Gotik kadından mor bir sütun patladı ve bir torpido gibi Atticus'a doğru fırladı. Atticus, gökleri ikiye bölen kızıl, hilal şeklinde bir kılıç darbesi savurdu.
Çarpışmaları, kilometrelerce uzanan ormanı ve araziyi dümdüz eden bir şok dalgası doğurdu.
Korosim ve Neresa, patlamadan kaçmak için ilk konumlarından çok daha uzağa ışınlanmak zorunda kaldılar.
Uzaktaki yeni yerlerinde belirdiklerinde, anında görüntüleri açtılar ve gözleri saniyesinde kısıldı.
Korosim hafifçe inanamayarak, "Sadece tek bir darbe," diye mırıldandı ve Neresa kıkırdadı.
Ekrandan görüldüğü kadarıyla Iyress, eli Atticus'un kalbini delip geçmiş bir halde tam önünde havada süzülüyordu. Yüzünde bir gülümseme, bir mutluluk ifadesi vardı. Sonunda onun ruhunu özgür bırakacaktı.
Tam aurasıyla onu sarmalamaya yeltendiği sırada, Atticus'un bedeni aniden bir ışık bulutu halinde patlayarak önünden kayboldu.
Korosim ve Neresa'nın göz bebekleri küçüldü.
Iyress'in kulakları sağır eden çığlığı, onların düşüncelerine tercüman oldu.
"Sahte!"
Korosim'in gözleri fal taşı gibi açıldı.
'Bizi kandırıyormuş!'
Ayağa fırladı, herhangi bir pusu belirtisi sezmeye çalışırken gözleri etrafı tarıyordu.
Elleri önünde bulanıklaştı ve havada el işaretleri yaptı. Mana buna karşılık verdi ve manadan yapılma çok sayıda küçük dron oluşarak farklı yönlere doğru fırladı.
Korosim onların gösterdiği görüntüleri taradı ama hiçbir şey bulamadı.
'Ne planlıyor?' Neler olduğunu sorup duran Neresa'yı duymazdan geldi, düşünceleri kafasının içinde dönüp duruyordu.
'Burada değil. Öyleyse...' Gözleri fal taşı gibi açılmadan hemen önce kendi işaret kulelerinin olduğu yöne döndü. Iyress'in işaret kulesinden sonra onlara en yakın olanı oydu.
'Sakın bana...!'
Korosim'in elleri önünde bulanıklaştı, art arda birçok el işareti şekillendi.
"Savaş Yolu Yükselişi."
Kelimeler dilinden döküldü ve mana dalgalar halinde vücuduna dolarken devasa mavi bir sütun göğü deldi. Gücü akıl almaz seviyelere ulaştı.
"Mareşali uyarmalıyım. İşaret kulesine geri dön ve ikizlere destek ol!"
Neresa başını salladığı anda Korosim ileri atıldı, çocuk tanrının işaret kulesine doğru süpersonik bir hızla fırladı.
...
Atticus, Aric ile birlikte ormanı büyük bir hızla yararak ilerlerken sakince, 'Görünüşe göre çoktan anladılar,' diye düşündü.
Generalin astlarını kovalamayı bıraktıklarından beri, ikisi de her türlü kısıtlamayı bir kenara bırakmış ve Atticus'un generalin işaret kulesi olduğundan şüphelendiği şeye doğru fırlamışlardı. Ve şimdi, az önce alternatif benliğinin ortadan kaybolduğunu hissetmişti.
'O halde sahte olduklarını anlamış olmalılar.'
Atticus, Aric'e bir bakış attı, o da bakışlarına karşılık verdi. Söze gerek yoktu. Büyük mesafeleri kolaylıkla aşarak ormanı daha da büyük bir hızla yarıp geçtiler.
"Geldik," dedi Atticus.
Geniş bir açıklığın ortasında parlak, kör edici bir işaret kulesi görüş alanlarına girdi. Atticus'un bakışları kısa süre sonra işaret kulesinin önünde duran birbirinin tıpatıp aynısı iki figüre takıldı.
Yaklaştıklarını hissettikleri için çoktan onlara odaklanmışlardı.
Gözleri sert ve soğuktu. Kafaları kel, ifadeleri tepkisizdi. Askeri kıyafetleri üzerlerine tam oturmuştu.
Bakışları yaklaşan Atticus ve Aric'e kilitlendiğinde bakıştılar ve auraları patlak verdi.
İçlerinden biri gülümseyerek, "Tanrıyı ben alırım," dedi.
Diğeri kaşlarını çattı. "Hasiktir! Seni pislik ikiz. Bunu hep yapıyorsun."
