Atticus, gözlerini uçsuz bucaksız bir karanlık dünyasına açtı.
'Burası... katananın dünyası mı?'
Karanlık neredeyse anında geri çekildi ve kendini, duvarları göz alabildiğine uzanan devasa bir dojonun içinde buldu.
'Burası...'
Atticus hemen etrafına bakındı. Burası, katananın dünyasına ilk adımını attığında girdiği dojoyla aynıydı. Ravenstein ihtiyarıyla, Cedric'le tanıştığı yer.
'Geri mi döndü?'
1Bu düşünce anında aklından silinip gitti. Cedric, Atticus'a hayatta kalabilmesi için gereken gücü vermek uğruna kendini feda etmişti. Artık yoktu.
Buraya en son geldiğinde, sayısız ölümün ardından ilk sanata göğüs germeyi henüz başarmıştı.
O zamanlar bu dojodaki amacı barışçıldı. Şimdi ise, bilhassa henüz hiçbir şey öğrenmemişken, aynı şeyin söylenebileceğinden pek emin değildi.
Atticus parmaklarını hafifçe kıvırdı, ardından duraksadı.
Sessizlik içinde eline bakarken yumruğunu daha da sıktı.
Aynı hareketi diğer eliyle de tekrarladı. Atticus kaşlarını çattı, ardından hareket halindeyken havaya yumruklar savurarak hızlıca koşmaya başladı. Durduğunda kendini sertçe çimdikledi.
Kaşları daha da derinden çatıldı.
'Hiçbir şey hissedemiyorum...'
En azından Cedric'i düşündüğünde içinde bir şeyler olmalı, göğsünde bir sıkışma ya da bir sızı hissetmeliydi. Fakat hiçbir şey yoktu. Üstelik bu durum sadece duygularıyla da sınırlı değildi. Koştuğunu, havanın yüzüne çarpışını, hatta kendini çimdiklediğini bile hissetmemişti.
Hiçbir şey hissetmemişti.
'Neden...'
Atticus başını iki yana salladı. Geçtiği dört sınav ona bir şey öğrettiyse, o da cevapların öylece önüne sunulmayacağı gerçeğiydi. Cevapları kendi başına bulmak zorundaydı. Bunu zaman gösterecekti.
Bu düşünceyi bir kenara bırakıp kendi içine odaklandı. Üzerindeki kıyafetler sade, siyah beyaz bir kimonoya dönüşmüştü ve katanası doğal bir şekilde belinde duruyordu.
Hafifçe kaşlarını çatarak güçlerini yokladı.
Hiçbir şey kısıtlanmamıştı.
'Kan soyum bile...'
Önceki sınavlara hiç benzemiyordu. Katananın, onun güçlerini bastırma zahmetine girmemesinin tek bir nedeni olabilirdi.
'Buna gerek yok...'
Atticus katanasına uzandı. Beşinci sınav farklı olacaktı.
Neredeyse anında önünde parlak bir ışık parladı ve bir saniye sonra sönükleşti. Işığın içinden heybetli bir adam çıktı ve sessizce durdu.
'Avatar...'
Atticus içgüdüsel olarak bir adım geriledi ve katanasını kınından birkaç santim dışarı çekti.
Avatarla son yüzleştiği an, kaç kez parçalara ayrıldığının sayısını unuttuğu üçüncü sınavdaydı. İlk iki sınav da bundan daha insaflı geçmemişti.
Onun varlığı hiçbir zaman iyi bir şeyin habercisi olmamıştı.
Adamın dudakları yavaşça geniş ve rahatsız edici bir gülümsemeye kıvrılırken Atticus yutkundu.
O gülümseme çok canlar almıştı. Bundan emindi.
"Bizi ayıran şey ne?"
Atticus kaşlarını çattı. Birincisi, avatarın daha önce ağzını bile açmamışken şimdi konuşmuş olmasıydı. İkincisi ise...
'Bizi ayıran şey ne?'
Mesafeyi mi soruyordu? Aralarındaki adımların sayısını mı? Yoksa bastıkları zeminin kendisini mi? Atticus başını iki yana salladı. Bunların hiçbirinin mantıklı bir açıklaması yoktu.
Odanın duvarları bükülmeye başladı ve bulanık bir halde beliren sayısız ekran ortaya çıkana dek tüm mekân dalgalandı. Atticus, ekranda gösterilenleri fark ettiğinde kaşları çatıldı.
'Bu benim...'
Daha doğrusu... onun geçmiş haliydi. Ekranlar, katana sınavlarındaki başından sonuna kadar farklı sahneleri durmaksızın başa sarıp duruyordu.
"Bizi ayıran şey ne?"
Avatar bir kez daha konuştu.
Atticus kaşlarını çattı.
'Bunlar ipucu mu?'
Önce şifreli bir cümle, ardından da geçmişte yaşananların görüntüleri gelmişti. Bunların birbiriyle herhangi bir bağlantısı var mıydı?
'Mesafe... bugünden geçmişe uzanan bir mesafe mi? Zaman mı?'
Atticus gözlerini kıstı. Bu kulağa pek doğru gelmiyordu. Katana sanatları, kökleri harekete ve doğrudan kılıcın kendisine dayanan fiziksel sanatlardı. Zaman kadar soyut bir kavramın konu edilmesi pek olası değildi.
Tam kafasında yeni bir varsayım kurmak üzereyken, bakışları avatarın belinde sessizce duran katanaya takıldı.
'Başka çarem yok.'
Bunu düşünüp durabilirdi ama nihayetinde beşinci sanatın icra edilmesi gerekiyordu.
