Bazı aileler kendilerini evlerine kapatmış, sevdiklerine sımsıkı sarılarak sessizlik içinde dua ediyordu.
Diğerleri ise ne olursa olsun insanlığın ayakta kalacağına inanarak, umut ışığı niyetiyle işaret ateşleri ve fenerler yakıyordu.
Ancak, onların hayatlarını ellerinde tutan kişi, bakışlarında en ufak bir duygu kırıntısı bile olmadan onlara bakıyordu.
İnsanların oradan oraya koşturduğunu, saklandığını, korkularını görüyordu ama ne kadar uzun süre bakarsa baksın, zerre kadar umurunda olmuyordu.
Bakışlarını onlardan kopardı ve gökyüzüne baktı.
Orada, bulutların arkasına saklanmış olan Dimensari, Vampyros ve Ejderhalara ait üç devasa savaş gemisi artık ortaya çıkmış, havada açıkça süzülerek bekliyordu.
Bu durum, aşağıdaki insanların içinde kabaran korkuyu daha da körüklüyordu.
Atticus, arkasından yaklaşan birden fazla varlığı hissetti, ardından endişe dolu bir ses duyuldu.
"Oğlum, bundan emin misin?"
Bakışlarını savaş gemilerinden çevirip az önce konuşan babası Avalon'a baktı. Onunla birlikte, insanlığın diğer paragonları da toplanmış, havada asılı kalarak hepsi birbirinden farklı ifadelerle gözlerini Atticus'a dikmişlerdi.
Fakat dikkatini çeken şey bu değildi.
Hiçbiri her zamanki gibi görünmüyordu. Paragonlar o gösterişli cüppelerinin yerine zırhlara bürünmüş, her biri silahlarını kuşanmış, hazır halde bekliyordu.
Garvin Emberforge geçtiğimiz ay boyunca çok meşguldü ve Oberon'un yardımıyla çarpışmaya hazırlık olarak paragonların her biri için silahlar ve zırhlar üretmişti.
"Tek yolu bu, baba. İyi olacağım, merak etme," dedi Atticus, sakin bir sesle.
Nadiren sarsılan Magnus bile ona endişeyle bakıyordu. "Biz de savaşabiliriz."
Atticus hafifçe gülümsedi, ardından gökyüzünde beliren savaş gemilerine geri döndü.
"Böylesi daha iyi," dedi. "Dimensari ve Vampyros liderlerinin ikisi de üçer çekirdek özümsedi. Mevcut güç seviyeleri fazlasıyla öngörülemez durumda. En mantıklı seçenek bu."
Son kelimeyi söylerken, bakışları kısa bir an Oberon'a kaydı.
Bugün Aegis Kalkanı'nın düşmesinin beklendiği gündü. Sadece bu bile insanları tedirgin etmeye yetiyordu.
Ama Avalon ve Magnus'u endişelendiren şey bu değildi.
Atticus'un Aegis çökmeden önce kalkanın güvenliğinden çıkıp Eletantron ve Jezenet ile tek başına yüzleşmek istemesiydi.
Atticus'un bakışının ne anlama geldiğini fark eden Oberon, konuşmadan önce başıyla onayladı.
"Haklı. Sadece onların çarpışmalarından doğacak güce bile dayanamayız. Anca ayak bağı oluruz."
Diğer paragonlar itiraz etmedi. Her biri içten içe Oberon'un söylediklerinin gerçeğin ta kendisi olduğunu biliyordu.
Avalon ve Magnus yumruklarını sımsıkı sıktılar ve bir daha tek kelime etmediler. Edemediler.
Bunu gören Atticus gülümseyerek, "Her şey yolunda gidecek. Hemen dışarıda olacağım. Eğer başım belaya girerse, gelip beni alabilirsiniz," dedi.
