"Seni küçük ÇIRPI! Seni paramparça edeceğim!" diye tehdit etti 4022.
Lenny durumun vahim olduğunu anlamıştı ama panik ve korku her zaman başarının düşmanlarıydı.
Ağırlaşan nefesini düzene soktu.
Bu durumdan kurtulmanın bir yolunu düşünmesi gerekiyordu.
Çok da uzakta olmayan iblis muhafızların gözlerinde bir neşe vardı. Dövüşün tadını çıkarıyorlardı.
Diğer gladyatörler de dövüşle gaza gelmiş ve D4022'nin Lenny'yi öldürmesi için tezahürat yapmaya başlamışlardı. Onunla aynı hücreyi paylaşan kardeşler hariç hepsi.
Onlar ona sadece acıyarak bakıyorlardı.
Kimse ona yardım etmek için öne çıkmadı. Yapamayacaklarından değil, sadece Lenny için başka bir Gladyatör'e karşı böyle bir risk almak buna değmezdi.
Kafasına bir yumruk savurdu.
İçgüdüsel olarak yana doğru kaçtı.
Güm!
Yemek alanının çürümeye yüz tutmuş duvarı çöktü.
Çürümüş olmasına rağmen burası hala Gladyatörleri barındıran bir yerdi, sağlam olmaması gibi bir ihtimal yoktu.
Eğer o yumruk kafasına isabet etseydi, yüzünün çökmesi en son derdi olurdu.
D4022 kolunu duvardan çıkarmaya çalıştı. Biraz sıkışmıştı.
Lenny saldırmak için bu fırsatı derhal değerlendirdi.
Bir suikastçı olarak, bir kadının vücudundaki zayıf noktaları çok iyi biliyordu.
Vücudunun dört bir yanına yumruklar indirdi.
Boğazına ve boynuna vurdu ama oradaki kaslar çok kalındı ve saldırısı etkisiz kalmıştı.
Yüzü de aynıydı. Yumrukları hiçbir işe yaramıyordu, göğüslerinde bile. Tuğlaları yumruklasaydı da aynı hesaptı.
Kadın ona sadece her şeyin farkında olduğunu belli eden pis bir sırıtış attı.
"Hay sikeyim!" diye yüksek sesle küfretti. "Kaslar her şey demek değildir, anladın mı? Çirkin kaltak!"
İki parmağını kadının bir gözüne soktu.
"AHHH!!!" Kadın onu tokatlayıp uzağa savururken çığlık attı.
Gözünden fışkıran kan, kocasının cenazesindeki bir dulun gözyaşları gibi akıyordu.
<HP 3/10>
Bu sefer kan öksürdü ama büyük bir kısmını yutmak için kendini zorladı.
Tokat göğsüne gelmişti. En az bir kaburgasının kırıldığına şimdiden yemin edebilirdi.
D4022 bir savaşçıydı. Acı, onun günlük hayatının sıradan bir parçasıydı. Birkaç saniye içinde kendini toparlamıştı.
Onun olduğu yöne döndü, öfkesinden teni hafifçe kızaracak kadar küplere binmişti.
Bir kez daha saldırdı. Lenny artık eskisi kadar hızlı kaçamıyordu.
İç organları hasar görmüştü.
Tek yapabildiği yana doğru yuvarlanmaktı.
Bir masanın altına girene kadar durmadan yuvarlandı.
D4022 masaya yaklaştı. Duraksadı. Bu sefer yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Nedeni masanın kırılmaz olması değil, orada oturup yemek yiyen insanlardı.
Her toplumun bir Hiyerarşisi vardı. Böyle bir yerin bile.
Yemek salonundaki tek masa buydu ve o da üç kişi tarafından işgal edilmişti.
Bunlardan biri, Lenny'nin hücreye geri taşınırken gördüğü iri yarı siyahi adamdı.
D4022 öfkeliydi ama yapabileceği hiçbir şey olmadığını da biliyordu.
Lenny, D800'ün masasının altında saklanıyordu.
Bu, başka bir sınıfa yükselmek için gereken puanları iki kez toplamış ancak bunları kadınlar ve diğer faydalar için kullanmaya karar vermiş birisiydi.
Bu yerde ve bu insan grubu arasında o bir kraldı.
Bu arada D800, ne masasının altındaki Lenny'nin ne de yanı başında duran D4022'nin varlığını fark etmemiş gibi davrandı. Yemeğine huzur içinde devam etti.
Lenny, D800'ün huzurunu bozmadan masanın altına girmişti ama bunun nedeni ufak tefek olmasıydı. D4022 böyle bir şeyi denemeye kalkışamazdı bile.
Kesinlikle hüsranla sonuçlanırdı.
Tek yapabildiği köpürerek oracıkta dikilmekti.
Ancak, bir şey oldu.
Yüzünden damlayan bir damla kan adamın masasına düştü.
Bütün mekan aniden sessizliğe büründü.
D sınıfındakiler yemeklerini elleriyle yiyordu. Bu durum D800 için bile bir istisna değildi. Duraksadı ve ardından gözleri masayı lekeleyen o tek damla kana çevrildi.
Masada oturan diğer iki gladyatör de duraksadı.
Bütün gözler D800'deydi.
Atmosfer aniden gerginleşti.
Birkaç saniye geçti ve onun sert sesi duyuldu.
"Bir parmağını bırak!" D800 usulca konuştu.
Yüksek sesle söylememişti ve sesi biraz kısıktı ama mekanın sessizliği herkesin onu duymasını sağladı.
D4022 duraksadı. Bir adım geri gitmek istedi ama adamın gözleri onun bacaklarındaydı.
Zorlukla yutkundu.
"Peki!" diyerek başını salladı.
Serçe parmağını ağzına götürdü ve bir çocuğun kraker çiğnemesi gibi kendi parmağını kırıp ısırarak kopardı.
Kendi parmağını koparan dişleri hoş bir çatırtı sesi çıkardı.
Eğer bu kıyametten önceki dünya olsaydı, bu barbarca bir eylem olarak görülürdü. Fakat burada, bu D800'ün hoşgörülü ve bağışlayıcı bir tutum sergilemesi olarak görülüyordu.
Kafasını bırakmasındansa bir parmağını bırakması çok daha iyiydi.
D800 başını salladı. Parmağı aldı ve kendi yemek kasesine ekledi.
Bunun kendisini affettiği anlamına geldiğini anlayarak eğilip selam verdi ve yemeğine daha fazla lezzet katması istenmeden oradan hızla uzaklaştı.
Daha iki adım bile atmamıştı ki arkasından gelen o çatırtı sesini duyabiliyordu.
D800 onun parmağını yiyordu.
Yemeğine doğru yürürken öfkeyle dişlerini sıktı.
Lenny'nin kellesini almaya gelmişti ama sonuçta bir gözünü kaybetmiş ve bir parmağını bırakmak zorunda kalmıştı. Üstelik bunlardan biri, bir başkası tarafından afiyetle et niyetine yeniyordu.
Aşağılanma bu insanlar arasında bile vardı.
Salon hala sessizdi ama çok geçmeden herkes yemeğine geri döndü.
Lenny hala masanın altındaydı.
Şimdilik burası yemek salonundaki en güvenli yer gibi görünüyordu.
Annesi şu ana kadar olanları izlemiş ve ana yüreği neredeyse ağzından fırlayacaktı.
Ancak, Lenny aniden masaya vurulan bir tıkırtı duydu. Vuran D800'dü.
"Gitmeye karar verdiğinde, arkanda bir bacağını bırak..!"

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!