Gurur.
Herkesin hissettiği bir duyguydu. Irkı veya kökeni ne olursa olsun her bilinçli varlık, ister sessiz bir özsaygı ister şişkin bir ego şeklinde olsun, onu bir şekilde taşırdı.
Bazı gururlar basit bir haysiyetten, kandırılmaya veya saygısızlığa uğramaya karşı duyulan isteksizlikten doğardı. Bazen de bir üstünlük inancından, kişinin herkesten üstün olduğuna dair bir kanaatten kaynaklanırdı.
Ancak gurur, tıpkı her duygu gibi kırılabilirdi.
Ve kırıldığında başka bir şeyi doğururdu; dehşet, utanç, korku.
Yine de gururu paramparça etmek için kişinin ellerini kirletmeye istekli olması gerekirdi.
Çoğu kişi bundan çekinirdi.
Ancak Atticus'un böyle tereddütleri yoktu.
Carius yerden doğrulurken eli titriyordu. Gerçek artık gün gibi ortadaydı, Atticus'un ne yapmaya çalıştığını tam olarak biliyordu.
"Zamanını boşa harcı—"
Fakat Atticus yine ortadan kayboldu.
ŞRAK!
Suratında patlayan başka bir açık el tokadı onu bir kez daha yuvarlanmaya gönderdi. Her çarpışmada toz bulutları havaya kalkıyor, ağırlığının altında taşlar parçalanıyordu.
Öksürüp başını çevirirken ağzından kan ve tükürük saçıldı, kesik kesik nefes alıyordu.
Sonra başını kaldırdı ve o gözleri gördü.
Soğuk. Umursamaz. Küçümseyici.
Atticus'un ona bakışında nefret yoktu. Öfke bile yoktu.
Sadece kayıtsızlık vardı.
Sanki kılıç çekmeye bile değmezmiş gibi. Sanki dikkate alınmayacak kadar aşağılıkmış gibi.
Carius dişlerini sıktı.
"O gözlerini oyacağım," diye hırladı, sendeleyerek yeniden ayağa kalkmaya çalışırken.
Ancak daha ayaklarının üzerinde duramadan;
ŞRAK!
Bir tokat daha. Başka bir patlama. Alan boyunca şiddetli bir yuvarlanış daha.
Bu sefer görüşü bulandı. Kendine gelmeye çalışarak başını iki yana salladı. Fakat Atticus hâlâ ona doğru yürüyordu. Hâlâ sessizdi. Hâlâ ona tepeden bakıyordu.
'Şu çıldırtıcı gözler...'
Carius'un yumruğu daha da sıkıldı. Öfke tüm benliğini sardı. Tekrar ayağa kalkmaya çalıştı;
GÜM!
Suratına inen bir başka açık avuç onu tekrar havaya fırlattı.
Yere çakılırken, "Ugh!" diye inledi. Yanağı zonkluyordu, elini götürdüğünde grotesk bir şekilde şişmiş olduğunu fark etti.
Yine de, burnundan ve ağzından kanlar damlarken kendini zorla ayağa kaldırdı.
Atticus yaklaşıyordu. Hâlâ sessizdi.
Aniden, Carius kıkırdadı, ardından bu kıkırdama bozuk, vahşi bir kahkahaya dönüştü. Şişkin dudakları çarpık bir sırıtış halini aldı.
"Beni aşağılayabileceğini mi sanıyorsun?" diye hırıldadı, darmadağın olmuş ağzı yüzünden kelimeler tuhaf çıkıyordu.
"Ben Carius'um! Medeniyetleri toza çevirdim! Milyonları katlettim! Bütün uluslar önümde diz çöker!"
Sendeleyerek kendini yukarı itti.
"Ben—"
ŞRAK!
Suratında gürleyen bir tokat daha lafını ağzına tıkadı ve onu bir kez daha yere serdi.
Bu kez dünya sessizliğe büründü.
Eletantron'un gözleri sahneye kilitlenmişti, çenesi kasılmıştı, sıkı sıkıya kapattığı yumruklarının baskısından parmak eklemleri çatırdıyordu.
Atticus'un mesajı açık ve netti.
Aşağılanan tek kişi Carius değildi.
O, Dimensari Apex'iydi. Onların gururuydu. Kılıçlarıydı. Üstünlüklerinin sembolüydü.
Ve şimdi bir çöp parçasına dönüştürülüyordu.
Utanç içinde bırakılan sadece Carius değildi, bütün bir Dimensari ırkıydı.
