Atticus, görüşündeki karaltının uzun bir süre devam ettiğini hissetti.
Sonra, birkaç nefes ardından, gözlerine parlak bir ışık doldu. Atticus irkilmedi bile. Gözleri sonuna kadar açıktı ve eli katanasının kabzasını sıkıca kavramıştı.
Görüşü netleştiğinde etrafına göz atıp çevresini süzdü.
'Bir oda.'
Beyaz duvarları olan ve etrafa dağılmış, her biri buram buram konfor kokan birden fazla koltuğun bulunduğu geniş bir odaya gelmişti.
'Bekleme odası mı?' Aldığı ilk his buydu ve kısa süre önce duyduğu sesin söyledikleri de bunu doğruluyordu.
Burası gerçekten de bir bekleme odasıydı. Atticus, artan mana yoğunluğunu ve kendisini neredeyse koltuklardan birine bırakıp rahatlamaya ikna eden o yumuşak havayı anında fark etti.
Ne yapacağını düşünerek etrafı incelerken, odanın etrafında aniden birden fazla ışık yandı ve Atticus'un bakışları dört silüetin üzerinde gezindi.
Onları gördüğü an kıkırdamaktan kendini alamadı.
"Bağ!" diye haykırdı Ozeroth. "Bunu sen mi yaptın!?"
Kibirli adam, her iki elinde de savurmaya hazır tuttuğu çifte çekiçleriyle dikiliyordu. Tüm bedeni gibi parıldayan parlak altın rengi bir zırh vücudunu kaplıyordu.
Belli ki şiddetli bir savaşın tam ortasındaydı ve araya girilmesinden hiç memnun değildi.
Atticus hemen cevap vermedi. Önce diğerlerine, Aric, Magnus ve Zenon'a göz attı.
Aric'in savaşını ve kazanmaya ne kadar yakın olduğunu biliyordu. Adam, her iki eliyle geniş kılıcının kabzasını kavramış, aşağı doğru bir savurma hamlesinin tam ortasında ortaya çıkmıştı.
Yüzündeki derin çatık kaşlardan, Atticus onun bir rakibin işini bitirmek üzere olduğunu tahmin edebiliyordu.
Magnus ve Zenon da aynı durumdaydı. İkisi de dönüşüm geçirmişti. İlkinin etrafında yıldırımlar çatırdarken, ikincisinin bedeni sürekli şekil değiştiriyordu. Eldorian olmuşlardı ama insan, hayatı boyunca birlikte yaşadığı bir gücü bırakmakta zorlanıyordu.
Virelenna'da bile kendi güçlerine yaslanmışlardı; Magnus yıldırımlara, Zenon ise evrime. Aric'in savaşındaki ana gücü ise hâlâ vahşi savaşçı kanından geliyordu.
Atticus en sonunda Ozeroth'a döndü.
Yüzündeki ciddi ifadeyi bozmadan, "Bunun nasıl olduğuna dair hiçbir fikrim yok," diye yalan söyledi.
Odadaki onca insan arasında, yalnızca Zenon ışınlandıkları için gözle görülür bir şekilde rahatlamış görünüyordu. Diğerleri ise dövüşlerinin yarıda kesilmesinden açıkça rahatsız olmuşlardı.
Bir saniye sonra, "Aaa," dedi Atticus.
"Ne a-sı? Şimdi ne yalan uyduracaksın?"
Atticus istifini bozmadı. Ozeroth onun yalan söylediğini anlayabilirdi ama diğerleri anlayamazdı.
Düşünceli bir şekilde, "O tanrıyla olan savaşım sırasında fener kırıldığı için olmalı," dedi.
Zenon, "İri yarı, tehditkâr adam mı? Savaş gazisi gibi giyinen?" diye sordu.
"Mavi Salon'da dövüşmek isteyen. Evet." Atticus başını salladı. "Siz onu gördünüz mü?"
"Hıh!" diye alay etti Ozeroth. "O aptal adam ben ona gününü gösteremeden kaçıp gitti. Bir de ağzından bir sürü zırva dökülüyordu."
"Ne zırvası?"
"Tanrımız bir çocuk falan olduğu için bizi ciddiye almadığına dair bir şeyler zırvaladı işte. Çok aptal bir adam. O kadar delice bir şey söyleyip sonra nasıl kaçarsın?" Ozeroth o anı hatırladıkça çekiçlerini sıktı.
