Lucas'ı öldürmek her şeye son verirdi. Ama bunu yapamaması için nedenler vardı. En azından şimdi değil.
İlk olarak, Lucas yıllardır onun yoldaşıydı. Başından beri onunla birlikteydi. Arkadaş değillerdi ama Lucas öylece bir kenara atabileceği biri de değildi.
Günün sonunda, o hala kendilerinden biriydi.
Eğer Lucas onu alenen sırtından bıçaklamaya kalkışsaydı, durum farklı olurdu. Atticus onu hiç tereddüt etmeden öldürürdü.
Ama durum böyle değildi.
Sadece yeni kanıtladığı şüpheler vardı. Lucas ölümü hak edecek hiçbir şey yapmamıştı, en azından henüz.
Ve onu soğukkanlılıkla öldürmek, Atticus bunu kendi içinde ne kadar mantığa bürümeye çalışırsa çalışsın, içine sinmiyordu.
İkinci olarak, eğer bir şeyler planlanıyorsa, Lucas tek başına hareket etmiyordu.
O zayıftı.
Fırsat verilse bile Atticus'un saçının teline bile zarar veremezdi.
Ve en önemlisi, pişmanlık hissediyordu.
Bu da bir şans olduğu anlamına geliyordu... Atticus'un umutsuzca ihtiyaç duyduğu bilgileri ondan koparmak için zayıf, hassas bir şans.
Lucas alçak bir sesle devam etti.
"Dürüst olmak gerekirse... sanırım hayatta kalanlarımız deneyler sırasında ölmeyi tercih ederdi. Ama gel gör ki hayatta kaldık.
"Kimileri defalarca kendini öldürmeye çalıştı ama üzerimizdeki gözler çok fazlaydı.
Bize birer hazineymişiz gibi davrandılar, hatta o kadar ki bize lüks yiyecekler verip özenle baktılar. Ancak çoğumuz yaşama isteğini çoktan kaybetmiştik."
Ses tonu karardı.
"Ta ki... onları kullanana kadar."
"Çoktan öldüğünü sandığımız ailelerimizi getirdiler ve onları bize karşı kullandılar.
Bizi onların hayatlarıyla tehdit ettiler, bizi ömür boyu onlara bağlayan mana sözleşmeleri imzalamaya zorladılar... bizi birer köleden farksız hale getirdiler."
Herkesin yüz ifadesi karardı ve alandaki baskı yoğunlaştı.
Atticus'un aurası Lucas'ın üzerine çöktü ve burnundan bir damla kanın süzülmesine neden oldu.
"Ne planlıyorlar?" diye sordu Atticus, sesi ağırlaşmıştı.
Lucas sırıttı.
Bu daha önce gösterdiği hiçbir şeye benzemeyen bir ifadeydi; bir delininki gibi, çıldırmış bir ifadeydi.
"Önce isteyeceğim iyiliği dinlemek zorundasın."
Atticus'un gözleri kısıldı.
"Sen bir hainsin. Sana yardım edeceğimi sana düşündüren şey de ne?"
Lucas'ın sırıtışı daha da genişledi.
"Çünkü kibarca rica ettim." Ardından tekrar kahkahalara boğuldu.
Baskı tekrar şiddetlendi ve Lucas'ın bedeni acımasız bir güçle yere çarptı.
"Lucas!" diye haykırdı Nate. Ama hala hareket edemiyordu.
"Atticus, eminim ki biz—"
Onu aklıselime davet etmeye çalıştı ama sözünü bitiremeden Atticus konuştu.
"Bunu bir şaka olarak algılama. Hâlâ hayatta olmanın tek nedeni sahip olduğun bilgiler."
"Bu son defa olacak."
Baskı iki katına çıktı.
Lucas öksürdü, ağzı dolusu kan tükürdü. Yine de, nefes nefese konuşmayı başardı.
"Ne olursa olsun... yine de isteğimi dile getireceğim. Ve sonrasında sana ne istiyorsan anlatacağım."
Duraksadı.
"Keliata ve Yesmin Ravenstein. Annem... ve kız kardeşim. Eğer bundan sağ çıkarsan, ki bir şekilde çıkacağını biliyorum, lütfen onları bul. Onlara yardım et."
Yalvarırken gözleri hafifçe aşağı düştü.
Ama Atticus hiçbir şey söylemedi.
Lucas devam etti.
"Şanslısın ki üzerimizdeki kısıtlamalar bilgi konusunda katı değildi. Sanırım yanlış kısıtlamalar koymaktansa hiç kısıtlama koymamayı daha iyi buldular."
"Beni esir alan kişiler... Obsidiyen Tarikatı'ydı."
Güm.
Açıklıktaki yerçekimi yoğunlaştı ve Atticus'un aurası bir fırtına gibi kabardı.
"Devam et."