Avatarın söyledikleri bariz bir ipucuydu. Görüntüler de öyle. Ancak Atticus meselenin bundan ibaret olduğundan, özellikle de ikisinin de net bir sonuca bağlanmamasından ötürü şüpheliydi.
Yine de ipuçları, avatarın bizzat karşına çıkmasını gerektirecek kadar mühim hissettirmiyordu. Sadece bu cümleyi tekrarlayan bedensiz bir ses de yeterli olabilirdi. Sırf anıları göstermek için avatarın karşısında belirmesine gerek yoktu.
Bu da, onun varlığının bambaşka bir amaca hizmet ettiği anlamına geliyordu.
'Başka bir ipucuna.'
Yavaşça dövüş pozisyonu alırken, katanası kınından sıyrıldı. Dördüncü sınav ona, sınavda hayatını kaybetmenin gerçek dünyada da ölmek anlamına geldiğini acı bir şekilde öğretmişti.
Aynı kuralın beşinci sınav için de geçerli olup olmadığı henüz meçhuldü ancak Atticus'un bunu deneme yanılma yoluyla öğrenmeye hiç niyeti yoktu.
'Ölemem...'
Avatar da birebir aynı hareketleri yaparak pozisyon aldığında ve bir kez daha konuştuğunda, Atticus gözlerini kıstı.
"Bizi ayıran şey ne?"
Atticus bir an bekledi, ardından aradaki mesafeyi kapatmak üzere hızla öne atıldı. Kılıcını sert bir hamleyle ileri doğru sapladı ve avatarın da aynı şeyi yaptığını gördüğünde gözleri kocaman açıldı.
'Benim saldırımı mı taklit etti...?'
Kılıçların uçları çarpıştığında hiçbir şey hissetmedi, ancak çıkan kıvılcımlar henüz sönmeden kılıcını avatarın bacağına doğru savurdu. Ne var ki havadaki saldırısı, kendisiyle tıpatıp aynı olan alçak bir savuruşla yarıda kesilmişti.
Atticus yediği bloğun etkisiyle gerilemek yerine ileri atılarak katanasını avatarın kafasına doğru savurdu. Avatar adeta kurulmuş bir makine gibi hareketi birebir taklit etti ve kılıçları etrafa kıvılcımlar saçarak çarpıştı.
Mesafe açmak için geriye doğru sıçradı ve tıpatıp aynı hareketi yapan avatara dikkatle baktı.
Önceki varsayımı yanlıştı. Avatar yalnızca onun saldırılarını değil, kendisini olduğu gibi, bütünüyle kopyalıyordu. Hareketlerini, saldırılarını, hatta aldığı nefesleri bile.
'İpucu bu mu?'
Hareketleri taklit etmesi... kendisinin bir yansıması olması mı? Yoksa beşinci sanat rakibin hareketlerini kopyalamakla mı ilgiliydi?
Atticus kaşlarını çattı. Öyleyse, diğer ipuçlarının hiçbir mantığı kalmıyordu. İçten içe, avatarın yapacağı hareketlerle beşinci sanatı ona doğrudan göstereceğini umut etmişti ancak bunun ahmakça bir beklentiden ibaret olduğunu anlamıştı.
Atticus usulca nefes verdi. Can silahı sınavları başından beri zorlaştırmıştı ancak bu seferki tamamen başka bir seviyeydi. İyi de... Bütün bunlardan yola çıkarak beşinci sanatı nasıl oluşturacaktı ki?
Katananın kabzasını daha sıkı kavradı.
'Dövüşmeye devam etmeliyim.'
Şu ana dek bildikleri yeterli değildi. Daha fazlasına ihtiyacı vardı.
Avatarın da kusursuz bir şekilde onu taklit ettiğini izleyerek ağır ağır yan tarafa doğru yürümeye başladı. Bir süre birbirlerinin etrafında daireler çizdikten sonra aynı anda ileri atıldılar ve peş peşe şiddetli kılıç darbeleriyle çarpıştılar.
Atticus kılıçların her tokuşmasında hiçbir şey hissetmiyor, yalnızca çeliğin çeliğe vururken çıkardığı aralıksız sesi duyuyor ve havayı yaran gümüş parıltıları görüyordu.
Avatar onun her hareketini taklit ediyor ve yaptığı her saldırıyı birebir aynısıyla karşılıyordu. Dövüş uzadıkça Atticus daha fazla detayın farkına vardı.
Sadece onun hareketlerini ve saldırılarını kopyalamakla kalmıyor, ardındaki kuvveti de birebir yansıtıyordu. Gücünü. Niyetini.
Üstelik onu istisnasız bir şekilde takip ediyordu. Saldırının tam ortasında duraksadığında, o da duraksıyordu. Kılıcı kendisine saplamaya kalkıştığında bile aynı hareketi aynen tekrarlıyordu.
Aralarındaki tek fark, aralıksız bir şekilde tekrar ettiği o aynı cümleydi.
Bir noktadan sonra Atticus'un sinirleri bozulmaya başladı. Bu bitmek bilmeyen tekrarlar. Çeliğin o aralıksız çınlaması. Kıvılcımlar. İçindeki o bomboş his... Sanki katana, dövüşmeye dair sevdiği ne varsa hepsini ondan söküp almış ve geriye yalnızca boş bir kabuk bırakmış gibiydi.
Yine de bir cevap bulabilmek umuduyla kendini zorlayarak odağını tekrar dövüşe verdi.
Zaman fark ettirmeden akıp gitti ve çok geçmeden zihninde mide bulandırıcı bir gerçek belirdi.
Eğer avatar onun her hareketini aynen kopyalıyorsa, bu dövüş ortada bir kazanan olmadan sonsuza dek böyle sürüp gidebilirdi.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!