Atticus gözlerini kısarak çorak arazinin büyük bir bölümünü kaplayan mavi kubbeye baktı.
'Bir tuzak mı?' diye geçirdi içinden. Bir süredir çorak arazide hızla ilerliyorlardı, neden ancak şimdi oluyordu?
Kaldı ki yere yakın bile uçmuyorlardı. Biri nasıl tuzak kurmayı başarmıştı anasını satayım?
Atticus diğerlerine bir bakış attı. Ozeroth da gözlerini kısmıştı, diğerleri ise yüzlerinde çatık kaşlarla kubbeye bakıyorlardı.
Buna rağmen durmadılar. Öyle yapmak aptalca görünüyordu. Eğer bu bir tuzaksa, içinden tam gaz yarıp geçmeye kararlıydılar.
Fakat aradan bir saniye bile geçmemişti ki Atticus ağır bir kuvvetin zihnine çarptığını hissetti.
'Ne—?'
Görüşü bir anlığına bulanıklaştı, ardından iradesi kükredi. Zihin manzarasında, bu durum üzerine yakıt dökülmüş bir şenlik ateşi gibi görünüyordu.
İşgalci güç geldiği gibi hızla kayboldu ve görüşü netleşti.
'Bir zihin saldırısı.'
Atticus bakışlarını hemen diğerlerine çevirdi. Ozeroth'un yüzü buruşmuş, gözleri kısılmıştı. İçsel bir savaş veriyor gibi görünüyordu ama Atticus onun iyi olacağını anlayabiliyordu. Endişelendiği kişi Ozeroth değildi.
Bakışlarını ondan ayırıp diğerlerine odaklandı ve aniden durdu.
Magnus, Aric ve Zenon tamamen durmuştu. Havada asılı kalmış, kanatları yavaşça çırpınırken, sanki tamamen başka bir dünyaya girmişler gibi kayıp bakışlarla duruyorlardı.
'Karşı koyamadılar,' diye fark etti Atticus. İradeleri kısıtlanmış olsa da, bu yalnızca onları saldırı amacıyla kullanamayacakları ölçüdeydi.
O ve Ozeroth hâlâ kendi derinliklerine, hâlâ o sınırsızlıklarına sahiptiler. Az önce zihinlerinden saldırıya uğramışlardı. Atticus bunu püskürtmüştü. Ozeroth da öyle.
Ancak Aric, Magnus ve Zenon, sayısız ölüm kalım deneyiminden dolayı sertleşmiş iradelere sahip olmalarına rağmen buna direnememişlerdi.
'Ne görüyorlar?' diye merak etti.
Gözleri kaybolmuş, çorak arazinin her köşesinde geziniyor ve her saniye daralıyordu. Sanki bir tür ordu onlara doğru yürüyormuş gibi bir halleri vardı.
Atticus etrafına bakındı ama hiçbir şey yoktu.
'Bir illüzyon.' Bunu çabucak fark etti. Yalnızca bir illüzyon birisine orada olmayan bir şeyi gösterebilirdi.
Havadaki manaya odaklandı. Eğer dünyanın mana imzasını okuyup kopyalayabilirse, onu besleyen manayı geçersiz kılabilirdi. Hiçbir illüzyon ya da teknik bir kaynak olmadan varlığını sürdüremezdi.
Fakat daha bir saniye bile geçmeden yüzünde bir hoşnutsuzluk belirdi.
'Hızla değişiyor...' diye düşündü, zihni çoktan fırıl fırıl dönmeye başlamıştı. Tıpkı İmparatoriçe'de olduğu gibi bir şey, ya da birisi, etraflarındaki mana imzasını hızla değiştiriyordu.
'Kubbenin etrafında.'
Bu farkındalık zihnini dondurdu.
'Biliyorlardı.'
Bu, sıradan birinin sahip olabileceği türden bir güç değildi. Bir dünyanın mana imzasını kopyalamak ve değiştirmek, onların seviyesindeki insanların yapabileceği bir şey değildi.
Bu bilinen bir gerçekti. Ancak bunu her kim yaptıysa kasıtlı olarak önlem almıştı.
Ona karşı.
Atticus'un bakışları soğudu.
'Sessiz Alev hiçbir şey söylemedi...'
Sadece geldiklerini bilmekle kalmamışlardı. Bu tuzağın ne kadar spesifik olduğundan, onun neler yapabileceğini, kapasitesinin ne olduğunu da bildikleri açıkça belli oluyordu.
