Atticus her şeyi denemişti.
Her tekniği, her yöntemi. Tüm elementlerin üzerinden geçmiş, onları art arda ve birlikte kullanmıştı ama hala bir değişiklik yoktu.
Dudaklarından derin bir iç çekiş döküldü.
"Sana başından beri yolu söylüyorum! Neden beni dinlemiyorsun?"
Ozeroth'un bıkkınlık dolu sesi aniden zihninde yankılandı.
Atticus irkilmedi bile. "Seni dinliyorum. Takip ettiğimiz bir liste var, hatırladın mı?"
O liste ikisi tarafından titizlikle hazırlanmıştı.
Atticus teoriler üretmişti. Ozeroth ise kendi teorilerini, biraz zorla da olsa, ortaya atmıştı. Şimdi sıra Ozeroth'un fikrini test etmeye gelmişti ama elbette ruhun çenesini kapalı tutmaya hiç niyeti yoktu.
"Sana fikirlerinin beş para etmez olduğunu söylemiştim! Yüce Ozeroth konuştuğunda, sözleri kanundur!"
Atticus şakaklarını ovalayarak iç geçirdi. "Şimdi deneyeceğim, o yüzden sakin ol."
Ozeroth'u duymazdan gelerek gözlerini kapattı ve kendini odaklanmaya bıraktı.
Geri kalan her şeyi kapattı. Gürültüyü. Dikkat dağıtıcı unsurları. Kendi şüphelerini bile.
Bunun yerine, sadece Ozeroth'un teorisine odaklandı.
'Duygular.'
Alan oluşturma eğitimi sırasında Atticus bir şey keşfetmişti.
Elementlerle olan bağlantı sadece güçle ilgili değildi. Bu bir rezonans meselesiydi. Her bir element, kendisine bağlı duygular taşıyordu.
Her biri kendine özgüydü; derin bir duygusal senkronizasyon gerektiren ayrı birer varlıktı.
Ama...
Eğer tüm elementlerini birlikte geliştirmek istiyorsa, Ozeroth'a göre daha derin bir şey araması gerekiyordu.
Tek bir duygu.
Tüm elementleri birbirine bağlayan bir şey. Hepsiyle rezonansa giren tek bir duygu.
Atticus'un etrafındaki hava durgunlaştı.
Dünya bulanıklaştı.
Kendini serbest bıraktı, duyularının hissetmesine izin verdi.
Ve sonra, başladı.
Bir duygu sarmalı etrafında dans etmeye başladı. Her biri tanıdıktı, her biri bir elemente bağlıydı.
İçinden akıp gitmelerine, çekirdeğine kadar uzanmalarına izin verdi; parçalar halinde birleşiyorlardı ama hala ayrıydılar.
Zaman uzadı.
Saatler geçti.
Ve sonra;
'İşte orada.'
Bu kelime Atticus'un zihninde bir savaş davulu gibi yankılandı.
Cılızdı. Ama oradaydı.
Bir bağlantı. Daha... derin bir şeyin kıvılcımı.
Atticus nabzının hızlandığını hissetti, içini bir heyecan kaplamıştı. Ama tam ona uzandığı anda...
Kayıp gitti.
Gözleri fal taşı gibi açıldı.
O an uçup gitmişti.
Yüzüne bir hoşnutsuzluk yerleşti. 'Hissettim. Ama ulaşamıyorum...?'
"Hah! Sana söylemiştim, Bağlım! Yüce Ozeroth konuştuğunda, dinlersin!"
Atticus onu tamamen duymazdan geldi.
Bu yeni keşfe rağmen, hayal kırıklığı daha da derinleşti. Çünkü orada bir şey olduğunu bilmesine rağmen onu kavrayamıyordu.
Neden?
Onu geride tutan neydi?
Parmakları kıvrılıp yumruk halini aldı. Darboğazlardan nefret ediyordu.
'Tekrar.'
Atticus gözlerini kapattı ve bir kez daha odaklanmış haline büründü.
Girdap gibi dönen duygular etrafında kabardı.
Ve sonra, oradaydı.
Aynı cılız bağlantı.
Zihnini sabitledi, kararlılığını sağlamlaştırdı ve uzandı. Ama... hiçbir şey.
Parmaklarının arasından kayıp giden bir duman gibi, o an bir kez daha yok oldu.
Gözleri açıldı. Çenesi kasıldı.
'Neler oluyor lan...'
Ama başarısızlığın üzerinde durmadı. Derhal o duruma yeniden girdi.
Tekrar.
Ve tekrar.
Ve tekrar.
Ama kaç kez denerse denesin, ne kadar zorlarsa zorlasın, ona bir türlü ulaşamıyordu.
Dakikalar saatlere döndü ve yine de hiçbir şey olmadı.
"Ne kadar çok denersen, senden o kadar uzağa kayıp gidecek."
Ozeroth'un sesi aniden yankılandı.
Atticus'un kaşları çatıldı. "Ne?"
"Bunun şu an kavrayabileceğin bir şey olmadığı çok açık, Bağlım. Beklemeni öneririm... Bırak o sana gelsin."
Beklemek mi?
Atticus bu cevaptan nefret etmişti.
Ama bu fikirden ne kadar hoşlanmasa da, görünüşe göre başka seçeneği yoktu.
En azından şimdilik.
Sertçe nefes vererek bir karar aldı. Eğer şimdi ulaşamıyorsa, başka bir şeye odaklanacaktı.
Öğleden sonra hızla akıp geçti, Atticus'un hayal kırıklığı da öyle.