"Bunlar gerçek Obsidiyen Tarikatı," dedi Lucas.
"Onların iç çemberini oluşturanlar. Gerçek hedefleri, Çekirdekler."
Atticus'un bakışları keskinleşti.
"Gördüğüm ve duyduğum her şeyi göz önüne aldığımda vardığım sonuçlar bunlar. Hepsini bir arada ele geçirebilecekleri bir yere ihtiyaçları vardı... güvenli ve izole bir yer, ele geçirdikten sonra ırk liderlerinin ulaşamayacağı bir yer."
Duraksadı, gözleri Atticus'unkilerle buluştu.
"Burası... mükemmel bir yer."
Atticus'un bakışları iğne ucu kadar küçüldü. Düşünceleri birbiriyle yarışıyordu.
'Buraya geliyorlar.'
Keskin bir hareketle Lucas'a döndü.
Ama nasıl?
Aurası dışarıya doğru dalgalanarak tüm adayı kapladı.
Ada devasaydı. Ancak Atticus'un algısı da öyleydi.
Uzaklarda, eğitim alanında meditasyon yapmakta olan Albay Zenon, gözlerini fal taşı gibi açtı.
"Ha?"
Atticus'un aurasının her şeyi silip süpürdüğünü az önce hissetmişti.
Atticus adanın her karışını kontrol etti ve didik didik aradı. Araştırmasını gizleme zahmetine bile girmedi.
Diğer Apexler bile durakladı, onun ezici aurasının üzerlerinden geçtiğini hissettiklerinde bakışları keskinleşti.
Neler oluyordu?
Fakat Atticus hiçbir şey bulamadı. Adada tek bir anormallik bile yoktu.
'Belki de başka bir adadadır?'
Eğitim kampı devasa büyüklükteydi. Onun için bile her yeri tamamen kontrol etmek birkaç saniye alırdı.
'Ama hangi eser...'
Lucas'ın üzerinde hiçbir şey yoktu. Obsidiyen Tarikatı buna benzer bir şeyi en son Sektör 8'de yapmıştı ve o zaman onları çağırmak için biri bir eser kullanmıştı.
'Dimensari ve Ejderha Apex'i...'
Bu yüzden kayıplardı!
Düşünceleri henüz yerine oturmadan Ozeroth'un sesi zihninde yankılandı.
'Dur bakalım, Ortak. Burası senin şu Sektör 8'e benzemez. Burası başka bir boyut ve savunmaları daha sıkı.'
Atticus gözlerini kıstı.
'Yani...'
Fakat düşüncesini bitiremeden Lucas yeniden konuştu.
"Sanırım önemli bir şeyi unutuyorsun."
"Benim buradaki rolüm ne?"
Atticus'un düşünceleri donup kaldı.
Ve ardından, bedeninden fışkıran yoğun bir aura patlayarak ormanı köklerine kadar sarsan bir rüzgâr dalgası yarattı.
Ne olabilirdi?
Lucas'ın rolü ne olabilirdi ki?
Onu öldürme baskısı şiddetlendi.
Ancak Atticus hâlâ bunu yapmaya elini varamıyordu. Bu ahlaki bir ikilemdi. Yumruğunu sımsıkı sıkarken kalbi sızladı. Sıradan biri olsaydı, onu hiç düşünmeden öldürürdü. Ama bu Lucas'tı... siktiğimin bir Ravenstein'ı! Çocukluktan beri tanıdığı biri!
Lucas'ı yeniden aşağı bastırmaya çalışırken aurası daha da heybetli bir hal aldı, ancak Lucas sadece gülümsedi.
Gözleri Nate'e döndü.
"Sen benim hiç sahip olmadığım kardeşimdin. Dostluğumuzun her anından keyif aldım. Seni seviyorum. Daima."
Nate'in gözleri titredi.
"Lucas..."
Lucas Atticus'a döndü. Sadece gözleri hareket etti, bedeni hala donmuş durumdaydı.
Ve Atticus bunu, yeni bir duyguyu hissetti.
Kabulleniş.
'Onu öldüremem.'
Atticus bunu fark etmişti. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyordu. Bu tuhaftı. Sürrealdi. Savaşın harareti içinde Atticus ne yapacağından emin değildi ama şimdi? Lucas'ı soğukkanlılıkla öldüremezdi.
Ne olursa olsun, aptal olmaktan çok uzaktı.
Atticus aniden belirdi, kolu şiddetli bir güçle arkadan Lucas'a çarparak onu bayılttı.
Lucas bilincinin kayıp gittiğini hissetti ve yere doğru düşmeye başlarken yüzündeki gülümseme genişledi ve son sözlerini mırıldandı.
"Hayattan daha yüce bir şey yoktur... Ben de benimkini onun yakalanması için feda ediyorum."
Ve ardından, Lucas patladı.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!