Günün sonunda hiçbir şey olmadı.
Atticus tüm gününü devasa yatakta meditasyon yaparak geçirmişti. İradesini bir süre önce çoktan geri kazanmış olsa da başka bir şeye odaklanmıştı.
Burası Dimensari'nin bölgesiydi ve çoğu insan tam olarak tanımlayamasa da buradaki hava farklı hissettiriyordu; normalden daha yoğun, daha ağırdı. Atticus, hiçbir yeteneğini kullanmasa bile bu havada süzülebileceğine dair ince bir hisse kapılmıştı.
Buna benzer bir şeyi en son Carius ile olan savaşında hissetmişti. Ancak asıl unutulmaz deneyimini akademideki uzay elementi odasında yaşamıştı.
Buradaki uzay elementi boldu.
Bu, Atticus'un kaçırmaya hiç niyeti olmadığı bir fırsattı. Boş vaktinde uzay elementi eğitimine odaklandı.
Elementlerinin çoğunda zaten önemli ölçüde ustalaşmış olduğu için uzay elementindeki yetkinliğini artırmak çok daha kolay bir hale gelmişti.
Eğitimi sırasında Magnus hiç ses çıkarmaktan kaçınarak Atticus'un dikkatinin dağılmasını engelledi. Atticus'u derin bir eğitime dalmış halde izlerken Magnus'un yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
Aileden daha önemli hiçbir şey yoktu.
Gün hızla geçti ve akşam çöktü. Bununla birlikte odanın kapısı çalındı.
Atticus'un gözleri fal taşı gibi açıldı ama o daha hareket edemeden kapı ardına kadar açıldı ve Magnus'un soğuk bakışları, daha önce Atticus'a bu odayı gösteren büyük usta Dimensari'nin üzerine dikildi.
Dimensari anında verilen bu tepkiyle anlık bir irkilme yaşasa da Magnus'un delici bakışları üzerine düştüğünde çabucak toparlandı.
"Ne istiyorsun?"
Dimensari hızla kendini toparladı ve saygıyla eğildi, ancak ses tonu ifadesizdi.
"Ziyafet için kıyafetleriniz ve davetiyeniz, Paragon Magnus."
Dimensari, içinde küçük bir uzay yüzüğü duran açık avucunu uzattı. Magnus yüzüğe uzun bir saniye boyunca baktı, ardından yıldırım yüzüğü sararak adamın elinden havaya kaldırdı.
Magnus tek bir kelime etmeden hafifçe başını salladı ve kapıyı kapattı.
Atticus kıkırdamadan edemedi. 'Düşmanlığını gizlemeye çalışmıyor bile.'
Çoğu insan, özellikle de güçsüz olduklarını biliyorlarsa Dimensari'ye karşı en azından kibarmış gibi yapardı ama Atticus, Magnus'un rol yapma yeteneği olduğundan bile şüpheliydi.
Atticus bu senaryoyu kafasında zor canlandırıyordu.
"Bize kıyafet mi getirmişler?" diye sordu Atticus, Magnus'un uzay yüzüğünü iyice incelemek için manasını kullanışını izlerken. Magnus birkaç saniye sonra cevap verdi.
"Evet."
"Oh, şimdi de iyi birer ev sahibi gibi mi görünmeye çalışıyorlar?" diye kıkırdadı Atticus. Bütün gün buradalardı ve Dimensari yiyecek ya da su getirme zahmetine bile girmemişti.
Buna hiç şüphe yoktu, yiyecek getirmiş olsalar bile ikisinin de aklının ucundan bile geçmezdi yemek yemek.
Fakat en azından, ufak da olsa bir misafirperverlik gösterilmeliydi.
Şu anda, gezegen çapında bir yarışmayı kazanmış gibi bile hissetmiyordu.
Gerçekten de bu dünyada zayıf olmak bir günahtı.
Magnus espriyi anlamadı. Atticus'a şaşkın bir ifadeyle baktı. Dimensari mi? İyi ev sahipleri mi?
Bu kulağa saçma geliyordu.
