Atticus'un gözleri istatistiklerinde gezindi, ancak daha önce orada olmayan bir şeyi fark ettiğinde donakaldı.
'Ruh elementi mi?'
Bir anlığına zihni karışıklıkla doldu ama sonra hafızasında yakın zamandaki bir olay canlandı. Obsidiyen Tarikatı'nın Paragon'u Blackgate'in geldiği zamanlarda, Seraphina onu koruyucu bir yapının içine sarmıştı. Garipti, neredeyse bu dünyaya ait değilmiş gibiydi.
'Bu olmalı. Sadece Starhaven'lar ruhlarla ilgilenir.'
Atticus "ruh elementi" terimiyle ilk defa karşılaşıyordu. Her zaman Starhaven kan bağının, gezegenle olan eşsiz bağları nedeniyle ruhlarla doğuştan gelen bir bağlantı kurduğunu varsaymıştı. Ancak şimdi işin içinde daha fazlası olduğunu fark ediyordu.
'Şimdi bunu anlamaya çalışarak vakit kaybetmemeliyim. Sonraya bırakacağım. Savaş alanında fark yaratabilecek bir şeye odaklanmam gerek.'
Ruh elementini şimdilik bir kenara bırakmaya karar verdi. Potansiyeli ne kadar güçlü olursa olsun, ihtiyacı olan şey potansiyel değildi. Acil sonuçlardı.
'Altı gün kaldı.'
Nexus başlamadan önce sahip olduğu tüm zaman buydu. Atticus'un şimdi gevşemeye lüksü yoktu.
'Eğer onlar da reenkarne olmuşlarsa, işimi şansa bırakamam.'
Kendi yeteneği, bu hayatta içine doğduğu beden ve gücün yanı sıra ikinci bir hayat yaşıyor olması sayesinde vardı. Ama diğer zirvedekilerin de aynı durumda olmadığını kim bilebilirdi?
Ya onlar da yetenekli bedenler ve geçmiş yaşamların bilgeliğiyle ödüllendirilerek reenkarne olmuşlarsa? Bu düşünce tüylerini ürpertti. İlk varsayımın çoktan kanıtlanmış olması her şeyi daha da kötüleştiriyordu.
Ae'ark ile savaşmıştı ama Ae'ark en güçlüler arasında bile değildi.
'En kötüsüne hazırlıklı olmalıyım.'
İstatistiklerini inceledikten sonra kaydettiği ilerlemeden memnun kalan Atticus, derin bir nefes aldı ve meditasyon durumuna geçti. O derin meditasyon halinde kalarak geçmiş günlerin olaylarının—savaşın, kaybın ve Freya'nın ölümünün—üzerinden akıp gitmesine izin verdi.
Birkaç an sonra Atticus, kararlılığı pekişmiş bir halde ayağa kalktı. Odadan çıktı ve gelişmiş eğitim tesislerine doğru yola koyuldu. Orada, herkese kendisini rahatsız etmemelerini tembihledi ve eğitim yaptığını annesi Anastasia'ya söylemeyeceklerine dair onlara söz verdirdi.
Devasa eğitim odasının ortasına, bağdaş kurarak oturdu. Atticus son günlerde yaşananları zihninde tekrar oynattı, özellikle de Freya'ya odaklandı.
Onun gülümsemesini gördü, sevgi dolu hareketlerini hatırladı; sonra Ariel'in öldüğü günü, ardından gelen kederi ve peşinden gelen tüm o kötülükleri.
Daha önce hissettiği her şeyden daha güçlü bir duygu seli onu vurdu.
Atticus ne yapması gerektiğini biliyordu. Elementlerle olan bağı her zaman duygularıyla bağlantılı olmuştu ve bu bir fırsattı. Derin bir nefes alarak kendini hislerine bıraktı, elementlerle olan bağlantısını beslemelerine izin verdi.
Gece çökerken dakikalar saatlere dönüştü.
---
"Genç efendi! Leydi sizi arıyor!"
Atticus'un gözleri aniden açılarak onu yoğun meditasyonundan çekip çıkardı. Hemen ayağa kalkıp kapıyı açtığında, gergin bir şekilde parmaklarını ısıran Arya'yı gördü. Yotad onun telaşlı tavırlarına anlam veremeyerek arkasında belirdi.
