Anı bulanıklaştı.
Ve sonra Zoey kendini bir ağaca yaslanmış, gözlerini yukarıdaki gümüş aya dikmiş halde buldu.
Dolunaydı.
Parlaktı.
Sakinleştiriciydi.
Yine de içinde öfke yanıyordu.
Neredeyse pes edecekti.
Neredeyse unutacaktı.
Teyzesine söz vermişti, ne olursa olsun tutacağına yemin ettiği bir sözdü bu.
Ya şimdi?
Dudaklarından küçük, acı bir kıkırdama döküldü.
"Berbat haldeyim."
Duygularının onu kontrol etmesine izin vermişti.
Neredeyse her şeyi çöpe atacaktı, hem de ne için?
Kıskançlık için mi?
Bir duygu için mi? Bu düşünce onu iğrendirdi.
"Jereva Teyze büyük hayal kırıklığına uğrardı."
Yumrukları sıkıldı.
Ne yapıyordu o?
Ne halt ediyordu böyle?
Böyle bir şey için her şeyi bir kenara atamazdı.
Onu sessizce izleyen Lumindra, içten bir şekilde gülümsedi.
Bunu hissetmişti.
Zoey'nin içindeki değişimi hissetmişti.
Utanç hâlâ oradaydı ama şimdi... şimdi daha güçlü bir şeyin altına gömülmüştü.
Kararlılık.
Zoey derin bir nefes verdi ve gözyaşlarını son bir kez sildi.
Gözleri kızarmış, ağlamaktan şişmişti ama umurunda değildi.
Gülümseyerek Lumindra'ya döndü.
"Teşekkür ederim, Lumi."
Başka söze gerek yoktu.
Aralarında bir bağ vardı ve birbirlerinin duygularını hissedebiliyorlardı.
Lumindra'nın gülümsemesi genişledi.
Havalanarak kanat çırptı, ardından usulca Zoey'nin başının tepesine kondu.
"Beni sonra övebilirsin," dedi takılarak.
Sesi daha da yumuşadı.
"Peki... şimdi ne yapmayı planlıyorsun?"
Zoey hiç tereddüt etmedi.
Gözleri alev alevdi.
"Onu tekrar görmem lazım."
Lumindra, içine sızan bir gurur kırıntısıyla başını salladı. Zoey'nin nihayet seçimini yaptığını biliyordu.
"O zaman gidelim."
...
Atticus, daha önce meditasyon yaptığı yere, adanın ortasına çoktan dönmüştü.
Dönüş yolunda, baş belası, kibir küpü ruhuyla karşılaşmıştı.
Ve elbette Ozeroth düşüncelerini dile getirmeden duramamıştı.
"Cık. Orada yaptığın şey fena değildi. Ama daha iyi olabilirdin."
Ruh, kollarını kavuşturmuş, sesinden küstahlık damlayarak onun yanında süzülüyordu.
"Daha soğuk olmalısın. Daha havalı. O cinsten kimsenin seni gafil avlamasına izin veremezsin! Kadınlar tehlikelidir evlat! Yüz verirsen astarını, yetmez tüm ruhunu alırlar!"
Atticus iç geçirdi.
Bu bağ kurma zımbırtısı neden bir sessize alma tuşuyla birlikte gelmiyordu ki?
Ozeroth hız kesmeden devam etti.
"Ama kendini rezil etmediğin için şükredelim. Eğer aptal gibi davranmaya cüret etseydin, aklını başına getirmek için tamamen hazırdım."
Dramatik bir şekilde saçını savurdu.
"Açıkçası, seni hizaya soktuğum için bana teşekkür etmelisin! Ben olmasaydım, kelimeleri toparlayamayıp kekeleyen, çaresiz bir aşık olurdun!"
Atticus onu duymazdan geldi.
Bunun yerine açıklığın ortasına geçip oturmaya hazırlanırken aklına bir şey geldi.
"Sahi... Zoey'nin ruhuyla senin arandaki mesele ne?"
Ozeroth donakaldı.
O her zamanki dramatik halleri bir anlığına son buldu.
"...Ne demek istiyorsun?" diye sordu, sesi tuhaf bir şekilde nötrdü.
Atticus tek kaşını kaldırdı.
"İkinizin arasında bir gerginlik hissettim." Başını hafifçe yana eğdi. "Ondan falan mı hoşlanıyorsun?"
Ozeroth patladı.
"BU NE CÜRET!" Sesi açıklıkta gürledi.
"Yüce Ozeroth 'hoşlanmaz'."
Göğsünü kabarttı.
"Bütün ruhlar aleminde benim için yanıp tutuşan kadınlar var!"
"Benimle olmak için yalvarıyorlar! Bastığım toprağa tapıyorlar! Benim ihtişamım—"
Atticus sırıttı.
"Kendine karşı ne kadar çabuk dürüst olmaya başlarsan o kadar iyi olur."
Ozeroth telaşla kekeledi.
"O mor saçlı tatlı kız kafana falan mı vurdu senin?! Ne saçmalıyorsun sen?!"