Bugün darboğazı aşamamış olsa da, sonunda ilerleyebileceği bir yol bulmuştu. Büyük resme bakıldığında, bu epey büyük bir şeydi.
Zihnini yatıştırdıktan ve duygularının dengede kaldığından emin olduktan sonra, bir kez daha denemeye karar verdi.
Ancak görünüşe göre bugün büyük atılımların yapılacağı o gün değildi. Çünkü tam bir kez daha odaklanma durumuna gireceği sırada;
"İyi misin sen? Değişiklik olsun diye gerçekten de ciddi bir insan evladı gibi görünüyorsun."
Kendini beğenmiş bir ses çınladı.
Atticus iç çekerek gözlerini açtı.
Aurora açıklığın kenarında durmuş, kollarını kavuşturmuş, dudakları küstah bir sırıtışla kıvrılmıştı; halinden memnun olduğu çok belliydi.
"Senin eğitmen gereken bir ordun falan yok mu?" diye sordu dümdüz bir sesle.
Aurora tek kaşını kaldırdı. "Sanki beni burada istemiyormuşsun gibi konuşuyorsun."
Atticus ifadesiz bir yüzle onun bakışlarına karşılık verdi. "Gerçekten mi? Oysa bunu çok belli ettiğimi sanıyordum."
Aurora'nın kendini beğenmişliği anında paramparça oldu.
"Sen—!!"
Yüzü öfkeyle buruştu ve bir an için Atticus onun tüm adayı ateşe vereceğinden emindi.
Ama o gerçekten kundakçılık yapamadan önce kıkırdadı ve elini kaldırdı.
Önündeki zemin gümbürdedi.
Pürüzsüz, cilalı taştan iki sandalye toprağın içinden yükseldi.
Atticus karşısındaki koltuğu işaret etti. "Sakin ol. Otur."
Aurora ona ters ters baktı.
Bir an için, sırf huysuzluk olsun diye sandalyeye tekme atmayı düşündü.
Ama tüm bunlara rağmen, yine de oturdu.
Atticus sırıttı. "Tamam, tamam. Şaka yapıyordum. Tabii ki burada olmanı istiyorum."
"Hıh," diye burnundan soludu Aurora, bacak bacak üstüne atarak. "Belli oluyor."
Atticus arkasına yaslandı. "Peki, gerçekten neden buradasın?"
"Acemilerin çoğu uzmanlık alanları için ayrıldı." Saçının bir tutamını savurdu. "Ziyafetten önce eğitimler yavaşlıyor."
Atticus durumu anladığını belirten bir ses çıkardı. Sınavların yanı sıra, acemilerin çoğunun eğitmenlerin öğretmesini gerektiren uzmanlık alanları vardı. Demircilik, rün oymacılığı ve benzeri disiplinler. Bu yüzden, acemilerin çoğu kendi bölgelerine gitmek için adadan ayrılmak zorunda kalmıştı.
Daha önce birden fazla hava gemisi fark etmişti ama ortada bir düşmanlık yoktu, bu yüzden onları öylece görmezden gelmişti, özellikle de askeri çavuşlara ait olduklarını gördüğünde.
Sonra, dudakları hafifçe kıvrıldı. "Ah. Yani beni özlediğin için buradasın."
Aurora'nın nefesi boğazına dizildi.
"KİM ÖZLEMİŞ SENİ?!"
Atticus kıkırdadı. "Sen. Orası kesin."
Aurora ona doğru bir parmak doğrulttu, tam karşılık verecekti ki—
Ama sonra, durdu. Ağzı kapandı.
Başını çevirip şüpheli bir tavırla gökyüzüne baktı.
Atticus'un kaşları hafifçe kalktı. "Aurora...?"
"Kapa çeneni," diye mırıldandı.
Atticus sırıttı.
Ve işte böylece, ikili konuşmaya ve gülüşmeye devam ettiler.
...
Gölgelerin her yöne sonsuz bir şekilde uzandığı karanlık bir mekanda, iki figür karşılıklı duruyordu.
Aralarındaki sessizlik oldukça yoğundu.
Biri, ham ve ilkel bir gücün ezici varlığını yayıyordu.
Koyu, obsidiyene benzeyen pullarla kaplı, devasa bir cüsse. Ateşli, yarık göz bebekleri hiçlikte kor gibi yanıyor ve alnından geriye doğru kavis çizen keskin, tırtıklı iki boynuz uzanıyordu.
Parmaklarını esnetirken ustura keskinliğindeki uzun pençeleri parladı, etrafındaki hava sıcaklık ve saldırganlıkla doluydu.
Arkasındaki devasa kanatları katlanmış haldeydi ama dinlenirken bile heybetli bir üstünlük yayıyorlardı.
Draktharion Ignisyth.
Ejderha Irkının Zirvesi.
Ve onun karşısında duran figür, hiç kimsenin, ama hiç kimsenin beklemeyeceği biriydi.
Ejderha Zirvesi'nin heybeti cayır cayır yanarken, diğer adam bir muamma, her şeyi yutan bir hiçlik gibiydi.
Gümüş rengi saçları uçuruma karşı hafifçe parlıyor, ürkütücü bir üstünlüğün sancağı gibi arkasından süzülüyordu. Ruhani, neredeyse yarı saydam cildi sanki diyarlar arasında var oluyormuş gibi görünmesine neden oluyordu.
Ama onu gerçekten farklı kılan gözleriydi.
Dipsiz bir siyah; sakinlik, hesaplama ve sabırla dolu.
Dimensari Irkının Zirvesi.
Carion Valarius.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!