Alnında bir damla ter belirmesine rağmen Atticus kıkırdadı. "Aşırı tepki vermeyi kes, Arya. Öğrenmemesini sağlayacağız."
Arya ona iri, panik dolu gözlerle baktı. "Ama... Ona yalan söyleyemem! Leydi'nin nasıl biri olduğunu biliyorsunuz, bir şey sakladığımı anlar. O her zaman anlar!"
Atticus onu sakinleştirmeye çalışarak gülümsedi ama Anastasia'nın öğrenme düşüncesi içinden bir gerginlik dalgası geçmesine yetti. "Bak Arya, sadece rahatla. Sorun yok. O hiçbir şey fark etmeden odama geri dönmüş olacağım."
Arya'nın yüzü soldu ve nefesinin altından mırıldandı, "Bunu kabul etmemeliydim..."
Onu bu halde görmek, kendi göğsündeki gerilim artıyor olsa da Atticus'u daha çok kıkırdattı. 'Eğer beni antrenman yaparken yakalarsa...' Düşüncesinin sonunu getirmeye cesaret edemedi. Anastasia'nın onun iyileşme süreciyle ilgili katı kuralları vardı ve bunları çiğnemenin sonuçlarını hayal etmeye değmezdi.
Koridora hızlıca bir göz atıp kimsenin izlemediğinden emin olduktan sonra gölgelerin arasından fırlayarak, hızlı ve sessiz adımlarla odasına doğru atıldı.
Bir hırsız gibi koridorlardan süzüldü ve eğitim odasından çıktığını kimsenin görmediğinden emin oldu.
Atticus sonunda kapısına ulaştığında, alnındaki teri sildi ve rahat bir iç çekerek sessizce içeri süzüldü. Tam zamanında yetişmişti.
---
Büyük bir iç çekerek yatağına oturdu ve soluklandı.
'Bu çok yakındı.'
Bir saniye sonra Anastasia hışımla odasına daldı; Atticus'un dinlenmediğini görünce gözleri kısıldı.
Anastasia daha konuşamadan Atticus hemen yalan uydurdu, "Sadece biraz yürüyüş yapmak istedim."
Gözlerini daha da kıstı, anne içgüdüleri onu yalan söylerken yakalamaya çalışırmışçasına alevlenmişti.
Kısa süre sonra bunun üzerinde durmamaya karar verdi. "Hmm, sana güvenmiyorum ama şimdilik üstüne gitmeyeceğim. Bugün tüm aileyle birlikte akşam yemeği yiyeceğiz. Hadi gidelim."
"Tüm aile mi?" Atticus biraz şaşırmıştı. Dürüst olmak gerekirse bu kadar erken bir aile toplantısı beklemiyordu.
Daha uygun bir şeyler giydikten sonra Atticus, yemek salonuna doğru Anastasia'yı takip etti.
İçeri girer girmez Atticus havadaki gerginliği hissedebiliyordu. 'Ne kadar alışılmadık bir toplantı.'
Şaşırtıcı bir şekilde herkes oradaydı; anne tarafından büyükanne ve büyükbabasından tutun Avalon'a ve en şaşırtıcısı Magnus'a kadar.
Sakin bir şekilde oturan Magnus'a bakarken, 'Gözleri değişmiş,' diye düşündü Atticus. Avalon'a döndüğünde aynı şeyi fark etti. Avalon'un gözlerini dolduran suçluluk ve öfke yatışmıştı.
Açıkça bir çeşit aydınlanma yaşamıştı, hem de iyi yönde. Atticus ikisi adına da sevindi.
Yemek salonunun dile dökülmemiş bir gerilimle dolu olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. Magnus masanın başında oturuyordu, Avalon ise tam karşısındaki uçta.
Ailenin geri kalanı—Ember, Caldor, Zelda ve Ethan—hepsi yan taraflarda oturuyordu.
Onlar odaya girdiklerinde bütün gözler Anastasia ve Atticus'a çevrildi. Magnus'u kısaca selamladıktan sonra ikisi de hızlıca yerlerine oturdular.