Atticus başını iki yana salladı, sırıtışı daha da derinleşti ama hiçbir şey söylemedi.
Tam oturmak üzereyken—
Bakışları titredi. Başını hafifçe yana çevirdi.
Ozeroth bunu anında fark etti.
"Oh? İkinci raunt için mi geldi?"
Kendini beğenmiş bir ifadeyle Atticus'un yanında süzülerek homurdandı.
"Ne kadar da ilgi arsızı küçük bir şey."
Atticus onu duymazdan geldi.
Bekledi.
Ardından ağaçların yaprakları arasından bir silüet belirdi.
Mor saçları arkasından dalgalar halinde dökülüyordu. Ormanda ağlayarak geçirdiği zamanın izleri olan ıslak lekelerle kıyafetleri kirlenmişti.
Zoey.
Atticus'un gözleri onunkilerle buluştu.
Açıklıkta soğuk bir rüzgar esti. Yine de bu soğukluk onlara ulaşmadı.
Yapraklar hışırdadı.
Gümüş ay ışığı onları parlaklığıyla yıkadı.
Sonra, Zoey konuştu.
"Söylemem gereken bir şey var."
Kızarmış gözlerinde artık gözyaşı yoktu.
Atticus'un algısı, hissettiği her şeyi sezecek kadar keskinliğini koruyordu.
İçindeki duygu fırtınasının yerini tek bir his almıştı.
Güçlü, sarsılmaz bir güç.
Kararlılık.
'Gözleri değişmiş.'
Atticus sessiz kaldı.
Sadece başını salladı.
Zoey derin bir nefes aldı. Ardından...
"Seni kıskanıyorum, Atticus Ravenstein."
Yumrukları sıkıldı.
"Seni kıskanıyorum."
Bunu tekrar söyledi.
Sonra tekrar.
Her seferinde sesi daha da güçlendi.
Ve sonra gözleri alev alev yandı.
"Ama bunun beni geride bırakmasına asla izin vermeyeceğim."
"Benim sebeplerim çok daha önemli."
Atticus hafifçe başını salladı.
"Güzel."
Zoey kararlı ve sarsılmaz bir sesle devam etti.
"Benden daha iyisin. Benim için fazla iyisin.
"Ve zaman geçtikçe, sana sadece ayak bağı olacağım.
"Ama ben bir insanım. Ve bencilim."
Kesik bir nefes aldı.
"Seni istiyorum, Atticus."
Sesi tüm çıplaklığıyla yankılandı.
"Seni hak etmiyorum ama seni istiyorum."
Yumruklarını daha da sıktı.
"Şu an bu aptalca his yüzünden seninle yüzleşemeyecek kadar utanıyorum."
"Ama bu değişecek."
"Değişmesini sağlayacağım."
Sonra başını kaldırdı, ifadesi sarsılmazdı.
"Ve başımı tekrar dik tutabildiğimde..."
"Geri döneceğim ve seni benim yapacağım."
Sessizlik.
Açıklığın üzerine yoğun, ağır bir sessizlik çöktü.
Atticus ve Zoey'nin bakışları buluştu.
İkisi de konuşmadı.
İkisi de gözlerini kaçırmadı.
Sadece bu yoğun anın içinde kayboldular.
İkisi de bir sıcaklık hissetti.
Ne yazık ki sahip olamayacakları bir sıcaklık.
En azından henüz değil.
O an geçip gitti ve Zoey başka tek kelime etmeden arkasını dönüp uzaklaştı.
Geriye sadece Atticus ve atıp tutan bir Ozeroth kalmıştı.
"BU NE KÜSTAHLIK!"
Zoey gider gitmez Ozeroth patladı.
"Yerlerde sürünüp yalvarması gerekiyordu! Hâlâ dik durmaya nasıl cüret eder!"
Ses tonu hafifçe değişti.
"...En azından bizim ondan daha iyi olduğumuzu kabul etti."
Atticus nefes verdi.
"Benim."
Ozeroth gözlerini kırpıştırdı.
"Ha?"
"Benim ondan daha iyi olduğumu söyledi. Bizim değil."
Ozeroth alayla burun kıvırdı.
"Ha o, ha bu!"
Umursamazca elini salladı.
"Sen. Ben. İkimiz de aynıyız."
Atticus başını yana eğdi.
"...Öyle miyiz?"
Ozeroth onu duymazdan geldi.
"Sen idare edersin. Ben mükemmelim."
Atticus iç geçirdi.
İflah olmazın tekiydi.
Başını iki yana sallayarak bakışlarını Zoey'nin gittiği yöne çevirdi, düşünceleri aklında dönüp duruyordu.

Yorumlar (2)
Yorum yapmak için giriş yapın
Bu seri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yorum Yap
Bildirimler
Henüz bildiriminiz yok
Profil Ayarları
Kabul edilen formatlar: JPEG, PNG, WebP, BMP, TIFF
Maksimum boyut: 2MB
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!