"Hâlâ dokunulmazsın, Büyükbaba."
Atticus'un sözleri üzerine Magnus'un yüzündeki çelik gibi ifade kırıldı, yerini içten bir gülümsemeye bıraktı.
"Dinlenin," dedi sadece, sesi ayağa kalkmakta zorlanarak inleyen figürlere doğru yankılandı. Sonra...
Çat
Bir yıldırım hüzmesine dönüştü ve anında Atticus'un önünde belirdi.
"Her şey yolunda mı?"
Atticus ona baktı ve gülümsedi. O kaba saba ses tonuna rağmen, bir şekilde, hayır derse Magnus'un her şeyi düzeltmek için dünyayı tersine çevireceğini hissedebiliyordu.
Başını iki yana salladı. "Buna... cevap veremem. Henüz değil, en azından. Ben bile emin değilim."
Ozeroth ile konuştuktan ve annesine yalan söyledikten sonra, Atticus bir karar vermişti. Artık yalan yoktu. Uğruna savaştığı kişilere yalan söylemeyecekti. Eğer gücünün amacı onları korumaksa, ilişkileri yalanlar üzerine kurulduktan sonra bunun ne anlamı kalırdı?
"Yaklaşan bir şeyler var," dedi sessizce. "Emin olamadığım şeyler. Hazırlanmalıyız, Büyükbaba."
Magnus'un gözleri hafifçe kısıldı. Şaşırmıştı. Bu canavar torununun doğduğu günden beri Atticus hep bir gizem perdesi ardında yaşamıştı. Ona yakın olan herkes Atticus'un bir şeyler sakladığını biliyordu. Aslında, pek çok şey.
Ama bu an... daha farklı hissettiriyordu.
Sanki Atticus ilk defa içini dökecekmiş gibi geliyordu.
Magnus bir adım yaklaştı. Sesi artık daha yumuşaktı, daha çok bir büyükbaba gibi çıkıyordu.
"Neler oluyor?"
Sesi bir emir gibi gelmemişti. Bir yalvarış gibiydi. Sanki aralarına girmesine, ona güvenilmesine izin verilmesini istiyordu.
'Artık hiçbir şeyi gizlememeliyim,' diye düşündü Atticus.
"Endişelenme," dedi gülümseyerek. "Daha fazla bilgi toplayacağım... ve sonra sana her şeyi anlatacağım."
Öne doğru bir adım atıp Magnus'a sarıldı. Yaşlı adam gözlerini kırpıştırdı, ardından gülümsedi ve kollarını ona dolayarak onu sıkıca sardı.
"Pekâlâ," dedi Magnus sessizce.
Arkalarından aniden bir ses duyuldu.
"Ha! Büyükbaba Magnus Atticus'a sarılıyor!"
Caldor henüz yeni ayağa kalkmıştı, savrulduğu için sırtını ovuşturuyordu.
Onun sözleri diğerlerini daldıkları düşüncelerden çekip çıkardı. Dönüp ağızları bir karış açık hâlde baka kaldılar. Tanıdıkları en soğuk, en dokunulmaz iki insan olan Magnus ve Atticus, gerçekten de sarılıyorlardı.
İkisi de sanki yasak bir şeyin ortasında yakalanmış gibi irkildiler.
Ve Atticus açıklamak için ağzını bile açamadan, Magnus bir yıldırım çakmasıyla ortadan kayboldu, arkasında sadece cızırtılı bir statik elektrik bıraktı.
Caldor hızla öne atıldı. "Bunu bana nasıl yaparsın, Büyükbaba! Aramızda özel bir bağ var sanıyordum!" Birkaç saniye önce Magnus'un durduğu boşluğa doğru bağırarak kollarını havaya kaldırdı. "Senin en sevdiğin torunun benim olmam gerekiyordu!"
Sonra gözlerini kısarak Atticus'a döndü. "Sen!"
Caldor suçlayan parmağını ona doğru doğrulturken Atticus tek kaşını kaldırdı.
"Sadece birkaç yıllığına gittim ve sen Büyükbaba'yı benden çaldın!"
Atticus hafifçe kıkırdadı. "Seni de görmek güzel, Caldor. Seni özlemişim."
"Sen—! Sen...!" diye kekeledi Caldor, Atticus'un sesindeki sıcaklık karşısında tamamen gafil avlanmıştı. Sahte öfkesi sönüp gitti.
"Tabii ki beni özleyecektin. Bu muhteşemliği özlememek suç olurdu zaten." Havalı bir şekilde saçını savurdu.
