Atticus, malikanenin oturma odasında toplanmalarını isteyerek Ravenstein gençlerinin her birine mesaj göndermek için eserine dokundu.
Birkaç dakika içinde herkes ne yapıyorsa bırakıp belirlenen yerde toplandı, hepsi Atticus'a bakıyor ve onun konuşmasını bekliyordu.
Atticus diğer Ravenstein gençlerine veda etmeyi diğerlerine kıyasla oldukça kolay buldu. Gerçi hepsi üzüntülerini dile getirmiş, Nate anında gözyaşlarına boğulup onu gitmekten vazgeçirmeye kararlı bir şekilde Atticus'un bacağına sarılmıştı.
Atticus onlarla biraz vakit geçirdi; her birine akademiden sonra görüşeceklerine ve endişelenecek hiçbir şeyleri olmadığına dair güvence verdi.
Sonrasında Atticus, nihayet Nate'i başından savmayı başardıktan sonra Lucas'la birlikte dışarı çıktı. Yürüyüşün ilk birkaç saniyesi sessiz geçti, ikisi de konuşmadı.
"Aurora'ya göz kulak ol. Kendine gelmesi birkaç gün sürebilir," dedi Atticus.
Lucas Atticus'un sözleri üzerine tek kaşını kaldırdı ama bir saniye sonra kurcalamayı bıraktı. Ne demek istediğini anlamıştı.
"İyi olacak mısın?" diye sordu Lucas Atticus'a dönerek.
"Ne demek istiyorsun?"
"Diğer ırklarla savaşmak, bu her anlamda tehlikeli geliyor kulağa. Zaten bu kadar güçlü olmana rağmen seni eğitim için akademiden çıkarıyor olmaları da ne demek istediğimi kanıtlıyor."
Atticus, Lucas'ın çıkarımlarına gülümsedi. Çoğunluk sadece onun gidişine üzülmüştü ama hiçbiri yapacağı şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu gerçek anlamda düşünmemişti.
Atticus omuz silkti. "Dürüst olmak gerekirse bilmiyorum, ama iyi olurum herhalde."
Lucas'ın bakışları hafifçe kısıldı. Atticus'u bir konuda bu kadar belirsiz görmek en hafif tabirle alışılmadık bir durumdu.
"Sadece ölme," dedi Lucas aniden gülümseyerek. 'Henüz değil,' diye ekledi içinden ama ifadesinde en ufak bir değişim dalgalanması bile olmadı.
Atticus kıkırdadı. "Endişelenmene gerek yok; hayatımı riske atmak gibi bir planım yok."
"Her zaman dikkatli biri olmuşundur," diyerek gülüşmeye katıldı Lucas.
İkili malikanenin kapılarına ulaşana kadar yürüyüşlerine devam etti. Atticus aniden Lucas'a döndü. "Sen biraz uyu. Benim biraz temiz hava almaya ihtiyacım var."
Lucas, Atticus'un yalnız kalmak istediğini hemen anladı ve buna uyarak malikaneye doğru yönelmeden önce başını salladı.
Lucas'ın gidişini izleyen Atticus bakışlarını ondan çekip kampa çevirdi. Derin bir nefes alıp temiz havanın bedenine girdiğini hisseden Atticus aniden kampın kapısına doğru depara kalktı.
Uzun bir gün olmuştu ve saat gerçekten çok geçti, akşam 9'u geçmişti. Kamp tenhaydı ama insanlar hala şurada burada dolaşıyordu.
Atticus duvara tırmandı ve kuzey ormanına doğru büyük bir hızla ilerledi.
Oraya ulaştığında Atticus birden fazla mana dalgası yaydı ve aradığı şeyi anında buldu: orman zeminine dağılmış sayısız mana ayak izi.
Atticus sanki yapılacak en doğal şey buymuş gibi izi takip etti. Hızlı ve seri bir tempoda hareket ederek savaşlardan kaçındı ve ileride sarp bir kayalığın olduğu küçük bir açıklığa ulaştı.
Atticus yaklaştı, sağ avucuyla duvara dokundu. Bu kez mana bariyerinin imzasını taklit etmesi Atticus'un her zamanki yarım saatinin tam aksine beş dakikadan bile az sürdü.
Aniden bir mana pelerini onu sardı ve Atticus bir adım atarak sarp kayalıktan sanki orada değilmiş gibi geçip gitti.
İçeride Atticus bir saniye bile kaybetmedi. Etrafın zifiri karanlık olmasına rağmen öne doğru fırladı, mağaraların içinden yüksek hızla geçerek çok büyük bir mağaranın girişine vardı.
İçeri girer girmez Atticus eserinden birkaç aydınlatma rünü çıkardı.
Karanlık elementi inanılmaz bir seviyeye ulaşmıştı. Bu noktada Atticus karanlıkta kısmen görebiliyordu.
Şu an bile dokunma duyusunu kullanmamasına rağmen mağarayı hayal meyal görebiliyordu. Aslında rünlere ihtiyacı yoktu ama buraya ne için geldiğini net bir şekilde görmek istiyordu.
Manasını rünlere yönlendirerek onları farklı yönlere fırlattı, mağara bir anda aydınlandı.
Atticus'un bakışları yukarı çevrildi ve anında mağaranın bir köşesindeki canavarın figürüne odaklandı.
Mağaranın diğer ucunda, Atticus'tan çok uzakta, tavanın yükseklerinde çöreklenmişti.
Gölge Seraphon sanki olabildiğince önemsiz kalmaya çalışıyormuş gibi en küçük formuna bürünmüş, dokunaçlarını destek olarak sarkıtlara dolamıştı.
Atticus hafifçe iç çekmeden edemedi. Neden titriyordu ki bu lanet şey? O daha hiçbir şey yapmamıştı bile!
Atticus bir adım öne attı ve inanılmaz mesafeye rağmen gölge Seraphon köşesine daha da siniyormuş gibi göründü.
Atticus iç geçirdi. "Sadece veda etmek istemiştim!" diye ünledi aniden, canavarın onu en başından anlayıp anlayamadığına dair hiçbir fikri yoktu.
Gölge Seraphon akademide kaldığı süre boyunca bir süreliğine onun eğitim partneri olmuştu. Onu acımasızca dövmüş olsa da canavara yine de biraz minnettardı.
Fakat Atticus'un şanssızlığına, canavarın oralı olduğu yoktu. Yaklaşmaya hiç niyeti olmadan köşesine sinmiş bir şekilde beklemeye devam etti. Ne kadar zaman geçmiş olursa olsun o şeytanın aurasını unutmasına imkân yoktu.
Atticus başını iki yana salladı. Dilini şaklatarak, "Keyfin bilir," dedi. Sadece bir yer bulup bağdaş kurarak oturdu ve gölge Seraphon'a hiç aldırış etmedi.
Atticus düşüncelerinden sıyrılıp derin bir meditasyon durumuna girdi. Bugün içinde yaşadığı dünya hakkında çok şey öğrenmişti ve muhtemelen bu gece elinde kalan tek dinlenme fırsatı olacaktı.
Yarın yeni bir yolculuğa başlayacaktı. Magnus'un ne planladığına dair hiçbir fikri yoktu ama o adamı tanıdığından bunun en ufak bir kolaylığı olmayacağını biliyordu.
Atticus derin bir nefes aldı ve verdi, aurası sakinleşirken bunu sürekli tekrarladı.
Yarın hayatının yeni bir bölümü olacaktı ve önüne çıkaracakları her şeye hazırlıklı olacaktı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!