"Boş ver," diyerek gülümsemeyle başını iki yana salladı Atticus. O ve Magnus bir şekilde yakınlaşıyordu; Atticus'un her cümlesinde "büyükbaba" demeyi bırakmış olması da bunu kanıtlar nitelikteydi.
Uzay deposunu karıştırırken Magnus'un elinde bir zarf belirdi. Uzay yüzüğünü bir kenara fırlattı, zarfı yırttı ve içindeki mektubu bir saniyeden kısa bir sürede okudu.
Magnus'un tek söylediği, "Ziyafet akşam 8'de," oldu. Mektupta açıkça daha fazla şey yazıyordu ama o bunları tamamen görmezden geldi.
Atticus başıyla onayladı, gözleri yerdeki uzay yüzüğüne kaydı. "Sanırım bunu giymeyeceğiz, değil mi?"
"Hayır."
Magnus odanın karşısına yürüdü ve yerine geri oturarak gözlerini kapattı.
Atticus başka bir şey söylemedi. Dimensari'nin verdiği kıyafetleri neden giymeyeceklerini gayet iyi anlıyordu.
Bu normal görünse de, bunu yapmak Dimensari'nin emirlerine uymak anlamına gelirdi. Üstelik buradaki geleneklere aşina değillerdi; ya onlara palyaçolar için yapılmış kıyafetler verdilerse?
Saat akşam 6'yı biraz geçiyordu, yani iki saatten az zamanları kalmıştı.
Zaman su gibi akıp geçti ve kısa süre sonra ziyafet vakti geldi.
Thorne, Seraphina ve Luminous odaya geldiler. Hiçbiri Dimensari'nin kıyafetlerini giymemişti; bunun yerine Thorne ve Luminous klasik takım elbiseleri tercih etmiş, Seraphina ise güzel bir tuvalet giymişti.
Üçlü, büyükbaba ve torun ikilisine bakmaktan kendilerini alamadı.
İkisine de bakarken Seraphina inanamayarak, "Giyecekleriniz bunlar mı?" diye sordu.
İkisinin de başını salladığını gören Seraphina içten içe iç çekmeden edemedi. 'İşin gerçekten çok zor, Zoey,' diye düşündü.
Atticus saf beyaz bir trençkot ve içine siyah bir gömlek giymişti. Hiç şüphe yok ki iyi görünüyordu ama tam olarak bir şampiyona benzemiyordu.
Nexus'u kazanmıştı ve ziyafetteki görünüşü de bunu yansıtmalıydı. Ama Atticus'un ifadesine bakılırsa, seçimini çoktan yaptığı belliydi.
Seraphina, Magnus'u o sade cübbesi hakkında ikna etmeye çalışmaya yeltenmedi bile; bu bir tuğla duvarla konuşmak gibi olurdu.
Dimensari büyük ustası bir kez daha geldi ve onları ziyafet mekanına götürdü.
Yürüyüş sessiz geçti ve şaşırtıcı bir şekilde binadan ayrılmaları gerekmedi. Kısa süre sonra, etraflarını saran, yüzeylerine karmaşık yazıların kazındığı çok sayıda duvarın olduğu açık bir alana ulaştılar.
"Apex Atticus," diyerek duvarlardan birini işaret etti büyük usta.
Atticus buna şaşırmadı; Magnus onu zaten iki ziyafet mekanı olduğu konusunda bilgilendirmişti; biri gençler ve diğerleri için, diğeri ise paragonlar içindi.
"Bir şey olursa orada olacağım," diyerek elini Atticus'un omzuna koydu Magnus.
Atticus, Magnus'un bu güvencesine gülümsedi. Bu sözlerdeki gerçeği bilen biri varsa, o da bizzat kendisiydi.
Diğerlerine başıyla selam verip yürümeye başlarken, Seraphina'nın ani sözü üzerine hafifçe durakladı.
"Ben de izliyor olacağım, o yüzden gidip başka kadınlara asılma, Bay Şampiyon."
Sesi sakin çıkıyordu ama içinde ciddi bir ton da barındırıyordu. Atticus alaycı bir şekilde gülümsedi ve duvarın içinden geçti.