Yüce Mareşal'i düşünmek bile onun öfkeden patlamasına neden oluyordu.
"Sakin ol. Zaten artık ölü."
Magnus ve Zenon ona doğru döndüler. Atticus bir tanrıyı mı öldürmüştü?
Aric tepki vermedi. O oradaydı. Atticus'un tanrıyı ne zaman öldürdüğünü biliyordu çünkü nihayetinde rakipleri güçlerini kaybetmişti.
Atticus gülümsedi ve başını sallayarak onayladı.
"Pöhh!" diye yüzünü ekşitti Ozeroth. "Amına koduğumun şovmeni."
Atticus güldü. "Onu öldüren kişi sen olmadığın için kuduruyorsun sadece."
"Birkaç saniye daha bekleseydi, öldürecektim! 'Geri döneceğim' dediği an onu bir daha göremeyeceğimi biliyordum." Ozeroth, dramatik çıkışıyla alay ederek Dronvet'in sesini taklit etti.
Zenon kahkahalara boğuldu, Aric ve Magnus bile gülümsediler. General bunu söylerken yüzündeki o gülünç ifadeyi hâlâ hatırlıyorlardı.
Bir an sonra Ozeroth, "Ama bunu nasıl bu kadar batırabildin, Bağ?" diye sordu. "Ben buradan çekilip alınmadan önce birine haddini bildirmekle meşguldüm."
Atticus hepsinin birileriyle dövüştüğünü anlayabiliyordu. Bu da demek oluyordu ki… birileri onların fenerine saldırmıştı.
'Doğru kararı vermişim,' diye düşündü.
Bir feneri yok ettikten sonra geride kalmak, rakipleri azaltmak için iyi bir yoldu. Yine de kendi fenerleri de yok edilmiş olabilirdi ve bu gerçekleştiğinde, ne olursa olsun Virelenna'dan ayrılmak zorunda kalacaklardı.
"Kime karşı dövüşüyordun?" diye sordu Atticus bir saniye sonra.
Ozeroth umursamazca elini salladı. "Bilmiyorum. Kendilerini bir bok sanan birkaç askerî kadın. Onlara haremime katılmalarını söyledim, sonra bir de baktım beni öldürmek istiyorlar."
Atticus kaşlarını çattı. "Harem mi istiyorsun?"
Ozeroth gülümsedi ve başını salladı. "Ah evet, o tembel aptal beni ikna etmeyi başardı. Hem zaten tek bir kadın benim yüceliğimi kaldıramaz, haksız mıyım?"
"Sen ve Whisker ne zamandan beri bu kadar yakınsınız?"
"Hayır hayır." Ozeroth başını iki yana salladı. "O hâlâ beş para etmez bir aptal. Sadece o seferlik mantıklı konuşası tuttu."
Atticus bir an ona baktı, sonra başını sallayıp konuyu değiştirdi. "Tamam, tamam. Ne kadar güçlüydüler?"
"Bana göre oldukça zayıftılar. Işınlanmadan önce içlerinden birine şaplak atmakla meşguldüm."
Atticus Zenon'a sorgulayıcı bir bakış attı; o da alaycı bir gülümsemeyle başını sallayarak ruhun sözlerini doğruladı. Atticus gözlerini kırpıştırdı.
"Onlardan birine şaplak mı atıyordun?"
Ozeroth sırıtarak başını salladı ve Atticus derin bir iç çekti. Daha şimdiden kaç kişinin kendi şampiyonlarının savaşın ortasında Ozeroth'tan şaplak yediğine şahit olduğunu tahmin edebiliyordu. Ne utanç verici...
Başını iki yana salladı. "Güçleri neydi?"
"Tam olarak emin değilim..." diye başladı Zenon ama Ozeroth lafa girdi.
"Rastgele kelimeler savuruyor, ardından manayı farklı şekillerde manipüle ediyorlardı."
'Manayı manipüle etmenin başka bir yolu...' Atticus bir an için düşüncelere daldı.
Eğer Ozeroth'un sözleri doğruysa, rakipleri büyük ihtimalle Terrvenos'un tanrılarından birinin şampiyonlarıydı. Tıpkı Dronvet gibi onların da manayı manipüle etmek için kendilerine has, eşsiz yöntemleri vardı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!