Draktharion, karşısındaki bu muamma adamla yüzleşirken dimdik ve tamamen hareketsiz duruyordu.
Carius Valarius. Dimensari Irkının Apeks'i.
Tüm Apeksler arasında en tehlikelisi olarak etiketlenmişti. Diğer Apeksler henüz birbirleriyle tanışmamışken, birçoğu hala güçlenmek ve üçüncü Hayat Silahı Sınavı'na girmek için çabalarken, Carius çoktan faaliyete geçmişti.
Rakiplerini yavaş yavaş ortadan kaldırmanın ve Eldoralth'ta kalan tek reenkarnatör olmanın yollarını çoktan planlamaya başlamıştı.
Soğuktu. Acımasızdı. Ve en tehlikelisi, o bir plancıydı.
Draktharion pek plancı biri değildi. Gururluydu, özünde tam bir vahşiydi. Ancak o bile Carius gibi insanların ne kadar tehlikeli olduğunu kavrayacak kadar zekiydi.
Draktharion, Carius'un varlığını hissettiği an gardını mutlak zirveye çıkarmıştı. Tüm vücudu kasılmıştı ve her an savaşa hazırdı.
Yine de, tüm bu önlemlere rağmen Carius'un ilk sözü her şeyi darmadağın etmişti.
Draktharion'un gözleri zar zor seçilecek kadar kısıldı. Sesi, bastırılmış bir öfkeyle gürledi.
"Sen az önce ne dedin?"
Carius, Draktharion'un öfkesinin büyümesini umursamaz bir şekilde izledi.
Ejderha Apeks'inin kasları sıkıca sarılmış çelik gibi gerildi, erimiş gözleri tehlikeli bir şekilde yanıyordu.
Kanatları seğirdi. Pençeleri, Dimensari Apeks'ini saniyeler içinde parçalara ayıracakmış gibi kasıldı.
Yine de, tüm bunlara rağmen,
Carius hareketsiz duruyordu. Draktharion'u, kaçınılmaz bir sonucu inceliyormuş gibi gözlemliyordu.
"Kendimi tekrar etmeme değmezsin."
"Ailemi tekrar görmeme yardım edeceğini mi söyledin?"
Draktharion'un sesi çakıl taşı gibi pürüzlüydü, dişlerini o kadar sıkıyordu ki parçalanmamaları bir mucizeydi.
Carius'un dipsiz bakışları ona sabitlenmiş halde kaldı.
"Sana aileni tekrar görme ayrıcalığını bahşedeceğim," diye düzeltti.
GÜM!
Draktharion ileri doğru sert bir adım attı, sırf varlığı bile hiçliğin kendisini sarsıyordu.
"Hassiktir oradan!" diye kükredi. "Bu nasıl mümkün olabilir!?"
Carius'un ses tonu dümdüz kaldı.
"Bana boyun eğerek ve emirlerimi uygulayarak."
Dipsiz gözlerinde soluk bir parıltı, küçük bir dalgalanma titreşti. Fakat Draktharion bunu fark edemeyecek kadar öfkeliydi.
"Hayır!" diye hırladı, yumruğunu avucuna geçirerek. "Mesele bu değil. Ailemi tekrar görmemi nasıl sağlayacaksın!?"
Nefes alışverişi ağırlaştı. Kalbi güm güm atıyordu.
Biliyordu, çok iyi biliyordu ki Carius'un ağzından çıkan tek bir kelimeye bile inanmamalıydı.
O bir plancıydı. Bir manipülatördü.
Ama bu sözler Carius'un dudaklarından döküldüğü an, içinde bir şeyler çatladı.
Bir zayıflık.
Kulağa ne kadar saçma gelse de görmezden gelemeyeceği bir zayıflık.
Ejderha Apeks'i başını iki yana salladı.
"Bilinmeyen bir varlık hepimizi bu dünyaya reenkarne etti!" Pençelerini esnetti. "Sen de hepimizle aynı konumdasın! Bu zırvaya kanacak kadar aptal olduğumu sana düşündüren şey ne!?"
Nefesi hızlandı, burun delikleri genişledi.
"Ne yalanları zırvalıyorsun sen—"
Sonra, düşünceleri duruverdi.
"Bekle bir saniye… Geçmişimi nereden biliyorsun sen!?"
Sessizlik.
Draktharion'un idrak etmekte zorlandığı, dehşet verici bir aydınlanmaydı bu. Bunu hiç kimseye anlatmamıştı. Tek bir ruha bile.
Öyleyse Carius bunu nasıl biliyordu?
