Buradaki üstün ırk üyelerinin her birinin casus olduğu apaçık ortadaydı. Açıkça düşman olmasalardı, Atticus onları kendi hallerine bırakabilirdi.
Ancak o, ne olursa olsun düşmanlarına müsamaha gösterecek biri değildi.
Dimensari, Vampyros ve Nullite ırkı üyeleri, başları dik ve bedenlerinden baskın bir aura yayarak ormanın bir tarafında dikiliyordu.
Diğer alt ve orta ırk üyeleri ise onların öfkesini üzerine çekmek istemedikleri için onlardan epey uzakta duruyordu.
Atticus'un bakışları üzerlerinde gezindiğinde, sanki dünyanın bütün yükü aniden omuzlarına binmiş gibi hissettiler.
Bir zamanlar yaydıkları o baskın aura anında sönüp gitmişti.
Atticus'un dudaklarından tek bir kelime bile dökülmedi.
Onları basit bir el hareketine bile layık görmedi.
Sadece ufak bir düşünce...
Ve ardından altlarındaki toprak şiddetle sarsıldı.
Zemin bir girdap gibi dönmeye başladı, çalkalanıp bükülerek toprağın içinden onlarca devasa el fırlayana dek bu böyle devam etti.
Tepki vermeye, çırpınmaya ya da karşı koymaya fırsat bulamadan—
VUUŞ!
Topraktan eller onları birer cirit gibi fırlatarak korkunç hızlarda gökyüzünde uçurdu.
"B-BEKLE—!"
"DUR—!"
İtiraz bağırışları hızla uzaklaşarak sönüp giden çığlıklara dönüştü ve silüetleri gökyüzünde birer noktadan ibaret kaldı.
Ve işte böylece—
Ada temizlenmiş oldu.
Atticus sanki sadece birkaç toz zerresini silkip atmış gibi her zamanki sakinliğiyle usulca nefesini verdi.
Ardından bakışlarını, anında korkuyla irkilerek içten içe onlara da aynısını yapmaması için dua eden diğer acemilere çevirdi.
'Cık. Bu kadar işe yaramaz olacaklarını düşünmemiştim,' diye alay etti Ozeroth onun zihninde, hayal kırıklığına uğradığı ses tonundan belliydi.
'Bunların düzgün birer hizmetkâr olarak bile işe yarayabileceklerinden son derece şüpheliyim. Bir kralın hizmetkârları, en iyinin de iyisi olmaktan başka hiçbir şeyi hak etmez.'
Sesi sanki kutsal bir gerçeği ilan ediyormuş gibi daha da dramatik bir hal aldı.
'Bu, öyle herkesin doldurabileceği bir makam değildir!'
Atticus başını sallayarak iç çekti. 'Şimdi de cidden 'hizmetkâr' kelimesini prestijli bir unvanmış gibi mi yutturmaya çalışıyorsun?'
'Elbette!' diye homurdandı Ozeroth. 'Kutsal salonlarda sıradan köylülerin hizmet etmesine izin verir miydin? Hayır! Buna layık olmalılar.'
Atticus gözlerini devirdi ve Ozeroth'u tamamen duymazdan geldi.
Sonra acemilere odaklandı. Atticus sakin ve lafı dolandırmayan bir tavırla konuşmaya başlamadan önce sessizliğin bir süre daha uzamasına izin verdi.
"Benim adım Atticus Ravenstein."
"Hepiniz takımıma katılmaya karar verdiniz. Hoş geldiniz."
Ses tonunda en ufak bir sıcaklık yoktu, yalnızca olan biteni dümdüz ifade etmişti. Buraya coşkulu konuşmalar yapmaya gelmediği belliydi.
"Her birinizden mutlak bir itaat bekleyeceğim. Herhangi bir itaatsizlik anında kovulmanıza yol açacaktır. İkinci bir şans yok."
Acemilerin omurgasından aşağı bir ürperti geçti, birçoğu konuşmaya cesaret edemeyerek daha da dik durmaya başladı. Atticus'a derin bir hürmet besleyen insanların yanı sıra, onun aurası da tüm haşmetiyle oradaydı. Sanki kendi ırklarının paragonlarından biri onlara sesleniyormuş gibiydi.
"Şimdi, bundan sonra nasıl ilerleyeceğimizi açıklayacağım." diye devam etti Atticus.
"Her bir bölük kalmaya devam edecek ancak birkaç değişiklik yapılacak. Bu konuda ilerleyen zamanlarda bilgilendirileceksiniz."
Sonra aniden, elinin ufak bir hareketiyle—
Aşağıdan bir silüet fırladı ve bir anda yanında belirdi.
Bütün gözler anında yeni gelene çevrildi.
Kendini aniden Atticus'un yanında havada süzülürken bulan Aurora hafifçe sendeledi, kızıl gözleri şaşkınlıkla irileşmişti.
Şaşkına dönmüş bir halde keskin bir hareketle ona döndü.
