Zoey uzaklaşıp gözden kaybolurken, şimdi sessizleşen ormanda aniden bir ses yankılandı.
"Bu gülümseme de neyin nesi?"
Atticus gözlerini kırpıştırdı.
Yüzüne yayılan o kocaman sırıtışa rağmen masumca, "Hangi gülümseme?" diye sordu.
Ozeroth küçümseyerek güldü.
"İşte o! Tam da oradaki! İtirafı sende beyin sarsıntısı falan mı yarattı?! Cık cık. Hâlâ öğrenecek çok şeyin var, ortak."
Ozeroth başını iki yana salladı.
"Sırf güzel bir kız sana açıldı diye gerçekten mutlu mu oluyorsun? Ne kadar acınası! Hâlâ benim yüceliğimin yolları hakkında eğitilmeye ihtiyacın var."
Atticus alay ederek ona döndü.
Ve ardından, sırıtışı daha da genişledi.
"En azından bana açılan biri var."
Ozeroth donakaldı. Bütün bedeni kaskatı kesildi.
Ağzı açıldı.
Sonra kapandı.
Sonra tekrar açıldı. Ancak dudaklarından hiçbir kelime dökülmedi.
Atticus'un sırıtışı derinleşti.
"Ne? Yalan mı söyledim?" Sesi fazlasıyla ukalaydı.
Ozeroth'un yüzü seğirdi.
Var olduğu günden bu yana ilk kez gafil avlanmıştı. Bu piçin bunu ona karşı kullanacağını düşünmek...
Gözleri kısıldı ve ağzı tekrar açıldı.
Ardından tek bir cevap bile veremeden ağzını kapattı. Çünkü Atticus'un onun hayatındaki her şeyi görebildiğini biliyordu. Etrafında pervane olan kadınlarla her zaman övünüp dururdu, buna rağmen bugüne dek tek bir itiraf bile almamıştı.
Aralarında ağır bir sessizlik uzadı.
Atticus son derece keyifli bir halde kollarını kavuşturup sessizleşen Ozeroth'a baktı.
"Ne o? Dilini kedi mi yuttu?"
Sırıttı.
"Yüce Ozeroth üzüldü mü yoksa?"
Ozeroth'un keskin gözleri bir anlığına Atticus'a odaklandı, ardından o her zamanki kabadayılığından eser kalmamış bir halde anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı.
Sonra—
PUF.
Atticus'un göğsünde kaybolarak aralarındaki bağın derinliklerine çekildi.
Atticus anında kahkahayı bastı.
Omuzları sarsılacak kadar şiddetli gülüyordu.
Yüzündeki ukala sırıtış daha da genişledi.
"Bunda utanılacak bir şey yok Ozzy." Gözünden sahte bir gözyaşı sildi.
"Senin ihtişamındaki birinin... bir gün mutlaka bir itiraf alabileceğine eminim."
Kahkahası daha da yükseldi.
Sonra onu hissetti. İçinden yayılan saf, için için kaynayan bir öfke dalgasını.
Ozeroth'un hiddetini. Ki bu elbette Atticus'un daha da şiddetli gülmesine neden oldu.
Ozeroth'la dalga geçerek epeyce eğlendikten sonra Atticus nihayet durdu.
İçinden, 'Oh olsun,' dedi ve hâlâ öfkesinden kuduran ruhtan hiçbir cevap alamamasına rağmen bunu zerre umursamadı. Geçtiğimiz birkaç ay boyunca Ozeroth'un ona çektirdiği onca şeyden sonra, bunu sonuna kadar hak etmişti.
Kendini suçlu bile hissetmiyordu!
'Bu mesele de aradan çıktığına göre...'
Artık rahatladığına göre elindeki asıl meseleye odaklanmaya karar verdi.
Zoey'nin az önce durduğu noktaya bakarken yüzündeki o geniş gülümseme geri döndü.
Atticus nasıl hissediyordu?
Mutlu.
Şu anki ruh halini en iyi anlatan kelime buydu.
Bu geceden önce, Atticus Zoey ile olan mevzuyu ne zaman düşünse göğsüne hep bir sızı saplanırdı.
İlişkiler konusundaki tecrübesizliği bundan daha bariz olamazdı. Geçmiş hayatında kötü bir deneyim yaşamıştı ve bu hayatında da işler yine sarpa sarmıştı.