Fakat Carius konuşmadı. Gözünü bile kırpmadı. Kımıldamadı.
Sadece Draktharion'a baktı.
Manipülasyonda en etkili taktik, manipüle edilen kişinin boşlukları kendi kendine doldurmasına izin vermekti.
Ya da en azından bunu denemesine.
Carius sessizliğin uzamasına izin verdi.
Şüphelerin iltihaplanmasına, düşüncelerin Draktharion'un kafasının içinde kontrolsüzce dönüp durmasına müsaade etti.
Ve bunu yaparken durumu gözden geçirdi.
'Bu mümkün.'
Nexus sırasında, Carius büyükbabasının boyutunu ele geçirip tüm rekabeti bir ölüm maçına dönüştürdüğünde, aynı zamanda pek çok şey hakkında içgörü kazanmıştı.
Bunlardan biri bir yetenekti.
Dimensari ırkından hiç kimsenin uyandıramadığı bir yetenek.
Carius onu şu şekilde isimlendirmişti;
Paradoks Hapsi.
Onu nasıl etkili bir şekilde kullanacağını bulmak zaman almıştı.
Boyutsal Döngü'ye benziyordu, ama bu zihni hedef alıyordu. Hedefi mantıksal bir paradoks içine hapseden ve eninde sonunda zihnini boyun eğmeye zorlayan dehşet verici bir yetenekti.
Bu yetenekle onların gerçeklik algısını o kadar derinden çarpıtabiliyordu ki, kendileriyle çelişmeden hiçbir eylemde bulunamıyorlardı.
Ama bunu yapmak için Carius'un önce onların zihnine girmesi gerekiyordu.
İkinci içgörü de işte burada devreye girmişti.
Boyutun kontrolünü ele geçirdiği ve diğer Apekslerle irade çatışmasına girdiği için Carius onların anılarından kesitler elde etmişti.
Ancak, bu sadece boyun eğdirdikleri için geçerliydi. Atticus ve diğer birçok üstün Apeks için hiçbir şey elde edememişti.
Yine de, zihnine girebildikleri arasında sadece iki kişi hayattaydı. Ve o, bu ejderhanın en iyi seçenek olduğuna karar vermişti.
Saniyeler geçti.
Ancak Carius hâlâ cevap vermiyordu.
Aniden havada bir şeyler değişti.
Boğucu ama bir o kadar da belli belirsiz bir güç. Görünmez bir varlık uzayın içinden süzülerek geçti. Draktharion'un etrafındaki hava çarpıtıldı ama Ejderha bunu fark etmemişti.
Bir anda, milyonlarca soru zihnine hücum ederken beyni adeta infilak etti.
"Ya doğruyu söylüyorsa?"
"Ya o varlık ona benim geçmişimi anlattıysa?"
"Ya… Ailemi tekrar görebilirsem…?"
Draktharion bundan nefret etti.
Tüm bu sorulardan nefret etti.
Kendi içinde bir savaş vermekten nefret etti.
En ufak bir an için bile olsa, artık kendinden emin olamamaktan nefret etti.
Sonra, Carius konuştu.
"Bizi bu dünyaya getiren varlıkla iletişim halindeyim. Belirli koşulları yerine getirdiğim takdirde bana üç dilek hakkı bahşetti."
"O dileklerden birini sana vereceğim. Bana boyun eğ ve her emrimi yerine getir."
Draktharion'un bedeninden yayılan yoğun ısıyla birlikte hava kavurucu bir hal aldı.
Zihnine sızan bir şeyler hissedebiliyordu, yabancı ama bir o kadar da doğal bir şey.
Kafasındaki sorular ve çelişkiler daha da şiddetlendi. Elini o kadar sert sıktı ki yumruğu çatırdadı ve kanadı.
Dişlerini sonuna kadar sıkarak, söyleyeceğini hiç düşünmediği kelimeleri dile getirdi.
"…Benden beklenen ne?"
Carius konuşmadan önce sessizliğin bir süre daha uzamasına izin verdi…
Ve sözünü bitirdiğinde, Draktharion'un gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Asla!" diye kükredi. "Ben ona hayatımı borçluyum! Bir ejderhanın onuru her şeyidir! Ölmeyi tercih ederim!"
Carius'un sakin bakışları değişmedi.
"Burada tehlikede olan şey senin hayatın değil. Sana ihanet edildi. En yakın yardımcıların tarafından sırtından bıçaklandın."
"Onlara ne olacağını sanıyorsun?"
Draktharion donakaldı. Az önceki öfkesi uçup gitmişti. Dişleri birbirine gıcırdarken zihni hızla dönüyordu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!