İlki sırıtarak, "Sona kalan dona kalır," dedi. Ardından diğerinin yüzü ciddileşti.
"Yine de iyi olacağına emin misin? O bir tanrı."
"O bir çocuk. İşe yarar tek özelliği dünyasının iradesi. Eğer buna dikkat edersem... bir dilim kek yemek kadar kolay olur."
Göbeğine dokunan diğeri, "Hmm. Kek. Fena canım çekti," diye mırıldandı.
"Şu yaşlı adamı üç saniye içinde gebert, sana istediğin kadar kek alayım."
"Gerçekten mi!?" dedi diğeri. "Sözünden dönmek yok!"
İkisi de sırıtarak yaklaşan ikiliye döndüler. Dudaklarından şu kelimeler döküldü.
"Savaş Yolu Yükselişi."
Elleri önlerinde bulanıklaştı ve art arda el işaretleri şekillendi. Havadaki mana bir dalga gibi onlara doğru hücum etti ve bir güç patlamasıyla vücutlarına doldu.
Bedenleri yarı saydam bir hale geldi, vücutlarından mavi bir sütun fışkırıp gökleri delip geçti.
Bir el işareti daha yapıldı ve ilkinin avucunda bir kılıç, diğerininkinde ise devasa bir çekiç belirdi.
İkinci ikiz bir kuyruklu yıldız gibi ileri atıldı, çığlık atarak doğrudan Aric'e doğru fırladı.
"Çılgın Form: Zincirsiz."
Kelimeler Aric'in dudaklarından döküldü ve bedeni değişmeye başladı. Saçları uzadı, vücudu bir beden daha büyüdü.
Geniş kılıcını savurarak ileri atıldı, ardında kızıl bir iz bıraktı.
Çekiç ve geniş kılıç, dışarı doğru patlayan, ağaçları kökünden söken ve araziyi kilometrelerce dümdüz eden bir güç infilakıyla çarpıştı.
Pus dağılmaya başlarken ikiz, "Bu işi çabuk bitirelim ihtiyar! O bedava keke ihtiyacım var!" diye bağırdı, ancak birden fazla yönden gelen havanın yırtılma sesiyle karşılaştı.
Gözleri kısıldı. Harekete geçerek onu her yandan deşmekle tehdit eden kılıçlardan kıl payı kurtuldu.
Gözleri hızla Aric'e döndü ve tam o anda görüş alanını kaplayan devasa bir geniş kılıç gördü.
Çekicini sıkıca kavradı ve saldırıyı karşılamak için havaya kaldırdı. Başka bir güç patlaması yankılandı, hava şiddetle titredi.
Bir sonraki an, Aric ve ikiz bulundukları yerden kayboldular; ormanın bir ucundan diğerine çarpışan kızıl ve mavi çizgilere dönüştüler.
İlk ikiz alay etti. "Üç saniyeymiş, siktir oradan."
Rakibine, çocuk tanrıya doğru döndü. Atticus az önce ormandan fırlamış ve açıklığa girmişti.
Gürültülü bir şekilde kahkaha atarak, "Sana eğilip büyüğünü selamlama şansı vereceğim!" diye bağırdı. Ama o başka bir kelime edemeden, çocuk tanrı görüş alanından kayboldu.
Bakışları daraldı. Aşağıya doğru baktı, Atticus tam önündeydi.
'Ne hız ama!' Beklediğinin çok ötesindeydi.
'Ama bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Manayı patlatıp mesafe yaratacağım,' diye plan yaptı, elleri daha şimdiden önünde bulanıklaşıp bir dizi işaret oluşturuyordu. Etrafındaki mana dengesizleşmeye başlamıştı, patlamak üzereydi.
İkiz, Atticus'a soğuk bir gülücük attı ama bu gülümseme Atticus'un bakışlarıyla buluştuğu an donup kaldı. Gözlerinde sadece sakinlik vardı ve bu onu tamamen huzursuz etmişti.
Bir şeyler ters gidiyordu.
İkiz hiçbir şey yapamadan, Atticus'tan her şeyi sarmalayan kızıl bir dalga yayıldı.
İkizin gözleri fal taşı gibi açıldı. Havadaki mana üzerindeki kontrolünün yok olduğunu hissetti.
Tepki veremeden bütün görüş alanını bir el kapladı. "N-ne—?!"
El yüzünü sertçe kavradı ve kafasını tek bir net hareketle geriye doğru savurdu.
Neler olduğunu idrak edemeden acımasız bir güçle yere çarpıldı, çatlaklar örümcek ağı gibi her yöne yayılırken altındaki toprak kraterleşti.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!