Atticus uzaysal enerjinin o tanıdık dalgasını hissetti. Uzay elementindeki mevcut ustalığı göz önüne alındığında, üzerinde hiçbir yan etki olmadı. Aksine, yetkinliğinin biraz daha arttığını bile hissetti.
Atticus güvende olduğunu hissettiği an gözleri açıldı, eli içgüdüsel olarak trençkotunun içine gitti.
Kendini küçük, karanlık bir alanda büyük bir çift kapının önünde dururken buldu. Etraf tamamen sessizdi.
'Hiçbir varlık hissedemiyorum.'
Çevresini incelerken katanasının üzerindeki tutuşu gevşedi. Kutlama amaçlı bir etkinlik olabilirdi ama o gardını düşürmüyordu. Katanası sol tarafına, trençkotunun içine bağlıydı.
Bakışlarını büyük kapıya çevirdi ve yaklaştı. O yaklaştıkça kapı ardına kadar açıldı, yoğun bir parlaklık ve yüksek sesli uğultular onu karşıladı.
Dışarıdaki sessizliğe kıyasla, içerisi adeta enerjiyle dolup taşıyordu.
Konuklar yeni bir varlık hisseder hissetmez bütün gözler girişe çevrildi ve orada beyaz bir trençkot giymiş yakışıklı bir silüet gördüler.
Bütün salon sessizliğe büründü.
Bu noktaya gelindiğinde, bölgeler boyunca o yüzü tanımayan neredeyse kimse kalmamıştı. Onu anında tanıdılar.
Ve aynı hızla, her biri bakışlarını ondan kaçırıp, sanki o hiç yokmuş gibi sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.
Atticus'un adımları duraksamadı. Hatta bakışlar üzerine dikildiğinde yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı bile belirtmemişti.
İçeri girdiği gibi sakince salonun içinden yürüdü ve içki taşıyan garsonlardan birine yaklaştı.
Atticus yaklaşırken garson kaşlarını çattı. Normalde yeni gelen konukların yanına hemen gidip içki ikram etmeleri gerekirdi ama Atticus'un kimliğinden dolayı akıllıca bir karar verip geride kalmayı seçmişti.
Salon, farklı ırklardan gelen büyük etki ve güce sahip gençlerle doluydu; garsonun en son isteyeceği şey onların öfkesini üzerine çekmekti. Tam geri adım atmayı düşünürken Atticus'un bakışlarıyla karşılaştı ve donakaldı.
İnsan olsun ya da olmasın, Atticus bir apex'ti. Üstelik sıradan bir apex değil, orta ve üstün ırklardan üç güçlü rakiple savaşıp kazanmış biriydi.
O çok güçlüydü.
İstese bile, garsonun bedeni Atticus'a saygısızlık etmeyi reddediyordu. Kalbinin gümbür gümbür attığını ve ellerinin titrediğini hissetti. Farkına bile varmadan eğilmiş ve içki tepsisini ona doğru uzatmıştı.
Atticus hiçbir şey söylemedi. Sakin bir ifadeyle içkisini alıp oradan uzaklaştı.
Garson alnındaki teri sildi, ancak etrafta toplanmış gençlerin üzerine dikilen soğuk bakışlarını hissettiğinde yenileri boncuk boncuk belirdi.
'Hay aq.'
Atticus yavaşça salonu adımladı ve sakin bir şekilde ortamı gözlemledi. Yalnızdı ama bu umurunda bile değildi.
'Hepsi burada.'
Geri kalan apex'lerin de burada olduğunu görebiliyordu ve bakışlarının ince ince üzerinde gezindiğini hissedebiliyordu. Hepsinin etrafı, ziyafete katılan çeşitli ırklardan oluşan genç sürüsüyle sarılmıştı.
Atticus gözlemine devam ederken aniden yandan gelen yoğun bir bakış hissetti.
Döndüğünde, salonun diğer ucundan kendisine dikkatle bakan Karn'ın bakışlarıyla karşılaştı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!