Atticus, Caldor'un yüzündeki çaresiz ifadeyi görünce bir kıkırdamayı bastırmadan edemedi. Sadece o da değil, masada oturan diğerlerinin hali de öyleydi. Oda tamamen sessizdi ve Magnus hiçbir şey söylemeden sadece öylece oturmasına rağmen, varlığının ağırlığı inkar edilemezdi.
Odada bulunanlar arasında en çok şoke olan Avalon'du. Magnus'un aileyle akşam yemeğine en son ne zaman katıldığını hatırlayamıyordu bile; Zelda ve Ethan ise Magnus'un varlığının altında tamamen ezilmişlerdi.
Odakidilerin aksine, dünür olmalarına rağmen Magnus hâlâ bir Paragon'du; onların küçük üçüncü kademe ailesinin aynı masada oturup yemek yemeyi bırakın, tanışmayı bile hayal edemeyecekleri bir varlıktı.
Hizmetçiler kısa süre sonra içeri girip yemeleri için yemekleri getirdiler. Bir sonraki an masa her türlü ağız sulandıran yemekler ve çeşitlerle donatılmıştı. Ancak kimse bir şey yemek için elini uzatmıyordu.
Herkes sadece yemeğe bakıyordu, hiçbiri ilk hamleyi yapamıyordu. Çok geçmeden Magnus bir kaşık alıp yemeye başlayarak sessizliği ilk bozan oldu.
Diğerleri ona ayak uydurmadan önce birkaç saniye beklediler; tabaklara çarpan çatal bıçak sesleri odada yankılanmaya başladı. Bunun dışında, ortam acı verici derecede sessizdi.
O noktada, hepsi adeta birinin—herhangi birinin—bir şey söylemesi için yalvarıyordu. Bir konu açması için, herhangi bir konu. Ara sıra gelen garip boğaz temizleme sesleri odayı dolduruyordu.
Ancak, Caldor'un aniden sessizliği bozarak çatal bıçak seslerini durduran birkaç kelime etmesiyle bu durum değişti.
"Eee Atticus, akademide kendine bir kız arkadaş yapmışsın diye duydum."
Atticus anında ağzındaki yemeği püskürttü, boğuluyormuş gibi birkaç kez öksürdü. Kenardan bir içecek kaptı ve hızla kafasına dikti.
Bardağı masaya bıraktığında, aniden tüm gözlerin kendi üzerinde olduğunu hissetti.
'Bu da nereden çıktı lan...'
Atticus anında Caldor'a ölümcül bir bakış fırlattı. Gözleri sessizce 'Yemin ederim bunu sana ödeteceğim' sözünü veriyordu ama Caldor gülümseyerek umursamazca omuz silkti.
"Kız arkadaş mı?" Magnus'un derin sesi sessizliği bozdu ve tüm gözler masanın başındaki Paragon'a çevrildi.
Tek kaşı hafifçe kalkmıştı ve ses tonu sakin olmasına rağmen bariz bir merak tınısı taşıyordu. Magnus'un böyle bir şeyle ilgilenmesi bile nadir görülen bir durumdu, bu da o anı çok daha gergin kılıyordu.
Fakat çok geçmeden bakışları yeniden Atticus'a döndü, her biri onun cevabını duymak için can atıyordu.
Atticus yüzüne ateşin bastığını hissetti. "Aramızda resmi bir şey yok," diye mırıldandı durumu küçümsemeye çalışarak. Annesinin gözlerinin adeta onu delip geçtiğini hissedebiliyordu.
"Neden bahsediyorsun sen? Akademide adeta etle tırnak gibi olduğunuzu duydum. Nasıl hâlâ resmiyete dökmediniz lan?" diye ekledi Caldor sırıtarak.
Sessizce izleyen Anastasia sonunda lafa girdi. "Atticus, bu kız kim?"
Atticus içten içe inledi. Sohbetin kontrolünü yeniden eline almaya çalışarak, "Öyle bildiğiniz gibi değil," dedi.
"Nasıl bildiğimiz gibi değil?" diye üsteledi Anastasia, merakı iyice uyanmıştı.
Atticus cevap veremeden, kuzeninin rahatsızlığından bariz bir şekilde keyif alan Caldor tekrar araya girdi. "Hadi ama Atticus, şimdi utanmanın sırası değil. Adı ne? Biz aileyiz sonuçta. Bizden sır saklayamazsın."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!