Atticus'un zihninden Ozeroth hırladı,
'Bu soytarı da kim lan böyle? Benim karşımda kendine yüce demek saygısızlıktır!'
'İkiniz aynısınız,' diye yanıtladı Atticus içinden, şimdiden bıkmıştı.
'Dramatik, gürültücü ve dünyanın etrafınızda döndüğüne ikna olmuşsunuz. Hemen anlaşırdınız.'
'Sözünü geri al, bağ!' diye gürledi Ozeroth. 'Yüce Ozeroth dramatik değildir! Ve beni böyle biriyle kıyaslamak—'
Atticus anında onu duymazdan geldi.
"Evet, evet," dedi yüksek sesle gülümseyerek. "Kabul ediyorum. Uzun zaman oldu, Caldor."
Caldor'u çekip ona sarıldı. Caldor bir anlığına kaskatı kesildi, bunu kesinlikle beklemiyordu. Ama sonra ifadesi yumuşadı ve içten bir şekilde gülümseyerek ona karşılık verdi.
"Ben de seni özledim, kardeşim."
Ember ve Caldor'un babası Ariel'in ölümünden sonra, üçü birbirlerine daha da yakınlaşmışlardı. Önemli olan her yönden, onlar bir aileydi. Kan bağıyla olmasa da gönül bağıyla kardeştiler.
Ayrıldıktan sonra birden başka biri seslendi.
"Atticus."
Sessiz bir ses dikkatini çekti ve o daha tam dönemeden, Ember kollarını ona dolayarak sıkıca sarıldı.
Atticus şaşkınlıkla gözlerini kırptı, sonra hafifçe gülümseyip sarılışına karşılık verdi. "Ben de seni özledim, Ember."
"Caldor'dan daha çok," diye mırıldandı Ember bir saniye bile duraksamadan.
"Hey!" diye çıkıştı Caldor yanlarından. Ama Ember onun tarafına bakmadı bile. Sadece geri çekildi ve sessizce Atticus'un gözlerinin içine baktı, sanki reddetmesi için ona meydan okuyordu.
Atticus boğazını temizledi, kıkırdadı ve "Elbette. Caldor'dan daha çok," dedi.
Caldor nefesini tuttu. "Bana nasıl ihanet edersin, Atticus!"
Ancak Atticus, gözleri hâlâ Ember'dayken gülümseyerek sadece omuz silkti.
"Hayat adil değil," dedi.
Kısa bir süre sonra, grubun geri kalanı yaklaşmaya başladı. Aurora hiç vakit kaybetmedi, koşarak öne atıldı ve adeta Atticus'un kollarına atlayarak ona sımsıkı sarıldı, sanki yeniden yok olmasından korkuyordu.
Atticus kıkırdadı ve sarılışına karşılık verdi. Sarılma beklenenden daha uzun sürdüğünde, yumuşak bir sesle mırıldandı,
"Görünüşe göre birileri beni özlemiş. Sorun yok, ne olursa olsun dönecektim."
Aurora sonunda geri çekildi ama ona attığı bakış gökyüzünü ateşe verebilirdi.
"O belli olmaz," diye homurdandı. "Bir prenses gibi kurtarılmayı bekleyerek kendini çaresizce bir kürenin içine hapsettirdin."
Atticus'un dudakları seğirdi.
Caldor ıslık çaldı. "Hassiktir! Ne laf soktu ama." Sırıtarak Aurora'ya çak bir beşlik yaptı, o da Atticus'a mahcup bir sırıtış atarak karşılık verdi.
Atticus tek kaşını kaldırdı. "Kendi adına konuş. En azından ben pembe dizi seçmelerindeymiş gibi iki saniyede bir 'Atticus!' diye çığlık atmadım."
Aurora'nın yüzü anında kızardı. "Sen—!" Ufak bir alev patlamasıyla etrafında alevler fışkırdı, aurası parlıyordu.
Başka bir şey söylenemeden bir ses araya girdi.
"Dövüş mü var?"
Herkes gözlerinde bir heyecan pırıltısı ve yüzünde kocaman bir sırıtışla onları izleyen Kael'e döndü.
Hepsi aynı anda başlarını iki yana salladı. Elbette Aurora'nın savaş niyetini sezmişti.
Ve tabii ki bir kavganın çıkmak üzere olduğunu varsaymıştı.
Kesinlikle kaçırmak istemediği bir kavga.
Hepsi birden kahkahalara boğuldu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!