Ruh Kralı'nın yutucu alanı bir nükleer bombanın şok dalgası gibi ilerliyordu. Hızlı. Çok hızlı.
Zamanın kendisi yavaşlamış gibiydi. İttifaktaki Paragonların bile dünya çapında gözler önüne serilen yıkımı idrak edecek mecali yoktu.
Hareketsizce, donup kalmışlardı, gerçekte ne olup bittiğini kavrayamıyorlardı. Hızları, algıları... bunun yanına bile yaklaşamazdı.
Tüm Eldoralth'ta, hareket etme lüksüne sahip sadece beş kişi vardı.
İlki, en başından beri bu kıyamet vari çöküşün sorumlusu olan kişiydi, Ruh Kralı.
Sonra ittifakın koruyucusu olarak Noctis'in yerini alan Whisker vardı. Bir şekilde bir paket patlamış mısır bulmuştu ve yutucu alanın dünyayı tüketmeye başladığını hissettiğinde mısırları tam ağzına atıyordu.
'Hep bir bokluk çıkıyor zaten. Gerçekten tatile ihtiyacım var,' diye sızlandı.
Son üç kişi ise Ruh Kralı'nın gazabının hedefleriydi.
Eldoralth sakinlerinin çoğunun aklının bile almayacağı bir hızda hareket eden Ozeroth, üzerine doğru kapanan hiçlikten kaçmaya çalışmış ama başaramamıştı.
Tüm Eldoralth'ta hâlâ hareket edebilen son iki silüeti fark etmeden önce yok olmasına saniyeler kalmıştı.
Parlayan gözleri Ozeroth'a kilitlenen Noctis, yaklaşan kıyametten endişe duymaktan ziyade bu gururlu savaşçıyı gördüğüne heyecanlanmış gibiydi.
Ve bu tüylü canavarın yanında, tehlikeli olduğu kadar sakin görünen bir çocuk süzülüyordu.
Atticus.
Çok renkli gözleri Ozeroth'tan, onun kucağında hareketsiz yatan bedene, Zoey'e kaydı. Ve o an, tüm dünya yeniden donmuş gibiydi.
Birbirlerini derinden, birlikte ölmeyi seçecek kadar derinden seven ikiz kardeşlerle savaşmıştı. Onları öldürmüş, yine de hiçbir şey hissetmemişti.
Zorvan dünyasına fırtına gibi girmiş, insanlarını katletmiş, canavarlarını yok etmiş, topraklarını harabeye çevirmişti. Ve yine de... hiçbir şey hissetmemişti.
Ama şimdi...
Sonsuza dek yok olmasına saniyeler kalmış Ozeroth'a bakarken.
Hâlâ kollarının arasında olan Zoey'e bakarken...
Atticus'un gözünü kan bürüdü.
Kolunu kaldırdı. Ve zaman yeniden akmaya başladı.
Ozeroth onlara ulaştı, bedeni havada aniden dururken kesik kesik nefes alıyordu.
Bu çok saçmaydı.
Yutucu alan mutlak bir güçtü. Her şeyi, İradeleri bile tüketiyordu. Ona karşı koyabilen hiçbir güç bilinmiyordu. Kişinin İradesi, Ruh Kralı'nınkini fersah fersah aşmadığı sürece, ölümü kesindi.
Ozeroth bunu biliyordu. Ve Atticus'un şu anki İradesinin hâlâ yeterli olmadığını da biliyordu.
Tüm bunları biliyordu, ve yine de... yine de durmuştu.
Atticus'a duyduğu güvenin seviyesini akıl almak zordu. Hayatını ortaya koyacak kadar büyük bir güven.
Ama elden bir şey gelmiyordu. Atticus onu daha önce hiç yüzüstü bırakmamıştı ve şimdi de bırakacak değildi.
Yutucu alan onlara ulaştı; onları varoluştan silmekle tehdit eden dipsiz bir karanlık.
Ancak o an, etraflarında onları dalgalanan bir örtüyle saran kahverengi ve mavi renklerde çok sayıda küre belirdi. Bir saniye sonra, küreler birleşti.
Kör edici bir parlama. Gümüş rengi bir patlama.
Ve sonra... hiçlik.
Ortadan kayboldular.
Ne bir felaket yaşandı. Ne de bir patlama.
Yutucu alan, sanki onlar hiç var olmamış gibi bulundukları alanı yarıp geçti. Ve yoluna devam etti.
"Bağ! Nerede kaldın amına koyayım!" Ozeroth'un sesi onları çevreleyen tekillik perdesinin içinde yankılandı.