Bu da akla şu soruyu getiriyordu: Sessiz Alev, rakip takımın neler yapabileceğini Eldoralth'a anlatmış mıydı?
Atticus bir şekilde bundan şüphe ediyordu.
'Bir şeyler söylerdi.'
Kaldı ki bu muhtemelen yalnızca Virelenna toplantısına katılan Yıldızların bildiği bir kuraldı.
'Muhtemelen onları uyarabileceğinden haberi bile yoktu,' diye bir karara vardı. Ama bu, durumu daha iyi yapmıyordu.
Hatta Atticus'un zihninde, bu her şeyi daha da kötüleştiriyordu.
'Eldoralth hazırlıksız yakalanan tek dünya.'
Vortharion dünyası hazırlıklıydı. Eldoralth ise değildi. Durum sandığından çok daha vahimdi.
Kimse ortada bir tehdit olduğunu bile fark edemeden düşman şehre ulaşabilirdi.
'Hızlı hareket etmeliyiz.'
Zihnine kazınan tek düşünce buydu. Atticus düşüncelerinden sıyrılıp tekrar odaklandı ve üçlüye döndü.
"Beni duyabiliyor musunuz?" dedi.
Üçlünün kafaları hızla ona döndü.
Ancak Atticus onların gözlerini gördüğü an bakışları keskinleşti. Gözlerinde tanıma yoktu. Aşinalık yoktu. Bakışlarını dolduran tek bir şey vardı; öldürme niyeti.
Elleri silahlarına giderken auraları patladı ve Atticus'un yüzü karardı.
"Bir illüzyona hapsoldular," dedi Ozeroth aniden arkadan.
Atticus arkasına dönüp baktığında onun gözlerinin tamamen berraklaştığını gördü.
"İyi misin?" diye sordu.
"Tabii ki iyiyim," dedi Ozeroth sırıtarak. "Onların o cılız zihin zırvalıkları bende işe yaramaz."
Atticus yeniden üçlüye döndü. Gözleri ona ve Ozeroth'a birer düşmandan başka bir şey değillermiş gibi bakıyordu.
"O ikisini hep sevmişimdir. İşlerini bitirmek zorunda kalacağımız için yazık oldu," dedi Ozeroth aniden, Magnus ve Aric'i işaret ederek. Zenon'u görmezden gelmişti.
Atticus ters bir bakışla onu susturdu.
"Kimsenin işini bitirmiyoruz," dedi kaşlarını çatarak. "Zihinleri zehirlendiği için böyle davranıyorlar."
"Ne öneriyorsun peki? Onları sakinleştirmeye çalışarak zaman mı kaybedelim?" diye karşılık verdi Ozeroth.
Atticus'un zihni hızla çalışırken gözleri parladı. "Hayır. Bir fikrim var."
Üçlünün auraları bir kez daha patladı. Öldürme niyetleri etrafı kaplarken ona doğru atılmaya başladıkları sırada Atticus elini kaldırdı.
Avucunun üzerinde saf manadan oluşan bir küre belirdi, bir kez titreşti ve grubu içine alan bir kubbeye dönüşerek patladı.
Zihni hızla çalışıyordu. Diğer eli havaya kalktı, üzerinde koyu kahverengi bir aura, geçersiz kılma aurası oluştu.
Bir saniye sonra aurayı serbest bıraktı.
Aura bir ışık patlamasıyla üçlünün üzerinden akıp geçti ve etraflarındaki mana, rüzgarda kalmış bir mum alevi gibi yok oldu.
Magnus, Aric ve Zenon havada donakaldılar ve Atticus onların gözlerinin yeniden odaklanmaya başladığını gördü. Çorak araziye şöyle bir göz attılar, ardından kafaları karışmış bir şekilde Atticus ve Ozeroth'a döndüler.
"Ne oldu...?" diye sordu Zenon. Daha birkaç dakika önce bir asker ordusu üzerlerine hücum ediyordu ama şimdi sanki hiç var olmamışlar gibi kaybolmuşlardı.
Daha da kötüsü, Atticus ve Ozeroth bunaltıcı bir güç yayan üst düzey düşman subayları gibi görünmüşlerdi. Üçü onlarla savaşmak için hücum etmişlerdi ve sonra her şey bir anda yok olmuştu.
"Hepiniz bir illüzyona hapsolmuştunuz," dedi Atticus hızlıca, altlarına yayılmış göz kamaştırıcı mühre doğru işaret ederek.
Gözleri fal taşı gibi açıldı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!