Bunu gülümseyerek söylemişti. Ve her ne kadar bu sözler dile getirilmiş olsa da, hiçbir paragon bu canavarın başının belaya girebileceğini hayal dahi edemiyordu. Etseler etseler, onun rakipleri için endişelenirlerdi.
Avalon ve Magnus, ciddiyetle başlarını sallamadan önce sıktıkları yumruklarını yavaşça gevşettiler.
Bunu gören Atticus, bakışlarını bir kez daha gökyüzüne çevirdi.
Zihni çalışmaya başladı.
'Ne düşünüyorsun?'
Hemen sonra Ozeroth'un heyecan dolu sesi duyuldu. "Evet! İşte böyle olmalı! Bütün diyar savaşımızı izleyecek ve gücümüze saygı duyacak. Başka herhangi bir ekleme sadece fazlalık olur!"
Atticus başını iki yana salladı. Ne bekliyordu ki?
Kalkanın çökmesine sadece dakikalar kalmıştı ve o gitmeye karar vermişti. Ona göre, en iyi seçenek buydu.
Hatta gücünü artırmak için mümkün olan her saniyeyi kullanmak istemeseydi, bir gün önceden bile gidebilirdi.
Eletantron ve Jezenet ile yapılacak bir savaşın tam bir felaket olacağı kesindi. Aegis Kalkanı olmadan insan diyarı yok olacak ve milyarlarca hayat kaybedilecekti.
İşte bu yüzden kalkan hâlâ aktifken savaşmak istemişti. En azından o zaman endişeleneceği daha az şey olurdu.
Aniden yüzlerine çarpan rüzgarla paragonların saçları dalgalandı.
İfadeleri değişti.
Atticus'un yanında dururken tek bir esinti bile hissetmediklerini yeni fark etmişlerdi. Fakat şimdi, rüzgar olanca gücüyle onlara doğru esiyordu.
Atticus'un bedeni Aegis Kalkanı'na doğru yavaşça havalandı.
Üzerinde zırh yoktu, tek bir parça bile.
Belinde sadece sıradan görünen bir katana asılıydı.
Yine de, o anda yaydığı saf güç, onu savaşa tüm paragonlardan çok daha hazır gösteriyordu.
İfadesi buz kesti. Aurası yayılmaya başladı.
Çok uzaklara ulaştı, her şeyi ve herkesi içine aldı.
Kendilerini kurtaracak, onlara yardım edecek bir şeylerin umuduyla dua eden insanlar bunu hissetti.
Onların Zirvesi.
Sokakta ya da evlerinde, nerede olurlarsa olsunlar herkes ne yapıyorsa bıraktı ve yüzünü gökyüzüne çevirdi.
Onu göremiyorlardı.
Ama onu hissediyorlardı.
Onların Zirvesi'ni.
Atticus, insan diyarının göklerine ulaştı ve Aegis Kalkanı'nın hemen altında durdu.
Bir saniye bekledi.
Önünde aniden küçük bir delik açıldı, ardından dışarı çıktı ve delik arkasından kapandı.
Dışarı adımını atar atmaz, gözleri havada süzülen çok sayıdaki silüete takıldı.
Dimensari ırkının lideri, Eletantron.
Vampyros'ların Kan Kraliçesi, Jezenet.
Ve Ejderha ırkının kadimleri.
O daha Aegis Kalkanı'ndan dışarı çıkmadan önce bile öne çıkmış, bekliyorlardı.
Ortak bakışları, bir dünyayı boğabilecek kadar güçlü bir kan susamışlığı barındırıyordu.
"O zaman sana ne dediğimi hatırlıyor musun?"
Sessizlik anında paramparça oldu.
Atticus bakışlarını çok yavaş bir şekilde çevirerek az önce konuşan kişiye kilitledi.
Eletantron.
Atticus'a öyle bir yoğunlukla bakıyordu ki havanın kendisi bile titredi.
"Sana söylemiştim," dedi çelik gibi bir sesle. "Seni buna pişman edeceğim."

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!