Yutucu alan yalnızca var olan şeyleri tüketebilirdi. Ve şu anda, hiçbiri var değildi.
"Kuu!"
Her şeye rağmen, Noctis bunu neşeli bir kavuşma için mükemmel bir zaman olarak görmüştü. Devasa dili dışarı fırladı ve Ozeroth'u salyaya boğdu.
"N-ne oluyoruz?! Şimdi sırası değil, Noctis!" diye bağırdı Ozeroth, iğrenerek kendini geri çekerken.
Noctis başını yana eğdi, kulakları düştü ve ağzından hafif bir inilti kaçtı.
Ozeroth yüzünü silerek iç çekti ama o konuşamadan Atticus'un sesi araya girdi.
"Bunu Ruh Kralı mı yaptı?"
Ozeroth ona döndü. "Evet. Ama şuradaki kız arkadaşın sayesinde yolun sonuna geldi sayılır."
"Zoey mi?"
Atticus'un gözleri kısıldı.
"Bunu sonra konuşuruz," dedi Ozeroth hızla. "Önce bu işi halletmemiz lazım. Bu onun son kozuydu. Bizi de kendisiyle birlikte götürmek için yaptığı son bir hamle."
"Ve Eldoralth'ın devasa bir parçasını da," diye ekledi Atticus.
Tekilliğin ötesinde hiçbir şey göremiyordu. Dış dünyayı hissedemiyordu çünkü artık o dünyanın içinde var olmuyordu. Ama yutucu alanı görmüştü... ve hiçbir yavaşlama belirtisi göstermiyordu.
Eğer müdahale edilmezse, Eldoralth'ın devasa bir kısmını da beraberinde götürecekti.
Noctis gözlerini kırptı, ikisi arasında bakışlarını gezdirdi; neler olup bittiğini zerre kadar anlamamıştı.
Ama Atticus aniden Ozeroth'un kaçtığı yöne doğru döndü. İfadesi değişti.
"Hazır ol," dedi sakin bir sesle. "Birleşiyoruz."
...
Her şeyi yutmakla tehdit eden dipsiz siyah alanın ortasında Ruh Kralı havada süzülüyordu.
Eldoralth'a inip görevine başladığından beri yüzündeki ifade bir kez bile değişmemişti.
Ancak her şeyin boka sardığı bu kısacık anda, Ruh Kralı'nın kaşları çatıldı.
Uzun boylu ve kendinden emindi. Zarifti. Bir kraldı. Birçok şeydi.
Ancak şimdi, öfkeli bir kraldı.
Planı kusursuzdu. Başlangıçtaki orijinal planı bu değildi belki ama onu öyle kusursuz bir şekilde ayarlamıştı ki her şeyin mükemmel gitmesi gerekirdi.
Atticus dünyadan ayrılmıştı. Bu, aşağı inip o çocuğu Zorvan diyarında hapsederek varlığını sağlamlaştırmak için mükemmel bir fırsattı.
Özellikle de ona aktardığı onca güç düşünüldüğünde, aracı olan beden fazla dayanamazdı. Ancak Atticus Eldoralth'a dönüş yolunu bulana kadar, o zaten hedefine ulaşmış olacaktı.
Ozeroth ile karşılaşmıştı ama bu zaten hesaba katılmıştı. Çocuk ruhlar dünyasında ona karşı durmayı başaramamıştı, bunun şimdi değişmesinin imkânı yoktu.
Her şeyin tıkır tıkır işlemesi gerekiyordu. Ama bir değişkeni gözden kaçırmıştı.
Siktiğimin tek bir değişkenini.
O aptal ejderhayı.
'Onun ölümü çok merhametliydi.'
Ruh Kralı küplere binmişti. Dünyayı korumak için güç elde etmeye çalışıyordu ve korumaya çalıştığı insanlar ona ihanet mi etmişti?
Bu canını yakıyordu. Ve elinde olmadan Lumindra'nın ölümünün fazlasıyla huzurlu olduğunu düşünüyordu.
'O aptal kızı yakalayacak ve senin yerine onu cezalandıracağım.'
Yutucu alanı üzerinde mutlak bir kontrole sahipti. Daha sonra işkence etmek üzere Zoey'i bırakıp Ozeroth'u yutmayı seçebilirdi.
Ruh Kralı soğuk bir bakışla kolunu kaldırıp alanı hızlandırdı. İkiliyi yutmasına sadece saniyeler kalmışken... ortadan kayboldular.
Ruh Kralı'nın göz bebekleri küçüldü.
'Nereye...?'

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!