Seraphina ona izin verir vermez, Atticus eğitimine devam etmek için doğruca Köken Tapınağı'na yöneldi. Yıldız Sığınağı sektörüne vardığından beri, kuluçka makinesi ve yumurta arkasında kamufle olmuş halde gözden uzaktı.
Ancak tapınağa yaklaştığında, bakışları hemen dışarıda bekleyen Dario ve Niall'a takıldı.
Önce Dario yaklaştı ve saygıyla eğilip selam verdi. Niall ise hareketsiz kaldı, bakışlarını Atticus'a dikmişti ve eğilmeye hiç niyeti yoktu.
Gerçi Atticus'un umurunda bile değildi. Aklında çok daha acil meseleler vardı. 'Onları uyarmalıyım,' diye düşündü.
Atticus saf olmaktan çok uzaktı. Ismara'nın açıkladığı onca şeyden sonra, ruhların Ozeroth konusundaki tutumu ortadaydı. Ozeroth'un onunla bağ kurmak istemesi, bu düşmanlığın pekâlâ kendisine de sıçrayabileceği anlamına geliyordu.
Yıldız Sığınağı sektöründeki bu huzurlu konaklamalarının bir garantisi yoktu ve her an her şey değişebilirdi. Hazırlıklı olmaları gerekiyordu.
İçine odaklanan Atticus, zihninde oluşan ruhsal kuyuyla bağlantı kurdu. Bir anda, etrafındaki ruhsal enerjiyi hissedebildi.
'Elementlerden daha farklı,' diye geçirdi içinden.
Elementleri manipüle etmek için element moleküllerini manayla birleştirerek kullanması gerekiyordu. Ancak ruhsal enerjinin çok daha farklı bir kaynağı vardı. Karıştırmaya veya arıtmaya gerek duymayan, saf ve hazır bir enerjiydi. Ve kaynağı da sektörün merkezindeki o devasa ağaç gibi görünüyordu.
Atticus iradesini uzatarak etraflarındaki ruhsal enerjiyi manipüle etti. Enerjiyi uzaklaştırarak içeriye hiçbir ruhsal enerjinin giremeyeceği bir kubbe oluşturdu.
Ardından, ışıkla harmanladığı bir hava bariyeri kullanarak sesi kesti ve konuşmalarını kimsenin gözetlememesi için dudak hareketlerini gizledi.
'Bu iş görür.'
Burası Yıldız Sığınağı sektörü olsa ve kendisi ruhsal enerjiye hâlâ yabancı olsa da, Atticus işini şansa bırakmıyordu. Ne de olsa birilerinin havadaki enerjiyi kullanarak onları dinleme ihtimali vardı.
İkiliye döndüğünde, auralarının keskinleştiğini ve bakışlarının ciddileştiğini gördü. Aldığı bu sıkı önlemleri anlamışlar ve önemli bir şeylerin döndüğünü fark etmişlerdi.
"İkinizin de tetikte olmanızı istiyorum," dedi Atticus. "Daha önce olanlar başta sandığımdan çok daha ciddiydi. Her an savaşmaya hazır olun."
Dario istifini bozmadan başını salladı, Niall'ın yüzüne ise kendinden emin bir sırıtış yerleşti. Çok hevesli görünüyordu. Haftalarca boş oturduktan sonra sonunda aksiyona hazırdı. Belki de artık nihayet dövüşebilecekti!
Uyarısını yaptıktan sonra Atticus tam bariyerleri kaldırmaya hazırlanıyordu ki, aniden zihninde bir ses yankılandı.
'Ya ben, efendim?' diye sordu Yotad.
"Sen de. Leydi Seraphina'nın varlığını göz önüne alırsak umarım hiçbir şey olmaz. Ancak yine de çok emin olamayız."
"Emredersiniz, efendim," diye yanıtladı Yotad ciddi bir ses tonuyla.
Bunun üzerine tatmin olan Atticus, Köken Tapınağı'na girdi. Girişteki muhafızlar onu durdurmadılar ama tavırlarındaki değişimi hissedebiliyordu.
Atticus, yakın zamanda öğrendiği Vampyros tekniğinin temel seviyesini kullanarak onların niyetlerini inceden inceye okuyabiliyordu.
Seraphina ile ilk kez içeri girdiğinde, adamlardaki o derin saygı neredeyse elle tutulur cinstendi. Ancak şimdi duyguları değişmişti. Bakışlarında temkinli bir hal, hatta düşmanlığa varan bir ifade vardı.