Bu, Atticus'a sorunun kendisinde olup olmadığını sorgulatan bir şeydi. Belki de onda bir sorun vardı.
Ancak bu, anında kafasından söküp attığı bir düşünceydi. Her halükarda, aşk hayatını çevreleyen bu çileden hiç hoşlanmıyordu.
Fakat şimdi Atticus, durumun hiç de öyle olmadığını yeni öğrenmişti.
Zoey de aynı şeyleri hissediyordu.
Onu istiyordu.
Bu, içine bir mutluluk dalgası yaydı ve aralarındaki dinamikler şu anda çok karmaşık olsa da Atticus zamanla her şeyin daha iyi olacağına inanıyordu.
Yüzündeki geniş gülümsemeyi hiç bozmadan oturan Atticus, içindeki öfkeden köpüren ruhu hiç umursamayarak meditasyonuna devam etti.
Ve böylece günler akıp geçti.
Zoey ile buluşmasından sonra Atticus onu bir daha yakından görmemişti. Ancak ordunun gelişimini kontrol ettiği anlarda onu uzaktan da olsa birkaç kez göz ucuyla yakalamıştı.
Ve onu gözlemlediği o birkaç seferde Atticus, Zoey'nin o geceki sözlerinde tamamen ciddi olduğunu görebiliyordu.
Bakışları artık farklıydı. Katıldığı her aktivite, her antrenman seansı, hatta bölük üyeleriyle olan etkileşimleri bile yepyeni bir amaç duygusuyla yapılıyordu.
Atticus'a göre o, artık bir amacı olan ve şimdi tüm varlığıyla o amacın peşinden koşan biri gibi görünüyordu.
Antrenmanlarının dozu artmıştı. Aurora'nın onlara uygulattığı saatler süren yorucu ve bazen de tamamen yararsız antrenman seanslarından sonra bile Zoey neredeyse hiç dinlenmiyordu. Bunun yerine kendini tamamen antrenman yapmaya ve gücünü ilerletmeye adamıştı.
Onu izlerken, en başından beri ona çekilmesinin sebebini hatırladı.
Yine de Atticus kendi görevlerini boşlamamıştı. Zoey'nin yanı sıra tüm orduyu ve gelişimlerini de gözlemliyordu.
Aurora'nın harika bir iş çıkardığını söylemek kesinlikle abartı olmazdı. Sanki lider olmak için doğmuş gibiydi.
Daha doğrusu... insanları sinir etmek için.
Aurora tam anlamıyla utanmazın tekiydi. İnsanların ne dediğini umursamıyordu. Çaylakların ne hissettiği umurunda bile değildi.
Otoriter bir şekilde emirler yağdırıyor ve ona en ufak bir şekilde bile itaatsizlik eden herkesi kesinlikle azarlıyordu.
Emirleri makul olanlardan tutun da tamamen saçma olanlara kadar uzanıyordu. Atticus'un tavsiyesini ciddiye almış ve çaylakların sabrını epey sınamıştı.
Şans eseri, birçoğu durumdan hoşnutsuz olsa da, dişlerini sıka sıka da olsa her emri yerine getirmeye devam ediyorlardı.
Aurora onların şikayetlerinden zevk alıyor, çektikleri eziyetin kaynağı olduğu gerçeğiyle adeta mest oluyordu.
Bu durum, diğer ırklar da dahil olmak üzere her bölüğün hizaya girmesini sağlamıştı. En saçma komutlarda bile emirleri sorgulamıyor ve dinliyorlardı.
Bunun dışında Atticus, arkadaşı Kael'i de gözlemlemişti.
Çocuk tam bir savaş manyağı olarak kalmaya devam ediyor, her zaman dövüşmek için bir bahane arıyordu. Boş zamanlarını avlanarak ve önüne gelen herkese meydan okuyarak geçiriyordu.
Bunları gördükten sonra Atticus, ordusunun az çok hazır olduğuna inandı.
Atticus'a göre bir orduyu yönetmenin en önemli yanı, verdikleri her emri harfiyen yerine getirmelerini sağlamaktı.
Bunu da başardığına göre Atticus sadece antrenmanlarına odaklandı ve askeriyenin onlara ilk sınavını vermesini beklemeye koyuldu.
Şansına, çok beklemesi gerekmedi.
Günler geçtikçe beklenen an kısa sürede geldi.
İlk sınavları.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!