Atticus'un neredeyse hiç bagajı yoktu; sahip olduğu her şey uzay yüzüğünde duruyordu, bu yüzden herhangi bir eşya hazırlamasına gerek yoktu.
Konağın görkemli kapısından geçip içeri adımladı.
Şans eseri yolda kimseyle karşılaşmamıştı. Atticus daha önce seçtiği odaya, Aurora'nınkinin yanındaki odaya girdi.
Aurora en büyük odayı seçmişti ama bu Atticus'un pek de umurunda değildi. Kendi odası da gayet genişti ve bir sürü lüks eşyayla doluydu; onun için fazlasıyla yeterliydi.
Atticus anında banyoya girdi ve uzun süre sıcak, bol buharlı bir duş aldı.
Uzun birkaç dakikanın ardından nihayet banyodan çıktı ve bakışları anında masanın üzerindeki yemek tepsisine takıldı.
Atticus bu manzaraya sıcacık bir şekilde gülümsedi. "Şu kız," böyle bir şeyi yapacağını bildiği tek bir kişi vardı. 'İçeri girdiğimi duymuş olmalı,' diye düşündü Atticus tebessüm ederek.
Kışlanın aksine, konak odaları biraz daha serbestti. Konağın sakinleri, sahibi odayı kilitlemediği sürece birbirlerinin odalarına girebilirdi.
Atticus rahat kıyafetler giydi ve kenardaki masaya yaklaştı, oturdu ve vakit kaybetmeden yemeğini yemeye başladı.
Birkaç dakika sonra işi bitmişti, ne olmuş olabileceğine dair hiçbir fikri olmadığı için çarşafları değiştirdiğinden emin olduktan sonra anında battal boy yatağa uzandı.
Yatağın ne kadar yumuşak olduğunu hissettiğinde, uykusunun ne kadar güzel olacağını içgüdüsel olarak anlayabiliyordu.
Yatakta yerini ayarlarken dudakları tatminkar bir sırıtışla kıvrıldı. Yarın için heyecanlıydı.
Yarın, birbirlerini görmedikleri iki günün ardından o malum mor saçlı kızı görecek ve aşırı güçlü bir element uyandıracaktı!
Atticus gözlerini kapattı ve anında derin bir uykuya daldı.
Ertesi gün kaşla göz arasında gelip çattı ve Atticus, her zamanki rutinine uygun olarak çok erkenden uyandı.
Ancak, ay boyunca harfi harfine uyduğu rutin bozulmuştu çünkü Atticus antrenman yapmak için mağaralara gitmek yerine gelişmiş antrenman odasını tercih etmişti.
Gelişmiş antrenman odasındaki mana yoğunluğu ve savaşabileceği güçlü robotlar uzun vadede onun için çok daha faydalıydı.
Tıpkı bir gün önce olduğu gibi, güneş bir kez daha doğarken Atticus usta rütbesindeki Jared'in kopyasıyla savaşmayı seçti.
Ve tıpkı geçen seferki gibi, Atticus'un resmen ağzına sıçılmış, hırpalanmış bedeni boylu boyunca yere serilmişti.
Sabahki antrenmanın ardından bu sefer Atticus hiç iksir içmedi. Bu onun yeni rutini olacaktı ve bundan sonuna kadar faydalanmak istiyordu.
Ve bu yüzden toparlanabilmek için antrenman odasında daha fazla zaman geçirmek zorundaydı.
Acımasız dayaklardan sonra toparlanan Atticus odasına geri döndü ama dünkü olanların tekrarlanmasını önlemek için önce kıyafetlerini değiştirdi.
Banyosunu yaptıktan sonra odasından çıktı ve çoktan onu bekleyen Aurora ile karşılaştı.
"Yemek?" diye sordu Atticus gülümseyerek.
Aurora küçük göbeğini tutarken başını salladı, ardından bir sonraki an dönüp yürümeye başladı. Atticus da onu takip etti ve birkaç dakika sonra kahvaltılarını yapıp derse ışınlanmayı beklemek üzere terminale doğru gittiler.
Diğer gençlerin bakışları bir kez daha ona dikildi, her biri dün neden o hale geldiğini merak ediyordu.
Ancak o hepsini görmezden geldi ve terminal aydınlanır aydınlanmaz Atticus diğerlerine hafifçe başını sallayıp altın rengi ışığın içine girdi.
Birkaç saniye sonra Atticus kendini bembeyaz, tertemiz odanın içinde buldu. Anında odadan dışarı yöneldi ve kapısının önünde hafif bir tebessümle dikilen Zoey'i gördüğünde dudakları sıcacık bir gülümsemeyle kıvrılmaktan kendini alamadı.
'Hâlâ her zamanki gibi nefes kesici,' Zoey'nin tebessümü küçüktü ama yine de Atticus bu gülüşü ne zaman görse kalbinin hızla çarpmasına engel olmakta zorlanıyordu.
'Tek ihtiyacım olan bu,' Zoey'nin o hafifçe kıvrılmış küçük, güzel dudakları, zorlu bir günü atlatması ve ruh halini aydınlatması için Atticus'un tek ihtiyacı olan şeydi.
"Selam," diyerek odadan çıkıp ona yaklaşırken çekici bir gülümsemeyle selam verdi Atticus.
"Selam," diye karşılık verdi Zoey kendi gülümsemesiyle. İkisi de geçtiğimiz ay boyunca daha da yakınlaşmıştı ve aralarındaki sınırlar tamamen kalkmamış olsa da, ilk tanıştıkları zamana kıyasla artık çok daha azdı.
Atticus tam konuşmaya başlayacaktı ki birden yan tarafta bir varlık fark etti. Bakışlarını yana çevirdiğinde Kael'in o kendine has ifadesiz yüzüyle ikisine de baktığını gördü.
Kael, Zoey'ye dönüp başıyla selam verdi, ardından tekrar Atticus'a dönerek nötr bir ses tonuyla, "Ben önden derse geçiyorum," dedi ve bir cevap beklemeden kısa bir baş selamı verip arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı.
Atticus başını iki yana sallarken dudaklarında oynaşan bir gülümsemeyle Kael'in uzaklaşan siluetinin arkasından baktı. 'Her seferinde,'
Atticus o çekici gülümsemesi hala dudaklarındayken bakışlarını tekrar Zoey'ye çevirdi.
"Çok güzel görünüyorsun," diye iltifat etti Atticus. Ama Zoey'nin kızardığı o tanıdık manzara yerine,
"Yine başladın," Zoey'nin ifadesiz yüzüyle karşılaştı Atticus.
"Pfft," Atticus kısa bir kahkaha kopardı.
"E ne yapayım, beni suçlayamazsın. Sen. Çok. Güzelsin," Atticus doğrudan Zoey'ye bakarken son üç kelimenin üzerine basa basa konuştu.
Ancak sözünü bitirir bitirmez anında başını öne eğerek Zoey'nin arkadan kafasına attığı hafif şamarı atlattı.
"Dalkavukluğun bu sefer bende işe yaramayacak!" Zoey'nin tiz çığlığı yankılandı, bu da Atticus'un bir adım geri atıp bir kahkaha daha patlatmasına neden oldu.
Zoey kafasına vuramadığı için dilini şıklattı. Bir sonraki an kollarını göğsünde kavuşturdu ve yana dönerek onun söylediği hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi numaradan duymazlıktan geldi.
Atticus ona bakarken birkaç kez daha kıkırdadı. Ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, kulaklarının arkasındaki hafif kızarıklığı gözden kaçırmak zordu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!