Atticus'un canını sıkmadı bu durum. Bunu zaten beklemişti. Sadece halihazırda bildiği bir şeyi doğruluyordu; durum daha da karmaşık bir hal almıştı.
"Sorunu her zaman kökünden çöz" felsefesine rağmen, Atticus bunu şimdilik görmezden gelmeye karar verdi.
Kutsal alana varıp bağdaş kurarak otururken, 'Sorun muhafızlar değil. Sorun ruhların ta kendisi,' diye geçirdi içinden.
Düşmanca davrandıkları için muhafızları öldürmek sadece gereksiz bela getirecekti ve Atticus bunun sorunun temeline inmeyeceğini çok iyi biliyordu.
'Şu ruhlar... aslında nereden geldiler?' Atticus durumu oldukça tuhaf buluyordu.
Ismara'nın daha önce söylediği her kelimeyi en ince ayrıntısına kadar hatırladı. Atticus başlarda ruhların her şeyin güzel ve dingin olduğu o fantastik diyarlardan birinden geldiğine inanıyordu. Ancak...
'Ismara "dünya" kelimesini kullanmıştı.'
Çoğu kişi bu detayı gözden kaçırabilirdi ama Atticus kaçırmazdı. Koskocaman bir kırmızı bayrak gibi göze batıyordu.
Bir Ruh Kralı mı? Sırf önünde eğilmeyi reddettiği için birini vatan hainliğiyle suçlayacak biri? Ismara'nın açıklamalarından ruhlar dünyasının sadece mistik bir düzlem olmadığı çok netti. Ruh Kralı olarak bilinen bir varlık tarafından yönetilen, katı bir hiyerarşiye sahip koca bir dünyaydı orası.
İşte o aynı kral, sadece önünde eğilmeyi reddettiği için bir ruhu düşman ilan etmişti. Ve şimdi tüm ruh ırkı o ruhtan, dolayısıyla onunla bağ kurmayı seçen herkesten nefret mi ediyordu?
'Hiç mantıklı gelmiyor.'
Özellikle bir soru Atticus'un zihnini sürekli kurcalıyordu: 'Eldoralth'a gelmekteki asıl amaçları ne?'
'Zorvanlar başka dünyaların da var olduğunu çoktan kanıtlamıştı. Acaba ruhlar da başka bir dünyadan gelmiş olabilir mi?'
Atticus en mantıklı açıklamanın bu olduğuna inanıyordu ancak bu fikir içindeki huzursuzluğu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramadı.
'Eldoralth'ı mı işgal etmeye çalışıyorlar?'
Bu ihtimal kulağa mantıklı geliyordu fakat yine de bu senaryoda gerçeklerle tam olarak örtüşmeyen bir şeyler vardı.
'Yüzyıllardır Eldoralth'talar. Eğer işgal etmek isteselerdi, bunu neden çoktan yapmadılar?'
Zihninde beliren yeni bir düşünceyle bakışları titredi.
'Kısıtlamalar mı var?'
Bu sonuca iki farklı gözleminden yola çıkarak varmıştı.
Birincisi, Zorvanlardı. On yıllardır Eldoralth'a saldırıyorlardı ve gezegene hiçbir belirgin kısıtlama olmadan özgürce girebiliyorlardı.
Gelişmiş teknolojilerine ve güçlerine rağmen henüz amaçlarına ulaşamamışlardı. Eldoralth onca yıldan sonra hala ayaktaydı.
Bu durum, Zorvanların ne kadar gelişmiş ve güçlü olursa olsun, onlarla Eldoralth ırkları arasındaki güç farkının aşılamaz olmadığını gösteriyordu.
İkincisi, Ozeroth'tu. Ruh ırkının yüksek rütbeli bir üyesi inmişti ve tüm Paragonlar birleşse dahi onu yenmenin imkânsız olduğu sonucuna varmışlardı.
Bu durumda aradaki güç farkı devasa ve aşılamaz boyutlardaydı. Fakat yine de ruhlar onca güçlerine rağmen Eldoralth üzerinde hareket ederken sınırsız bir özgürlüğe sahip gibi görünmüyorlardı.
Aradaki fark ortadaydı. Zorvanlar güçlü olsalar da ezici bir kuvvete sahip değillerdi ve Eldoralth'ı istedikleri gibi işgal edebiliyorlardı. Diğer yandan ruhlar çok daha güçlüydüler ama belli başlı sınırlandırmalarla karşı karşıya kalıyor gibiydiler.
'Acaba güçleri beraberinde bazı kısıtlamalar mı getiriyor?'

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!