Eldoralth ittifakı gezegendeki tüm ırklardan oluşuyordu. İttifak üstün ırklar tarafından yönetiliyordu ve bu, gezegeni bir bütün olarak etkileyen her kararı onların verdiği anlamına gelse de, bu onların birlik olduğu anlamına gelmiyordu.
Hatta alakası bile yoktu. Özellikle de aralarında Vampyros ve Dimensari casuslarının bulunduğunun keşfedilmesinden sonra, üstün ırklar ve diğer ırklar arasında gitgide tırmanan bir gerilim vardı.
Müttefik ırkların, özellikle de liderlerinin her birinin farklı hedefleri ve arzuları vardı. Farklı düşünceleri. Farklı düşünme biçimleri.
İttifak askeri kampındaki temel eğitimini henüz bitirmiş olması gereken on sekiz yaşındaki bir çocuk olan Atticus Ravenstein, gezegendeki en güçlü iki varlığı neredeyse öldürmek üzereyken, Paragon'ların verdikleri tepkilerin bu kadar çılgınca değişmesinin nedeni buydu.
Nullite ırkının Paragon'u ne yapacağını bilemez bir halde öylece kalakaldı.
Lucendi, Regenerari, Obliteri, Evolari, Requiem, Transmutari ve İblis ırkları hiçbir hamle yapmadı; bunun yerine gözlerini dikkatle gözler önüne serilen sahneye dikmişlerdi.
Eğer ellerinden gelseydi yaparlardı. Ne var ki, o güçte bir varlığı durdurmak imkansızdı. Bu mesele onları ilgilendirmiyordu ve bu yüzden de dışında kalmaya karar vermişlerdi.
Ancak Ejderha ırkının Paragon'u ve hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde Vampyros ırkının Paragon'unun böyle çekinceleri yoktu.
İlki için, torunu Drakthanion'un hayatı şu anda tehlikedeydi. Ve ejderha ırkı için kendi kanından daha değerli hiçbir şey yoktu.
Bir anda, vücudunun etrafında obsidiyen gibi pullar sertleşerek bir zırh misali yayıldı. Alnından gökyüzüne doğru kıvrılan tırtıklı bir boynuz fırladı. Erimiş alevler, yılanlar gibi etrafını sararak alev alev dalgalandı.
Ejderhaların Paragon'u şekil alırken sıcaklık tavan yaptı, erimiş gözleri kaosu yarıp geçerek doğrudan Atticus'a odaklandı.
O zamana kadar, parlak siyah bir zırh Jezeneth'i çoktan sarmıştı. Elinde mızrağıyla tetikte duruyordu; ondan yayılan kana susamışlık, orduları bile tereddüte düşürecek cinstendi.
Gözlerindeki o pırıltıyla vahşi, neredeyse yırtıcı görünüyordu; sanki halinden memnunmuş gibi, sanki tam olarak beklediği şey buymuş gibi.
O adamdan aldığı emirler çok netti; Atticus'la ya da insan bölgesiyle hiçbir olay başlatma. Ama şu an olayı başlatan o değildi. Olayı başlatan Atticus'tu ve o da sadece karşılık veriyordu.
Ne Jezeneth ne de Ejderha Paragon'u göz göze geldi. İkisi de kılını bile kıpırdatmadı.
Fakat dönüşümleri tamamlandığı an, gözden kayboldular.
Sanki uzayın kendisi parçalanıyormuş gibi tek bir çatlama sesi duyuldu ve ardından aradaki mesafeyi yarıp geçtiler. Göz açıp kapayıncaya kadar Atticus'un önünde bitivermişlerdi; mızrak bir füze gibi havayı delip geçiyor, pençeler kıyamet koparırcasına bir güçle aşağı iniyordu.
Ama yalnız değillerdi.
Azrakan ve Eletantron daldıkları o şaşkınlıktan sıyrılmışlardı ve bununla birlikte damarlarını tutuşturan yoğun bir öfke dalgası gelmişti. Auraları patlak verdi, güçleri bir anda zirveye ulaştı. Ardından ellerinde, gerçekliğin kendisini çatlatmaya yetecek bir güçle vızıldayan boyutsal kılıçlar oluştu.
Onlar da vahşi bakışlarla uzayı parçaladılar, gözden kaybolup hâlâ sessizce duran Atticus'un yanında belirdiler ve kılıçlarını senkronize, yıkıcı bir darbeyle aşağı indirdiler.
Zenon ve diğer Paragon'ların gözleri fal taşı gibi açıldı. Onlar gibi konumdaki kişilerin, kendi ırklarının liderlerinin hepsinin birden Atticus'a bu şekilde çullanacaklarını düşünmek bile...
Ancak, onu paramparça etmeye sadece santimler kalan bu yıkıcı saldırılara rağmen, hiçbir şey, ama kesinlikle hiçbir şey Atticus'u sarsmadı.
Tek bir kelime döküldü dudaklarından ve saldırılar duraksamış gibi göründü.
"Ozeroth."
Atticus'un bu kibirli ruhla bağ kurmasının üzerinden neredeyse iki yıl geçmişti. Ve onca zaman boyunca, Ozeroth kendini sadece bir kez, bağ kurulduğu gün göstermişti. Ondan sonra sadece Atticus'la kaynaşmış ve bütün o ağır işleri onun yapmasına izin vermişti.
