewon’a ulaşmaya çalıştı. Sağ dizinin yok olmasıyla sendeledi.

—Anlıyorum. İyi iş çıkardın.

Lee Hyunsung cevap vermedi. Acı bir gülümsemeyle devam ettim.

—Bu, üçüncü seçenekti.

Üçüncü seçenek ona anlatabileceğim bir şey değildi. Kararı Lee Hyunsung’un kendisi vermeliydi. İşe yarayacağından ben bile emin değildim.

Yine de bu yolu seçtim. Çünkü Jung Heewon’u gördüğü anda Lee Hyunsung’un zihninde beliren o hüzünlü duyguyu fark etmiştim.

—Kılavuz olmadan yolu kendin buldun.

Lee Hyunsung, alevlerin içinde çökerken güldü.

“Dokja-ssi, teşekkür ederim.”

Lee Hyunsung’un bedeninde doğan vecdi hissedebiliyordum. Bu, insanın bir çelişkiyi aşıp ölümü karşısında cevap bulduğunda ulaştığı bir duyguydu.

Belki de Nirvana’nın ulaşmak istediği gerçeklik buydu.

Enfekte olan Jung Heewon olsa da şimdide en çok yaşayan kişi Lee Hyunsung’tu.

—Teşekküre gerek yok. Asıl olay şimdi başlıyor.

Bu, hikâyenin başlangıcıydı. Devamını belirlemek seyircilere kalmıştı.

Lee Hyunsung’u herkesten daha hassas gözlerle izleyen bir varlık vardı.

—Çeliğin Efendisi. Yıldız Akışı’ndaki en sarsılmaz varlık.

Yavaşça konuştum.

—Ne zaman harekete geçeceksiniz?

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi sözlerini dinliyor.]

Takımyıldızı ‘Çeliğin Efendisi’.

Evrenin en sert gezegeni Orikalkum’un efendisi ve Çelik Kılıç Lee Hyunsung’un sponsoru.

Lafı dolandırmadım.

—Enkarnasyonunuza bir şans verin.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi sessizliğini koruyor.]

—Biliyorum, Olasılıktan korkuyor olmalısınız.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi gözlerini kapatıyor.]

—Ancak etrafınızdaki nebulaları ne zaman fark edeceksiniz? Senaryo bitene kadar hayal dünyasında mı kalacaksınız?

Lee Hyunsung elinden geleni yapmıştı. Artık sıra sponsorundaydı.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi, enkarnasyon Lee Hyunsung’un cesaretini kabul ediyor.]

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi henüz zamanın gelmediğini söylüyor.]

Bunu bekliyordum. Açıkçası, Lee Hyunsung uyanış için hâlâ fazla zayıftı.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi, enkarnasyon Lee Hyunsung’un hikâyeyi kaldıramayacağını düşünüyor.]

Çeliğin hikâyesi sertti ve ağırdı. Lee Hyunsung buna dayanamazdı.

Tabii, yalnız olsaydı.

—Onunla birlikte taşıyacağım.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi sana bakıyor.]

Çeliğin Efendisi bir şeyler düşünüyormuş gibi görünüyordu. Kısa bir süre sonra bir mesaj yankılandı.

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi başını sallıyor.]

Ardından etraf kıvılcımlarla doldu.

[Karakter Lee Hyunsung nitelik evrimine hazırlanıyor.]

[Nitelik evrimi için bir Hikâye gerekiyor.]

[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi hikâyeyi sınamaya alıyor.]

[Hikâye, Çeliğin İlk İmtihanı başladı!]

Gümüş renkli bir ışık seli Lee Hyunsung’un bedeninden yükseldi. Bu parlak ışığa bakarken, Hayatta Kalma Yolları’dan bir sahne aklıma geldi.

Kimdi? Bir karakter, Yoo Joonghyuk’a bir soru sormuştu.

「 “Lee Hyunsung’a neden Çelik Kılıç deniyor? Ahjussi kılıç kullanmıyor ki.” 」

Lee Hyunsung, Hayatta Kalma Yolları’nın orijinalinde hiç kılıç kullanmamıştı. Buna rağmen lakabı Çelik Kılıçtı.

「 “Lee Hyunsung’un kılıca ihtiyacı yok.” 」

Eriyen kolları ve bacağından çelik filizlenmeye başladı. Pullar gibi büyüyen çelik, tüm bedenini kapladı.

Lee Hyunsung’un bedeni tek ve devasa bir kılıca dönüştü.

[Karakter Lee Hyunsung, stigma Çelik Dönüşümü’nü etkinleştirdi.]

Hiçbir sınamada kırılmayacak tek bir kılıç.

Yoo Joonghyuk burada olsaydı, kesin şöyle derdi:

「 “O adam… kılıcın ta kendisi.” 」

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Profil Ayarları

K

Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF

Maksimum boyut: 2MB

Kullanıcı adı 3-30 karakter arasında olmalıdır.
E-posta adresi 3-70 karakter arasında olmalıdır.
Şifre en az 8 karakter olmalıdır.
Yorumlar yükleniyor...

Fotoğrafı Kırp

Kırpılacak Fotoğraf

Bölümler

Sorun Bildir

Karşılaştığınız sorunu detaylı bir şekilde açıklayın: