Atticus, Enigmalnkli adam ondan birkaç metre uzağa inerken sakince bakıyordu.
Çoğu hükümdarın danışman olarak adlandıracağı biri sayılırdı Oberon. İlla ki en güveniliri değildi, zira Atticus, üzerlerindeki kısıtlamalara ve aldığı önlemlere rağmen hiçbir zaman kimseye gerçekten güvenmezdi.
Bir mana sözleşmesinin mutlaklığını aşmanın bir yolunu bulduğu günden beri Atticus, hiçbir kısıtlamaya tamamen bel bağlamamaya karar vermişti. İhanet her an... her yerden... herkesten gelebilirdi.
Bu yüzden adam konuşmaya başlarken, Atticus her zaman ve hatta Whisker'a bile yaptığı gibi Oberon'u dikkatle inceledi.
"Yüce Hükümdar... Ben getirdim—"
Bir tanrı olarak, Atticus'un gözünden kaçan çok az şey vardı, tabii eğer varsa. Eldorialının niyetine varana kadar hissettiği her şeyi hissedebiliyordu.
Huşu. Saygı. Temkin.
İnsan paragonlar arasında Oberon'un açık ara en işe yarayanı olduğu kanıtlanmıştı. Atticus'un emirlerine harfi harfine uyar ve onları hiç tereddüt etmeden yerine getirirdi. Atticus onun aklına değer veriyordu. Unvanının hakkını veriyordu; bölgedeki en zeki insandı.
Atticus buna bizzat şahit olmuştu. Paranoyaklığına rağmen Oberon'dan daha çok değer verdiği kimsenin olmamasının nedeni de buydu.
Oberon'un önerdiği şey basit ama etkiliydi. Ve şüphesiz düzeni sağlamanın en hızlı yoluydu.
Kısıtlamalar devrede olsa bile, yeni dünyaların liderlerinin verimli bir şekilde yöneteceğine güvenmek bir kumardı.
Evet, mana sözleşmelerine itaat etmekten başka seçenekleri yoktu ama Oberon bunun ne kadar büyük bir zahmete dönüşeceğine dikkat çekmişti.
Her küçük detayın açıklığa kavuşturulması gerekecekti. "Halkını kontrol altına al" gibi basit bir emir, sayısız farklı şekilde yorumlanabilirdi.
Ve sözleşme dünyaya zarar vermelerini engellese de, bir hükümdarın astları üzerinde sağlam bir kontrolü olmaması, özellikle Eldoralth kadar uçsuz bucaksız bir dünyada tehlikeliydi.
Doğal olarak Oberon çözümler sunmuştu. Hatta birden fazla. Atticus da bunları eledikten sonra nihayetinde birinde karar kılmıştı.
Bir paragon konseyinin eşlik ettiği bir Eldorialı, her yeni bölgeye gönderilecekti. Tam kontrolü ele alacaklardı.
Atticus ayrıca bölgenin işleyişine müdahale etmedikleri sürece yerel kültürlerin ve geleneklerin korunması talimatını da vermişti.
Konseyler tüm emirlerin eksiksiz bir şekilde yerine getirildiğinden ve Eldoralth'ın çıkarlarının ön planda tutulduğundan emin olacaklardı.
Oberon, Atticus'un onu seçilen Eldorialıların ve paragon konseylerinin güvenilir olduğundan emin olmakla görevlendirip, ne olur ne olmaz diye üzerlerine daha da katı kısıtlamalar koymasının ardından nihayet ayrılmıştı.
Oberon emirleri yerine getirmek için ayrılırken Atticus düşüncelere daldı.
'Bununla birlikte, yükseliş için her şey hazır olmalı.'
Dünyanın o günden önce birleşmesi gerekiyordu.
Daha önce Whisker'la konuşurken Atticus'un içine garip bir his doğmuştu. Adını tam koyamadığı bir his.
'Bir şey saklıyor...' Atticus bu düşünceyle kaşlarını çattı. Whisker'ın bir şey saklamak için geçerli hiçbir nedeni yoktu.
Aksine, bunu yapması onun aleyhine işlerdi. Whisker özgür olmayı, sağı solu belli olmayan biri gibi davranmayı seviyordu ama aptal değildi.
Yine de bir gariplik vardı.
'Yükseliş...'
Konuyu defalarca açmıştı ama Whisker hep kaçamak cevaplar vermişti. Yükseliş tam olarak neydi? Ne olması gerekiyordu? Yol boyunca zorluklar olacak mıydı?
Atticus sürekli bu soruları soruyordu. Ancak Whisker yalnızca sonrasından, Orta Düzlemler'de ne beklemeleri gerektiğinden bahsediyordu. Asla yolculuğun kendisinden değil.
'Belki de bekleyecek bir şey yoktur...' diye düşündü. Ama bir yandan da...
'Sessiz Alev de aynısını yapmıştı.'
Atticus, özellikle de bir şeyler ters geldiğinde içgüdülerini görmezden gelen biri olmamıştı hiç.
Tam zihni olasılıklar arasında gezinmeye başlamıştı ki başka bir varlık yaklaştı.
Atticus arkasını döndü ve dudaklarında hafif bir gülümsemeyle ayağa kalktı.
"Büyükbaba..."
Aralarındaki bariz güç farkına rağmen aurası hala devasa ve rahatlatıcı hissettiren adama baktı.
"Atticus," dedi Magnus biraz daha yaklaşarak. Bir metre kadar uzağında durdu ve sadece baktı.
"Sorun ne?" Atticus kaşlarını çattı. Magnus'tan yayılan tereddüt ve suçluluğu hissedebiliyordu.
"Nasıl... nasılsın?"
Magnus'un sesi temkinliydi ve bu Atticus'un kafa karışıklığını daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramadı.
"İyiyim, büyükbaba," diye yanıtladı dümdüz.
'Neler oluyor?'
Garipti. Magnus asla tereddüt etmezdi. Savaşta da sohbette de niyetini her zaman belli ederdi.
Ancak Atticus'un en çok dikkatini çeken şey suçluluk duygusuydu.
'Bir şey mi yaptı?' Magnus'un Ravenstein soyundan herhangi birine, hele de kendisine yanlış yapabileceğini hayal bile edemiyordu.
Yine de düşüncelerini toparlayıp bekledi. Magnus sonunda konuştu.
"...Özür dilerim."
Sözler, kaçırılan bakışlarla birlikte döküldü.
"Ne için?"
Atticus daha fazla tereddüt sezdi ama ardından Magnus nihayet açıkladı.
"Sana tüm bunları yaşattığım için," dedi en sonunda Atticus'un bakışlarına karşılık vererek. "Hane reisi olarak bu benim görevim olmalıydı."
Atticus gözlerini kırpıştırdı. "Neyi yaşattığın için?"
"Bugün. O yeni dünyalarla ilgili..."
Atticus, çeşitli orduların liderlerini öldürerek kurduğu otoriteyi hatırladı. Tekrar Magnus'a baktı ve az kalsın gülecekti.
'Demek mesele bu.'
Şimdi anlamıştı. Otoritesini kurarken kendini bir kötü adam, hatta belki de bir tiran olarak resmetmişti. Ne de olsa güç ve korkuyla hükmediyordu.
'Ben bir tiranım.'
Bu düşünce onu neredeyse kıkırdatacaktı. İşler hallolduğu sürece yaftalamalar sikinde bile değildi.
"Büyükbaba..." Atticus elini Magnus'un omzuna koydu. Artık daha dik duruyordu, varlığı daha otoriterdi.
Magnus, buralara kadar gelen torununa baktı. Atticus'un gücüne karşı hiçbir kıskançlık duymuyordu, sadece gurur hissediyordu.
"Yürüdüğüm yolu biliyorum. Ne de olsa bunu ben seçtim. Yaptığım her şeyi tamamen bilerek ve isteyerek yapıyorum. Vicdanım rahat. Hiçbir yük taşımıyorum. Bu benim seçimim."
Magnus derin bir nefes verip başını salladı ama suçluluk duygusu hâlâ geçmemişti.
"Özür dilerim," diye tekrarladı gitmek istercesine arkasını dönerken.
"Bekle..."
Magnus duraklayıp arkasına dönerken Atticus iç geçirdi. Söyleyeceği hiçbir sözün adamın suçluluğunu hafifletmeyeceğini anlayabiliyordu; fazla inatçıydı.
Bu yüzden konuyu değiştirdi. Farklı dünyaların yeni güçlerinden bahsetmeye başladı.
Onları gerçekten birer Eldorialı yapmak için, onlara daha fazla mana imzası aşılaması gerekecekti.
Sonuçta Magnus, Atticus'a bunu yapmamasını tavsiye etmişti. Kendi deyimiyle: "Bizi daha zayıf yapacaktır."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!