Bu sırada Atticus tamamen umursamaz görünüyordu. Hatta aksine, gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Onun adı Aurora Ravenstein. Ve kendisi toplu bölüklere liderlik edecek. Hepiniz ona rapor vereceksiniz."
Aurora'nın gözleri daha da irileşti, bedeni kaskatı kesilmişti.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından—
Havaya telaşla bir sürü el kalktı.
Atticus, kararlı bakışlara sahip bu ellerin çoğunun orta ırk acemilerine ait olduğunu görebiliyordu.
Atticus'un sonraki sözleri buz gibiydi.
"Hâlâ anlamayanlarınız varsa diye söylüyorum, burası bir demokrasi değil."
Ne söyleyeceklerini dinlemeden bile sözlerini ağızlarına tıkamıştı. Aurora'nın liderlik etmesine 'saygılı' bir şekilde itiraz etmek istedikleri apaçık ortadaydı.
Daha kimse elini indiremeden—
Kolu hareket etti.
Tek, akıcı bir hareket.
Aşağıya doğru keskin, yatay bir kavis.
GÜM.
Bütün ada şiddetle sarsıldı. Zemin titredi, çatladı ve sonra—
Tüm adayı baştan başa kaplayan ve onu ikiye bölen derin, pürüzlü bir yarık toprağı yırtıp geçti.
Havaya toz bulutları kalktı ve hareketin muazzam gücü birçok aceminin sendelemesine neden oldu.
Ardından ağır bir sessizlik çöktü.
Sonra Atticus'un sesi tekrar yankılandı,
"O taraf sizin için." diye adanın yarıkla ayrılmış diğer yarısını işaret etti.
"Bu taraf ise benim için."
Bakışları sertleşti.
"Kimsenin benim bölgeme geçmesine izin yok. Bunu, çiğnemeyeceğiniz basit bir kural olarak kabul edin."
Atticus, ses tonundaki sertliği koruyarak hafifçe arkasını dönmeden önce bu sözlerin idrak edilmesi için biraz zaman tanıdı.
"Şimdi, kendi barınaklarınızı yapın. Kendi yemeğinizi bulun. Gerek duyduğumda size haber yollarım."
Bunu söyledikten sonra arkasını döndü, silüeti bulanıklaşarak gözden kayboldu ve onları içinde bulundukları gerçeklikle yüzleşmeye terk etti.
Atticus adanın ortasındaki sert ve düz platformda yeniden belirdi; devasa bir sorumluluğu az önce başkasının üzerine yıkmamış gibi sakince dikiliyordu.
Aurora da onun yanında belirmişti. Ve anında patladı.
"Atticus! Seni amına koduğumun piçi! Bunu neden yaptın?!"
Kızıl gözleri alev alev yanıyordu, aurası parlamıştı.
Atticus ise istifini hiç bozmamış, hatta hafifçe gülümsüyordu.
Kollarını kavuşturup yaramazlık yapan bir çocuğu nazikçe azarlıyormuş gibi sakin bir sesle, "Hadi ama, Aurora. Seninle ne konuşmuştuk?" dedi.
"Ağzını bozma."
Aurora'nın yüzü seğirdi.
Atticus başını iki yana sallayarak, "Sana yakında bir koca bulmak istiyorum," diye devam etti. "Böyle küfürbaz biriyken bunu nasıl yapacağız?"
Aurora donakaldı, tüm bedeni kaskatı kesilmişti.
"Sen ne zırvalıyorsun ya?! 'Koca da koca' benim bir koca istediğimi sana kim söyledi?!"
Atticus başını eğerek sırıttı.
"Yoksa sen..."
Yüzü kızaran Aurora, "HAYIR! ASLA!" diye bağırdı anında.
Atticus kahkaha attı, eğlenceden bütün bedeni sarsılıyordu.
Aurora kollarını bağlamış, bakışlarıyla onu ezmeye çalışarak ters ters ona bakıyordu.
Ancak Atticus kıkırdamakla yetindi.
"Sakin ol. Hem sen liderlik etmeyi sevmiyor muydun?"
Aurora anında yapıştırdı cevabı.
"Sanki bana bir iyilik yapıyormuşsun gibi davranma! Bu işi bana kitlemenin tek nedeni senin yapmak istememen!"
Atticus boğazını temizledi.
Hasiktir.
Haklıydı.
"Neden bahsettiğini bilmiyorum," dedi rahat bir tavırla, sanki göz temasından kaçınmak gerçeği silecekmiş gibi bakışlarını kaçırdı.
Aurora gözlerini kısarak alaycı bir ses çıkardı.
"Tembel piç."
Atticus durumu son derece eğlenceli bularak kahkahasını daha da patlattı.
Ardından, o tekrar patlamaya fırsat bulamadan—
PUF.
Ufak bir hareketle Aurora ortadan kayboldu, başka bir yere ışınlanmıştı.
Atticus, kahkahaları havada yankılanırken, "İyi eğlenceler!" diye arkasından seslendi.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!