Etraflarındaki uzay şiddetle büküldü, öldürme niyeti göklere sızarken bulutlar kalınlaştı.
Dişler sıkıldı. Kalpler gümbürdedi. Öfke derilerinin altında fokurduyordu.
Ve yine de... izlediler.
Sadece izleyebiliyorlardı.
Apexlerinin ayağa kalkmak için çabalamasını izlediler.
Carius inledi, bedeni yere yığılmıştı. Nefesleri sığ ve kesik kesikti, gözleri bulanık ve odaksızdı. Uzuvları titriyor, art arda gelen darbelerden dolayı yüzü hiçbir şey hissetmiyordu.
Bedeni seğirdi ve dişlerini sıkarak başını zorla yukarı kaldırdı.
Ve sonra gördü.
Hissetti.
Gözleri.
Sayısız gözü.
Milyonlarcasını. Onu izliyorlardı. Onu yargılıyorlardı. Ona acıyorlardı.
Tokatlardan bile daha çok yakıyorlardı canını.
Alabileceği her yaradan daha derini kavuruyorlardı.
Carius onlardan nefret etti. Tüm benliğiyle onlardan iğrendi.
O sefil, küçümseyen gözler, sanki ondan daha iyilermiş gibi.
'Siz kendinizi ne bok sanıyorsunuz...'
Zihni öfkeyle kükredi. Sonra sesi, belirli birine değil, sanki dünyanın kendisine konuşuyormuşçasına patladı:
"SİZ KENDİNİZİ NE BOK SANIYORSUNUZ?! Benden daha iyi olduğunuzu mu sanıyorsunuz?! BEN—"
ŞRAK!
Suratında bir meteor gibi patlayan başka bir tokat onu bir kez daha susturdu. Bedeni tekrar toprağa çakılmadan önce havada kendi etrafında döndü.
İnleyen Carius yeri tırmaladı, kendini ileri doğru çekerken parmakları toprağa gömüldü.
"Siz... siz kendinizi ne bok sanıyorsunuz..."
Sesi şimdi titriyordu, kırıktı. Ve birçoğu için, acınasıydı.
"Ben... Ben Carius'um... Hepinizden daha iyiyim..."
Bütün ırklar, bütün gözler, herkes bu sahneyi ölüm sessizliği içinde izledi.
Sonra, Carius yandan gelen ayak sesleri duydu. Daha dönemeden;
GÜM!
Suratına inen bir tekme onu bir kez daha alanın öbür ucuna fırlattı.
Bedeni durana kadar kırık bir oyuncak bebek gibi havada savruldu.
Bu sefer... hareket edemiyordu.
Kolları ağırlaşmıştı ve bedeninin her santiminden acı yayılıyordu. Kemikleri çığlık atıyor, kasları iflas ediyordu.
'Nasıl bu noktaya geldi...'
Bulanık görüşünün ardından gökyüzüne bakarken düşündü.
'Planlar yaptım... katman katman planlar. İşe yaramalıydı. Kazanmalıydım...'
'Ama yine başarısız oldum... tıpkı o zamanki gibi...'
Zihni geçmişine sürüklendi.
O her zaman bir plancı olmuştu. Bir taktisyen. Acil durum planları hazırlar, tuzakları öngörür, insanların üzerinde bir tanrıymış gibi taşları yerinden oynatırdı.
Ancak geçmiş yaşamında, bir dikkatsizlik ona her şeye mal olmuştu. Sevdiği biri ona ihanet etmiş ve pişmanlıklar içinde ölmüştü.
Ve bu sefer, reenkarnasyon geçirdiğinde, tüm duygularını bir kenara bırakmıştı. Ailesini terk etmişti. Ve en önemlisi, kimseye güvenmemişti.
Sadece kendine güvenmişti.
Ve yine de... yine başarısız olmuştu.
'Nasıl?'
Zihni çığlık attı.
'Nasıl başarısız oldum?' Bunu anlamıyordu. Anlayamıyordu.
Carius yavaş ve acı verici bir şekilde sırtüstü döndü.
Bakışları sessizlik içinde yaklaşan Atticus'a takıldı. Şu ana kadar tek bir kelime dahi etmemişti.
Carius'un gözleri faltaşı gibi açıldı. Sonra... kıkırdadı.
Hırıltılı ve cılız kahkaha ağzından kaçarken dudaklarından kan döküldü.
"Sensin..." diye mırıldandı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!