Mesele Atticus'un onu hiç kullanmak istememesi değildi; sadece buna hiç ihtiyacı olmamıştı.
Ama şimdi... ihtiyacı vardı.
Vücudundan kör edici mor bir sütun patlak verdi, bir kükremeyle gökyüzüne fışkırdı; ortaya çıkan o saf güç öyle bir şok dalgası yaydı ki, Paragon'ları geriye doğru savurdu, gözleri kocaman, ağızları bir karış açık kalırken etraflarındaki güç çatırdıyordu.
Sonra bir ses duyuldu; gürleyen, abartılı, ilahi bir kibre varacak kadar buram buram gurur kokan bir ses.
"Evet, evet, dünyanın Ozeroth'un görkemine tanık olma vakti geldi de geçiyor!"
Sütun içe doğru çöktü, yoğunlaştı, şekil aldı ve içinden havanın kendisini bile titreten bir figür ortaya çıktı.
Atticus'tan daha uzun, binlerce güneş gibi parıldayan, etrafa ışık saçan mor bir auraya bürünmüş haliyle Ozeroth karşısındaydı.
Saçları ruhani dalgalar halinde geriye doğru süzülüyor, sanki kendi egosu varmış gibi dans ediyordu. Çenesini mükemmel şekilli bir keçi sakalı süslüyordu; o kadar kusursuz kesilmişti ki, sanki dönüşümün tam ortasında tıraş olmuş gibiydi. Gözleri, sanki gerçekliğin kendisiyle alay ediyormuşçasına bir kendini beğenmişlikle parlıyordu.
Ellerinde, üzerine karmaşık, kadim yazıtların kazındığı iki devasa çekiç, tanrısal bir güçle vızıldıyor; etraflarındaki hava bükülüp titriyordu.
Tüm gözler onun üzerindeyken, tek kaşını kaldırıp sırıttı.
"İyice bir bakın, kusursuzluğun bunaltıcı olabileceğini biliyorum."
Sözleri, Paragon'ların üzerine ağır bir yük gibi indi; tüm bunların küstahlığı gezegensel bir boyuttaydı. Ama kibirli sözlerine odaklanmış bile değillerdi. Hayır.
Mesele o auraydı.
Etrafına yaydığı o saf güç... Atticus'unkiyle aynı seviyedeydi.
Paragon'ların zihinleri bir anlığına buz kesti.
Bu varlık da hangi cehennemden çıkmıştı böyle?
Atticus'un güçlü bir ruhla bağ kurduğuna dair raporlar duymuşlardı. Ama o haber çoktan silinip gitmiş, önemini yitirmiş, Atticus'un tek başına sergilediği o mutlak tahakkümün altında gömülüp kalmıştı. Ruhu daha önce hiç kullanmamıştı.
Ama şimdi... şimdi o ruh ortaya çıkmıştı, hem de öylece ortaya çıkmakla kalmamış, hepsinin korkulu rüyası olan o çocukla güç konusunda omuz omuza duruyordu.
Ve bu, her şeyi değiştiriyordu.
Atticus ve Ozeroth'un bakışları kesişti.
Birincisi, ifadesizdi, her zamanki gibi sakindi.
Diğeri ise genişçe sırıtıyor, adeta zincirlerinden boşanmak için sabırsızlanıyordu.
Tek bir kelime bile etmediler. Etkileşim kısa, fazlasıyla kısaydı, ancak sanki o tek bakışta her şey söylenmiş gibiydi.
Bakışları ayrıldı. Dünya nefesini tuttu.
Eletantron, Azrakan, Jezeneth ve Ejderha'nın bakışları değişti; saldırganlıktan temkinliliğe, ardından da dikkate dönüştü.
Zaman yeniden akmaya başladı.
Ve ardından, bir süpernovayı bile gölgede bırakacak kadar devasa, o kadar şiddetli ve ilahi bir aura patlaması, Atticus ve Ozeroth'tan aynı anda infilak etti. Zemin çatladı. Uzay titredi.
Biri katanasını savurdu. Diğeri ikiz çekiçlerini havaya kaldırdı.
Harekete geçtiler.
Atticus mesafeyi sildi süpürdü; bedeni ardında siyah-kızıl ışık şeritleri bırakıyordu. Dış iskelet zırhı dalgalanarak, doğrudan havadaki manayı ve ruhsal enerjiyi emiyor, her bir hareketini, her bir nefesini besliyordu.
Hızı zirveye ulaştı, saf bir harekete dönüşerek bulanıklaştı. Katanası parladı; bir an içinde milyonlarca kesik belirdi, savaş alanında dans ederek acımasızca Eletantron ve Azrakan'ın üzerinde birleşti.
Gözleri iğne deliği kadar kısılırken ifadeleri karardı, ciddileşti. Ama kuşatma altında olanlar sadece onlar değildi.
Ozeroth, Ejderha Paragon'u ile çarpıştığında havayı kıyamet misali bir gümbürtü parçaladı; gökyüzünün kendisi iç içe geçmiş şok dalgalarıyla dalgalanıyordu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!